Hastane’de EEG skandalı(ymış!!!)

Bizim “çam üstüne çam devirme ustası” basın lafazanlık yapmayı çok ama çok sever, hatta ve hatta, o kadar sever ki, birinin devirdiği çama öteki de sırf sansasyon olsun diye balıklama atlar…

Bu memlekette hukuk ve adalet sistemi çatır çatır işlese, anında avukatlar devreye girer ve sağlam bir tazminat davası açarak, haber yapacağım diye lafazanlık yapanların, çam üstüne çam devirenlerin, insan haklarını hiçe sayanların anasından emdiği sütü burnundan getirir…

Amma ve lakin, malesef ki durum böyle değil, gündelik atılan çamur sayısının haddi hesabı olmuyor, at iziyle it izi birbirine öylesine karışıyor ki, kimin ne halt ettiği belli olmuyor.

İşte size en pespayesinden bir basın lafazanlığı örneği…

Haberin başlığı “Hastanede EEG skandalı!”…

KKTC’de sadece iki çocuk nöroloğu var, biri Yakın Doğu Hastanesi’nde, diğeri de devlet hastanesinde görev yapan Dr. Sabiha Güngör…Her ikisi de benim hastama bakan doktorlar, dolayısıyle de her ikisini de tanıyorum!

Her ikisi de yaptıkları işe azami itina gösteren, hasta odaklı, duyarlı doktorlar…

Belki aynı erdemleri her doktor için öne süremem, ama bu iki doktor için gönül rahatlığıyla sürerim!

Lafgüzarın biri devlet hastanesinde görevli olan Dr. Sabiha Güngör için çakma bir haber üretiyor ve diyor ki; Doktor, hasta başvurularında çocuklara, EEG çekimi için gereğini yapmak yerine kartvizitini veriyormuş; Hipokrat Yemini’ni unutuyormuş; “Hastanede çocuklara EEG çekilmiyor. Ya Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’ne gidin, ya da Gazimağusa’daki kliniğime gelin diyormuş; ” Paranız mı yok? O halde listeye çocuğunuzu yazayım. Hastanede ne zaman EEG çekimi başlar, sırası gelince çocuğunuzun da EEG’si çekilir” diyormuş; YDÜ hastanesinde çekilen EEG filmlerini CD okunmuyor veya çocuğunuz uyumadan EEGsi çekildi diyerekten reddediyormuş; doktor kendi kliniğinde EEG cihazı bulunduruyormuş ve hastaları oraya yönlendiriyormuş, vesaire vesaire…

Öncelikle, bir temennim var: Sansasyonel haber yapacağım diye memleketin devlette çalışan tek çocuk nöroloğuna böylesine acımasızca saldıran,  lafgüzar zihniyetin beyni “cızt” eder de bu doktorun eline düşer, o zaman dünyanın kaç bucak olduğunu görür…

Beş senedir nöroloji hastası olan ve bu süreçlerin nasıl gittiğini çok yakından bilen biri olarak, bu doktorun buraya gelmesi için Sağlık Bakanlığı nezdinde mekik dokuyanlardan biri benim, geldiğini duyduğumda fazlasıyla sevindim.

Hastamın sorunu başladığında ilk kez YDÜ’deki doktor devreye girdi ve bizi Türkiye hastanelerinin kapılarında sürünmekten kurtardı…

Bir süre sonra, Sağlık Bakanlığı’nın da uğraşlarıyla Dr. Sabiha Güngör de KKTC’ye geldi, böylece birinin yokluğunda öteki hazırda bekler oldu, korkularımız ve endişelerimiz de giderildi…

Dr. Sabiha Güngör göreve başladığı günden beri çocuk nörolojisi konusunda tam fonksiyonlu bir EEG merkezi kurulması için çabaladı durdu, günün sonunda bir EEG cihazı geldi, ancak çekim yapacak teknisyen bulunamadığı için sıkıntı devam etti.

Sağlık Bakanı’ndan aldığımız bilgiye göre de kısa süre önce teknisyen bulundu, teknisyenin sağlıklı bir ortamda çalışabilmesi ve çekimleri yapabilmesi için bir uğraş veriliyor, muhtemelen de sorun kısa sürede çözülecek…

Gelelim EEG’nin hangi şartlarda çekileceğine…

Evet, çocuk uyku halinde değilse, çekilen EEG’nin güvenirliği yoktur, veriler tam olarak sağlıklı ve güvenilir netice vermez!

Elinde güvenilir bir rapor olmayan bir nörolog da hastanın hastalığının gelişim süreci ve mevcut durumu hakkında sağlıklı bir karar veremez, tedaviyi düzenleyemez…

Diğer taraftan, bir nöroloğun özel kliniğinde EEG cihazı bulundurmasının nesi yanlış???

Bir nörolog EEG cihazı elinin altında olmadan işini nasıl yapar, hastanın beyninin içini mi açıp bakacak???

Dahası, hastanede kapı kapı dolaşmak istemeyen, hafta içinde çalışma saatlerinde çalıştığı iş yerinden izin alamayan, hastasına gece çekim yaptırmak isteyen bir hasta sahibi doktorun özel kliniğine kendi belirleyeceği en uygun saatte gidip de EEG çektirirse, ki bazen bu bir mecburiyettir,  bunun nesi yanlış???

Hipokrat yeminiyle filan böylesine hassas bir  işin ne alakası var?

Üstelik de bu doktor, geldiği günden beri devlet hastanesinde çocuk nörolojisindeki sorunları gidermeye çalışan bir doktor…

Kaldı ki, memleketteki iki çocuk nöroloğundan biri olarak sadece kendi özel kliniğinde hasta baksa, birçok hasta ister istemez kapısına gidecek, ciddi ciddi para kıracak…

Ancak gününün büyük kısmını devlet hastanesinde geçiriyor, akşam da kliniğine gitse ne yazar, ne yazmaz!

Efendim, YDÜ’de EEG çekimi 372.50 liraymış da elliye yakın aile parasızlıktan doktorun verdiği sıraya göre hastaneye çağrılmayı bekliyormuş!!!…

Kimse kusura bakmasın, ama sağlık hizmeti bedava olmaz, olamaz…

İster özelde olsun, ister devlette olsun, sağlık hizmeti en pahalı hizmettir.

Doktorun, cihazın, hemşirenin vesairenin masrafı havadan paraşütle inmez.

Aynı hizmet için burada çocuk nöroloğu olmasa ve mecburen Türkiye’ye gitseniz, sevkle gitseniz bile, maddi yönden yandığınızın resmidir…

Değil 372 lira, 3700 lira ile bile kurtulamazsınız, donunuza kadar borç harç içinde kalırsınız.

Gelelim işin özüne…

Sistemde hata varsa, sistemi eleştirebilirsiniz, düzeltilmesini isteyebilirsiniz, ama günah keçileri yaratarak ancak utanmazlık, ahlaksızlık yaparsınız, kaş yapacağım diye baş yararsınız…

Kaldı ki Sağlık Bakanı bile sistemi eleştiriyor ve çağdaş şartlarda iyileştirilmesi için uğraş veriyor ve yapmacık bir çaba içinde de değil…

Sistemde hata varsa, sistemi eleştirebilirsiniz dedik de, bu çarpık sistemin yaratılmasına sandığa gittiğinde onay veren vatandaş da sonuna kadar sorumludur ve başına geleni de paşa paşa çekmekle mükelleftir.

Doktor, hastane, bakanlık suçlu, ama sandığa gittiğinde kırk senedir zır cahil zihniyetle, üç kuruşluk menfaati uğruna, kısa günün karı uğruna oy kullanan ve sonra da beklediği hizmeti devletten alamayan vatandaş da günahsız, mağdur olan taraf!!!…Öyle mi?

Vatandaşın mağduriyetini de bir günah keçisi yaratarak ve sansasyonel haberlerle çözmeye çalışan lafgüzar ve çakma basın da sözde işini yapıyor!!!… Öyle mi…

Yok öyle yağma…

Bugün ülkede yaşanan sorunların temelinde vatandaşın sorumsuzluğu ve devleti yönetenlerin işgüzarlığı yatıyorsa, vatandaşı bilinçlendirmek için çaba göstermeyen, elindeki imkanı sırf rant ve lafgüzarlık şampiyonu olmak için kullanan basın dünyamız da en az vatandaş kadar sorumsuzdur, haksızdır, hatta ve hatta, çoğu konuyu enine boyuna araştırıp da tarafsız bir gözle yazmadığı, yansıtmadığı, taraf tuttuğu, işine geldiği gibi yanar döner bir politika izlediği için vicdansızdır, ahlaksızdır, ahlaksızın daniskasıdır…Bazı istisnalar kaideyi bozmasa da durum budur!

Bu da benim KKTC medyasındaki son 12 yıllık tecrübem…

Reklam