Şiddet ve Kadın!

Adı bile çirkin, ancak bazıları da, hele hele de her dertlerini baskıyla, şiddetle çözeceklerini, karşısındaki sindireceklerini sanan, ve hatta şiddet kullanmayı yaşam tarzı haline getiren bazı insan müsveddeleri kendi yöntemlerinin kendilerine karşı kullanılmasını, hatta misliyle kullanılmasını sonuna kadar haketmiyor da değil!

Peki, şiddete karşı şiddetle karşılık vermek doğru mu? Kanımca bir yere kadar doğru, hele de şiddet kullanılarak canınıza malınıza kastedilirse, ilk yapacağınız şey karşı koymak olur…Gücünüz yeterse, yüreğiniz yerse, tabi ki !

Amma ve lakin (bu lafı da çok sevdiğim için hep kullanıyorum), özellikle 1974 sonrasında biz bu kelimeyle çok da haşır neşir değildik!

Hatta ve hatta, nerdeyse sözlük anlamını dahi bilmezdik.

Şiddete başvuranlar toplumda kabul görmezdi, dışlanırdı, iyi gözle bakılmazdı.

Hele hele de, kendini şiddete karşı korumaktan bir yere kadar aciz olan kadına ve çocuğa karşı şiddet hiç hoş karşılanmazdı.

Şiddet, Kıbrıslı Türkün kültürüne ait bir kavram değildi, kimliğinde ve ruhunda pek yoktu.

Günümüzde ise, toplum yapısı, politik yapı ve zihniyette giderek yaşanan değişimler dolayısıyla yüzyüze kaldığımız bir gerçek haline geldi…

Haberlerde şiddetin olmadığı bir tek gün geçmiyor artık…

Ve, gün geldi çattı, şiddetin boyutlarıyla yüzleşme ister istemez başladı.

Kadına yönelik şiddetle mücadele çalıştayı başlatıldı, ki aslında böyle bir çalıştaya ihtiyaç duyulması bile bizim gibi bir toplum için tam anlamıyla bir yüz karasıdır…

Kadına yönelik şiddetin boyutlarında, en azından buzdağının görünen yüzü ifşa edildi.

En azından, bu akıl almaz aymazlığın var olduğu kabul edildi.

İnsana, özellikle de kadına yönelik şiddetin boyutları nedir, peki?

Cinsel şiddet, fiziksel şiddet, ekonomik şiddet veya baskı, psikolojik şiddet veya baskı, sosyal şiddet veya baskı, kültürel şiddet veya baskı, say say bitmez…

Bunun bir de, yukarda bahsettiklerimin ana sebebi olan, onları doğuran, onlara zemin hazırlayan yüzü var ki, adı pek konmaz, bahsi bile geçmez…

Bari adını ben koyayım: Politik şiddet veya baskı!

Kadına karşı cinsel, fiziksel, ekonomik, psikoloji şiddeti veya baskıyı doğuran ana sebep, politik şiddettir, politik baskıdır, politik aymazlıktır…

Eğer kadın baskı altında kalıyorsa, şiddet görüyorsa ve kendisine yardım edecek, sahip çıkacak bir kapı, bir yapı bulamıyorsa, bunun en önemli sebebi politiktir.

Devlet gereğini gerektiği gibi yapmıyor, sapkın zihniyetli erkek müsveddeleri de fırsatı değerlendirip, ellerindeki imkanları ve pozisyonları kullanıp,  canları istediği gibi kadına baskı veya şiddet uygulayabilmektedir.

Bugün Meclis başkanımız bir kadın, üstelik de kısa dönem de olsa ülkeye başbakanlık yapmış, kısa sürede de göz doldurmuş, takdir görmüş bir kadın, Sibel Siber…

Yargının en üst makamında, Yüksek Mahkeme Başkanı makamında oturan yine bir kadın, üstelik de o makama geldiği günden beri tüm hukuk camiası ve polisin, ve hatta duyarlı toplum kesimlerinin varlığından, adalet ve hukuk anlayışından derin bir güven duyduğu bir kadın, Narin Ferdi Şefik…

Yıllarca işlevsiz bir kurum olarak kalan, yozlaşmış  siyasilerin yozlaşmış çiftliğine döndürülen Ombudsman’ın başında güvenirliğiyle göz dolduran, memleketi babalarının çiftliği sanan bazı siyasilerin aklını yargı önünde başına getiren bir kadın, yargıç Emine Dizdarlı…

Demokrat Parti’nin Genel Sekreteri, Kıbrıs Türk siyasetinde ezberleri bozan, birçok insanın gönlünde taht kuran bir kadın siyasetçi,  Afet Özcafer…

Polis Genel Müdürlüğü mevkisinde oturup da o makama birbuçuk sene boyunca atanmayan, tam anlamıyla politik şiddete uğrayan, politik şiddet yoluyla kişiliği ve mevkisi aylarca saldırı altında tutulan, 40 senelik meslek itibarı katledilen,  kişiliğine saldırılacak diye tüm polis teşkilatının prestiji yerle bir edilen, bütün politik ahlaksızlıklara ve rezilliklere rağmen bu görevi vekaleten ve alnı açık yürüten de bir kadındı, Pervin Gürler…

Üstelik de Pervin Gürler’e, şimdiki Başbakan Hüseyin Özgürgün’ün arkadaşıdır bahanesiyle, ki bu konuda yazılı açıklama da yaptılar, her türlü rezilliği yapanlar, yargısız infazlara girişenler, bu memlekette insan hakkı dendi mi şampiyonluğu kimselere bırakmayan, ancak sıra insan haklarını katletmeye geldi mi, baş sıralarda hiç yüzü kızarmadan oturan, bir taraftan kadın haklarını savunan, ön plana çıkaran, diğer taraftan işlerine gelmediği için bir kadının hakkını da çatır çatır politize eden,  gasbeden, bir makamı partizanlık uğruna harcayan, bir diğer kadın polisi de politize ederek kariyerini erozyona uğratan CTP aklıydı…

Bu konuda geçmişte çok yazdık, çok söyledik, tınmadılar, geri adım atmadılar, yanlıştan dönmediler…

Ancak şunu da belirtelim ki, bazı CTP’li kadın politikacılar, Pervin Gürler’e reva görülen akıl almaz davranışları da hiç hoş karşılamadılar.

Hoş karşılamadılar, çünkü kadın siyasetçi olarak, CTPli de olsalar,  Pervin Gürler’e reva görülenlerin bizim memleketin her türlü çirkinliği içinde barındıran siyaset arenasında kendilerine de reva görülebileceğinin bilincindeydiler…

Evet, bu ülkede, herşeyden önce, kadına karşı politika ve partizanlık kaynaklı şiddetin sebeplerinin ortadan kaldırılması gerekir…

Gerisi, diğer tür şiddet sorunlarının çözümü, kendiliğinden gelir.

Diyeceksiniz ki, kadına karşı uygulanan politik şiddet erkeğe karşı da uygulanmıyor mu!

Evet, uygulanıyor, amma ve lakin, erkeğe karşı uygulanan şiddet ayyuka çıkarılırken ve erkek çatır çatır hakkını ararken, kadına karşı uygulanan şiddet, hangi boyutuyla olursa olsun, baskılanıyor, örtbas ediliyor, en basitinden polis veya yargı yoluyla hakkını aramaya kalkan kadınların önleri “göze pek görünmeyen ancak iliklerine kadar hissettikleri toplumsal veya politik sebeplerin doğurduğu baskı” yüzünden kesiliyor, kadın geri adım atmak zorunda kalıyor, ya da hakkını hiç arayamıyor…

Bunun da tek sebebi, sözü pek edilmese de, pozisyonları ve rolleri ne olursa olsun,  ülkedeki erkek egemenleri koruyup kollayan politik yapıdır ve zihniyettir…

Bereket versin ki, ülkedeki bu erkek egemen politik yapı en azından şimdilik yargı sisteminde yer alan kadınlara fazla el ve dil uzatamıyor…

Lafı fazla uzatmadan mesajı verelim: Madem ki bu ülkede kadına karşı envai tür şiddetin varlığı söz konusu ve bu da artık devlet seviyesinde kabul edildi, ülkemiz kadınları bu fırsatı kaçırmasınlar, gerek devlet gerekse sivil toplum örgütlerinde ve yer aldıkları tüm platformlarda artık seslerini duyurmaya baksınlar…

Aksi takdirde, bu ülkede egemen olan çarpık siyasi zihniyet, kadını sadece kullanacak, işine geldiği kadar haklarını tanıyacak, işine gelmediğinde ise kılıfına uydurup o hakları budamaya devam edecek…

Reklam