ELAM ve Türkiye

Rahmetli Rauf Denktaş, Türkiye ile KKTC arasında gerginlik yaratmak isteyenlere karşı uyarmış, “Anavatana dil uzatmak kahpeliktir” demişti bir röportajında.

Ben o kelimeyi “terbiyesizliktir” kelimesiyle değiştirmiştim başlıkta, yumuşatmak amaçlı.

Türkiye’ye karşı olan sessiz hınç, 10 yıldan bu yana dile geldi.

Hem de her geçen gün biraz daha artarak…

Ülkede olan her terslikten Türkiye’yi sorumlu tutmaya başladık. Trafik kazasından, dövizin yükselmesine kadar.

Hatta ayağı taşa takılsa Türkiye’den bilenler…

Ne turizm yatırımı, ne üniversite öğrencilerinin adaya kattığı ekonomik ivme takdir ediliyor.

“Oteller Kıbrıslı çalıştırmıyor!” bahanenin biri mesela…

“Peki sen yabancı işçinin yaptığı işi yapıyor musun” deyince cevap “ben üniversite bitirdim!”

Bundan birkaç yıl önce üst düzey bir görevde bulunmuş arkadaşımızın söylediği gibi tam da: “Biz Kıbrıslılar doğuştan müdür doğarık. Kala kala müsteşar ve Bakan olmak kalır bize…”

Öfkenin sınırı yok. Hatta ve hatta ELAM’ın ırkçı faşistleriyle Türkiyelilerin yaptığı darbı aynı kefeye koyacak kadar…

(Bunu asla tüm Kıbrıslı Türklere mal etmiyoruz. Anavatana yürekten bağlı, geçmişin tüm acılarından ders alarak dostunu düşmanını bilen Kıbrıslı Türkler, bu saydıklarımızdan çok daha fazla.)

Merhum Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın torunu ve iki arkadaşının Türkiyeli 6 kişi tarafından darp edilmesi herkesi derinden üzdü.

Ancak bazıları hiçbir şekilde kabul edilemeyecek bu olayı, Türkiye’ye çalım atma vesilesi haline getirip, “ELAM yapınca sesiniz çıkıyordu, ELAM’ın yaptıklarından ne farkı var” diyebildi 10 yaşındaki çocuğun bakış açısıyla.

Oysa öyle çok fark var ki…

ELAM, Kıbrıslı Türklere olan hıncından saldırıyor, bu magandaların yaptığı tamamen bireysel.

ELAM saldırınca ceza almıyor ama bu kişiler tutuklandı.

Saldırgan ELAM’lılar hiçbir şekilde bu adadan gönderilmez ama bu kişiler deport edilebilir.

Dörde bir oranının, yani adada çoğunluk olmanın gücünü tüm kurumlarda içselleştiren ve bu hakimiyetle, kendilerini adanın sahibi olarak gören Rumlar, son 70 yılda hiçbir Türkü haklı çıkarmadıkları gibi, hiçbir Rum’a da ceza vermediler.

1955-1974 yılları arasında, Rum’dan şikayetçi olup mahkemeleşen hiçbir Türkün davayı kazanmadığını ve kapıların açıldığı 2003’ten bu yana Güney Kıbrıs’a geçen Türklere karşı gerçekleştirilen olayların faillerinin hiç ceza almadığını görmek, iki olayın birbiriyle mukayese kabul etmeyeceğini ortaya koyuyor.

Yani, dünyanın her yerinde bu tür olaylar oluyor ancak bizi güvene veya güvensizliğe iten, bu olayların yargıdaki karşılığı.

Özetle, Geçmişten gelen yaraların bir kısmını sarsak da,yaşanan ağır travma, sonuçlarını geleceğe yayarak yavaş yavaş ortaya seriliyor. Günah keçisi de, her zaman olduğu gibi en yakınlarımız oluyor.

***

Tecavüz bize özgü mü?

Yunanistan basınını tararken ilginç bir veri gözüme çarptı. Yunan Adli Tıp Şirketinin verilerine göre Avrupa Birliği’nde (AB) her yıl 16 milyon 700 bin kadın fiziksel şiddet ve cinsel istismara maruz kalıyor ve Yunanistan’da her yıl 5 bin kadın tecavüze uğruyormuş. Bu 5 bin kadının sadece 150’si adalete başvurmuş. Diğerleri sessiz kalmış. Tüm bunların yanında Yunanistan’daki adli tıp uzmanlarının eksikliğinin de, olayları ortaya çıkarmada güçlük yarattığı ifade edilmiş haberde.

Tecavüz, cinayet, darp, terör, hırsızlık tüm dünyanın ortak sorunu ancak nedense bazı ülkeleri itibarsızlaştırmaya yönelik plan doğrultusunda hareket eden egemen medya, terörü İslamiyete, tecavüz gibi suçları İslam ülkelerine monte etmenin peşinde.

“Türkiye’de tecavüz arttı” iddiaları da bu hinliğin ürünü. Evet; tecavüz tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hep vardı ama bunları duyuracak iletişim araçları yoktu. (Ya da çok çeşitli değildi.) Tecavüz hep vardı ama toplumun sosyolojik yapısı bunların deşifresinden kaynaklanan problemleri tolore edecek kıvamda değildi. Tecavüz hep vardı ama devlet bu denli sahip çıkmıyordu mağdurlara. Tecavüz hep vardı ama tecavüze uğrayan yalnız kalıyordu alnına sürülen karayla. Tecavüz hep vardı ama utanç yanlış kişilerde konuşlandığından ağzını açamıyordu mağdurlar. Tecavüzü ve diğer suçları asla ve asla tasvip etmemiz mümkün değil. Suç işleyen, suçu nispetince en ağır cezaları alsın lakin, meseleye bir de bu yönüyle bakmamız, 80 milyonluk ülkede yaşananları, 10 milyonluk ülkede yaşananlarla karşılaştırmamız gerekiyor şayet dürüst isek…

Reklam