“Çözüm Ve Çözülme” Tamtamları Farklı Telden Çalıyor

http://alweb.sk/prednisolone-for-dogs prednisolona

kamagra kopen belgië

http://modagulen.com/prednisone-20mg prednisolone 20 mg

tadalafil generic

cialis generika

kamagra oral jelly at walgreens

fildena 100

revatio price walmart

http://kawashimakotori.com/?prednisolona prednisona

buy indian viagra online

viagra navod na pouzitie

viagra to get pregnant

viagra prezzo attuale

vardenafil lek

pastile potenta viagra

buy viagra uk chemist

losartan amlodipine hydrochlorothiazide

Açıkcası, Sn. Akıncı ve ekibi, nasıl bir ekipse, ki hepsini de bir bir tanıyorum, bu sorunun çözümünde “zerre zırnık iktidara ve potansiyele” sahip değildirler…

Şimdi bunu yazıdığım için birileri havaya havaya sekecek…Seksin, hiç umurumda değil, gerekirse daha fazlasını da yazarım, söylerim…Kaderimin ve çocuğumun kaderinin belirlendiği bu süreçte kimsenin keyfine çanak tutacak değilim…

Bugün görüşme masasında oturan ve Kıbrıs Türk tarafını temsil eden bir ekip olsa da, bu ekibin çözümü şekillendirmede zerre zırnık etkisi ve potansiyeli yoktur, daha öncekilerin de hiç olmadıydı, şimdi de yoktur, böyle giderse, gelecekte de olmayacak!!!

Özellikle de, Rum tarafının dünyanın “iktidar sahibi” tüm kesimleriyle bire bir iletişim ve kordinasyon içinde olan ekibinin yanında zerre zırnık esameleri bile okunamaz!

Geçmişte okunmadı, şimdi okunmuyor, gelecekte de okunmayacaktır!

Bu kanıya nerden mi vardım? Söyleyim!

1960 ve 1974’de kaderimize hükmedenler, 1950lerden bugüne kadar içinde bulunduğumuz coğrafyayı şekillendirenler kimlerseydi, bugün da onlardır! Onlarla da son 50 yılda bire bir dirsek temasında olan özellikle içinde bulunduğumuz coğrafyayı şekillendiren ilişkilerde bire bir etkili olan Rum tarafı ve bağlı oldukları ve bugün ABD başkanına da seçimi kazandıran, onlarca yıldır devam eden ABD’nin kendi iç statükosunu yıkan lobidir…

Gerisi laf ola güzaf ola figürandır…

Ha, biri çıkar da “yok öyle değildir, “iktidar” biziz” derse, “yürrü da ense traşını göreyim, senin iktidarının gücü ancak ganimet furyasında elde ettiğin Mercedesciği çöp torbaları arasındaki kaldırıma parkedene ve sineklerin tabağına bıraktığı b…ku yiyene, “hükümdarlar” tarafından önüne konacak pilavı değil ağzınla, burnunla yiyecek kadardır…” derim.

Türkiye ile İsrail, Rum tarafı ile de Yunanistan ve Mısır çözümden sonra uygulamaya girecek bir enerji anlaşmasına yıldırım hızıyla imza koydular, Kıbrıs Türk tarafının ise esamesi bile okunmadı…En basitinden! Hade bizim mevcut hükümet, muhalefet ve görüşme masasındaki “heyet” bunun hesabını versin!

Nerdeydi bizim “paydaşlığımız, mal sahibi olarak ortaklık haklarımız”!!!…Yoksa bize soran mı yok!!!

Şimdi mesele, “hükümdarların” önümüze koyacağı pilavı yiyeceğimiz veya yemeyeceğimiz konusunda vereceğimiz karardır…

Çözüm pilavını yememiz istenecek!

Rumlar bu konuda çok rahat, belli ki pilav istedikleri gibi pişiyor ve neyin nasıl pişirildiğinden de haberleri var!

Bizimse net olarak ne olup bittiğinden haberimiz yok, sadece arada bir Sn. Akıncı’nın gidişata karşı bazı göstermelik Denktaşvari çıkışları var, bir gün Rumlar masadan kaçtı “kriz” var,  ertesi gün “hade da bitti bitiyor, geriye sadece şu bu kaldı…” var…

Ve bunları “hiç umursamadan” izleyen, sadece anı yaşayan, “kurtuluşun gökten zembille inmesini” bekleyen, istisnaları hariç, bir Kıbrıslı Türk güruhu var!

Eminim ki, “Allah nerden şu Kıbrıslı Türkleri başımıza bela etti de son elli senede Kıbrıs üzerindeki çıkarlarımızı bir türlü istediğimiz kılığa sokamadık…Bu Allah’ın başımıza bela ettiği, işine geldiğinde Türk, işine geldiğinde Kıbrıslı geçinen, tek derdi Rumdan aldığı ganimeti ve birbirini yiyerek bitirmeye çalışmak olan, birbirini yerken nüfusunun yarısının yaşadığı topraktan göç etmesine neden olan, bir gün çakma devletini ilelebet yaşatacağından dem vuran ve Rumlara söven, öteki gün sövdüğü Rum tarafındaki avantalara el atan, bir gün Rum tarafının sağladığı devlet imkanlarından ve kurduğu düzenden tek kuruş vergi ödemeden faydalanan besleme, diğer gün Türkiye’nin sağladığı imkanlardan beslenen bir başka türlü besleme olan ve bütün bunları hiç yüzü kızarmadan kabullenen,  kıskançlıkta sınır tanımayan, komşusu dandik bir Mercedes aldı diye kıçındaki dona kadar borçlanarak “Mercedesin Allahını” alan, ama seyrüseferini ödeyecek parası kalmayan, tek derdi çalışmadan, üretmeden kazanmak ve kendi yarattığı düzeni bol bol lafazanlık yaparak eleştirmek olan, Rum tarafına geçtiğinde “cennete geçtik” diyen, kendi tarafına geldiğinde “cehenneme geldik” diyen, ama cehennemi cennet yapmak için kılını zerre kadar kıpırdatmayan, kıpırdatanların da başını ezen, Kıbrıs gibi güzel bir adada yaşamayı hiçbir şekilde haketmeyen bu güruhun elinden nasıl kurtulacağız acaba???…” demektedir…

Kıbrıs Türkünün kafasındaki, ruhundaki mandıra travması çözülmeden çözüm olursa, emin olun bunları demeye de devam edecekler…

Sırası geldiğinde ve yeniden dizayn edilmemiz gerektiğinde de, Girne Kapısı’nı, Dikilitaş’I kafamıza yıkacaklar…

Aynı bugün Türkiye’de yaptıkları gibi…

Reklam