Cumhurbaşkanı’da Gofa Gelirse…

Basına şak diye bir haber düştü, Türkiye medyası olsaydı hemen FLAŞ! FLAŞ! FLAŞ! Diyecekti…

Cumhurbaşkanı  Mustafa Akıncı YÖDAK Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş’u görevden almış ve yerine apar topar bir başkasını da atayıvermiş!

Basına gönderilen görevden alma gerekçesine baktım.

Cumhurbaşkanlığı adına bu yazıyı kim yazdıysa, yüzüne gözüne bulaştırmış, Cumhurbaşkanı da bu kepazeliğe aleni şekilde alet olmuş.

YÖDAK Başkanı’nı görevden alma ile ilgili yasayı açıp okumadılarsa, ben burdan yazayım…

Yazayım ki, yarın mahkeme duvarına tosladıklarında şaşırmasınlar!

YÖDAK Başkanının ancak Yüksek Mahkeme yargıçlarının haiz olduğu şartlarda hakkında soruşturma yapılabilir veya  görevden alınabilir.

Ne diyor ilgili yasa, bakalım:

“ Madde 2, Fıkra 3: Yüksek Adliye Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen  ihbar ve şikayetleri, eldeki bilgi ve delilleri ve isnat olunan hal ve davranışları göz önünde tutarak, inceler ve disiplin  soruşturması yapılmasının uygun olup olmadığını takdir eder.

Yüksek Adliye Kurulu disiplin soruşturmasına  karar verirse, ilgiliye, isnat olunan hal ve davranışını bildirerek savunmasını dinler, gerekli gördüğü kimseleri yemin veya söz veya beyan tahtında dinler, konu ile ilgili tüm bilgileri toplar, delilleri saptar.  Bütün daire, teşekkül ve kurumlar ile gerçek ve tüzel kişiler, sorulan hususlara, haklı istisnalar saklı kalmak koşuluyla, cevap vermek ve diğer istekleri yerine getirmek zorundadırlar.

İlgili dilerse Yüksek Adliye Kurulu önünde kendisi ya da avukat aracılığı ile savunmasını yapabilir. Yüksek Adliye Kurulu isnat olunan hal ve davranışları sabit görmezse dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir.  Hal ve davranışları sabit gördüğü takdirde bunların mahiyetine ve ağırlığına göre bu madde  uyarınca işlemde bulunur.

Yüksek Adliye Kurulunun görevden çekilmeye davet kararının tebliğinden itibaren ilgili mezun sayılır ve bir ay içinde görevden çekilmediği ya da emekliliğini istemediği takdirde görevden çekilmiş sayılır.”

İlgili yasanın ilgili maddesindeki açıklamalar gayet açık ve net.

Cumhurbaşkanı topu Yüksek Adliye Kurulu’na atacaktı, YAK’ın vardığı sonuca göre de hareket edecekti, ancak öyle olmadı!

Cumhurbaşkanı’na Gökçekuş ile ilgili bir şikayet ulaştı, Cumhurbaşkanı da emekli bir savcıyı şikayeti “soruşturması” için atadı…

Bu noktada, tam da “korsan devlette ben bilirim, ben yaparım” mantığına uygun bir süreç başladı, Cumhurbaşkanı kendi eleştirdiği düzende eleştirdiği uygulama tarzını devreye sokuverdi.

Emekli savcı yasal olarak bu görevi üstlenemeyeceğini bilmiyor muydu?

Bal gibi biliyordu…

Cumhurbaşkanı başlattığı prosedürün yasaya uygun olmadığını bilmiyor muydu?

Bal gibi biliyordu…

Cumhurbaşkanı Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş hakkında şikayette bulunanların yedikleri haltları, tepeden tırnağa şaibe içinde olduklarını bilmiyor muydu?

Bal gibi biliyordu, bilmiyorsaydı eğer, bizim konuyla ilgili yazdıklarımızdan öğrenebilirdi, ki bu yazıları iki günde memlekette binlerce kişi okudu…

Öğrenebilirdi, ve sürecin nasıl işlemesi gerektiğini “anlayarak” Yüksek Adliye Kurulu’nu göreve çağırabilirdi.

Eğer Cumhurbaşkanı Yüksek Adliye Kurulu’nu göreve çağırsaydı eteklerdeki bütün taşlar dökülecek, tüm kirli çamaşırlar ortaya çıkacaktı…

Belli ki yasaya uygun şekilde kapsamlı bir soruşturma yapılması istenmedi, eğreti bir yöntem tercih edildi, çünkü birileri memnun olsun diye Gökçekuş’un infaz edilmesi kararı çoktan verilmişti…

Yapılan sözde soruşturmayla  “sözde de olsa biraz bir şeyler yaptık, sonra kellesini aldık, mahkemeye de giderse karar çıkmaz ayın son çarşambasında çıkar, o güne kadar da zaten görev süresi dolar” deriz mantığı güdüldü…

Böylece, Sn. Cumhurbaşkanı’nın bir yerde kendisini “borçlu hissettiği” paydaşların istedikleri sonuca varılmış oldu…

Cumhurbaşkanı’nın verdiği karar çok büyük ihtimalle daha ilk günden mahkemeden dönecek, kucağında patlayacak, kendisini bu yola yönlendirenler de ortadan sıvışacak, bu rezaletin bütün ayıbı ve vebali Cumhurbaşkanı’nın boynuna kalacak…

Cumhurbaşkanı belki farkında değil ama, YÖDAK’taki rezilliklerle ilgili esas kavga şimdi başlıyacak, eteklerdeki taşlar bir bir dökülecek, Sn. Akıncı bir taraftan Kıbrıs sorunu ile uğraşırken “akıl hocalarının” başına ördüğü bir başka çorapla daha uğraşacak…

YÖDAK Başkanı Gökçekuş’un yerinde olsam böyle bir kararı kesinlikle tanımam, Cumhurbaşkanı’nı kararında bahsettiği “tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat gibi temel değerlere ve görev icaplarına” önce kendisinin uygun davranması gerektiğini hatırlatırım, arkasından da görevden alma kararına karşı derhal mahkemeye başvururum, günahı olanın boynu altında kalsın derim…

Başta “adalet” kavramı olmak üzere, “tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat gibi temel değerlerin ve görev icaplarının” bir numaralı savunucusu tarafından sırf birileri memnun olsun, kirli çamaşırları ortaya çıkmasın diye nasıl ters yüz edildiğine açık ve seçik şekilde şahit olduktan sonra söyleyecek pek fazla söz kalmamış olsa gerek…

Sözün özü, göze giren toz göründü ama gözü kör eden “mertekler” her ne halse görülmedi, açık ve net bir şekilde tek taraflı ve zoraki bir hesap sorma süreci yaşandı, sonrasında da göstermelik bir yargılamayla infaza geçildi…

Bugüne kadar çok farklı bir gözle baktığım Sn. Akıncı’ya karşı olan düşüncelerim ve bakış açımın bugünden sonra 180 derece değiştiğini, ve eğer Sn. Akıncı görüşme masasında da işi bu yöntemlerle götürüyorsa, “vay halimize” demek durumunda kaldığımı da kendisine burdan mesaj olarak göndermiş olayım…

“Tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat gibi temel değerlerin ve görev icaplarının gereğini yapmak” başka şeydir, “gofa gelmek” ve bu kavramların arkasına saklanmaya çalışmak başka şeydir…

Açık ve net mi!!!

Reklam