Uluslararası Diplomasi İşi Maskaralık Değildir!

Kıbrıs sorunu denen lanet olası sorunu çözmek için masada oturan Cumhurbaşkanı Akıncı’nın öncelikleri ve keza görüşmesi ve çözüme kavuşturması gereken konular arasında çözümden sonra TC vatandaşlarına (Rumların deyişiyle Türk vatandaşlarına) dört özgürlük hakkı verilmesi konusunun görüşme masasına getirilmesinin bile abesle iştigal olduğunu, böyle bir yaklaşımın güneşi yağmurla söndürmeye benzediğini yazdık ya, siyet dünyamızda Türkiye’nin çıkarlarını ön planda tutan siyasetçi bir dostum, ki kendisini gerçekten severim, duyguları gerçeklerden daha ağır bastığı için yazdıklarıma biraz “üzülmüş”…

Biz siyasetin ve diplomasinin gerçek anlamda ne olduğunu hala anlayamadık, bu açık ve net!

Kendi iç dünyamızda yaşadığımız, kabullendiğimiz, artık hiç mi hiç umursamadığımız basiretsiz, dirayetsiz, omurgasız siyaset anlayışımızın uluslar arası diplomaside de geçerli olabileceğini sanıyoruz.

Olmaz kardeşim, olmaz, olamaz!

Uluslar arası diplomasi maskaralık değildir!

Uluslar arası diplomasinin temelini uluslar arası hukuk oluşturur, haberiniz var mı!

Belli ki yok!

Kıbrıs meselesi denen belanın, çıkmazın özünde ise Kıbrıs’da yaşayan iki toplumun bir toprak parçası üzerindeki hak paylaşımı meselesi vardır.

Bunun haricinde de hiçbir şey yoktur.

Uluslar arası hukuk da Kıbrıs’da iki ayrı toplumun varlığını kabul etmiştir.

Bu bağlamda, iki toplumun haklarının haricinde masaya sürülen herşey farazidir, yapmacıktır, suyu bulandırmaya yöneliktir, işi yokuşa sürmeye yöneliktir!

TC vatandaşlarına çözüm sonrasında dört özgürlük (serbest dolaşım, yerleşim, mülk edinme ve çalışma hakkı) verilmesi konusu da tam anlamıyla işi yokuşa sürmek ve Rumun ekmeğine ballı yağ sürmektir.

Kaldı ki bunu ben bile kabul etmem, edemem.

Kıbrıslı Türkün ve Rumun belli bir kültürü, belli bir yaşam tarzı vardır ve hem maddi hem de manevi değerlerimiz zaten yeterince erozyona uğratılmıştır, dahası, mahvedilmiştir!

Endek göndek gerekçelerle bu yıkımın daha da  artmasına izin verilemez, bu kadar açık ve net!

Olmayacak duaya amin diyeceğimize, saçma sapan konularla zaman kaybedileceğine, gerçekten bize ve Türkiye’ye doğrudan veya dolaylı fayda getirecek işlere odaklansak, Rumlar çoktan köşeye sıkışırdı.

Hükümet ona buna rant sağlama, zırt pırt vatandaşlık verme derdiyle uğraşacağına, Sn. Akıncı sırtında siyah takım elbiseyle, elinde siyah çöp torbasıyla millete temizlik dersi vereceğine, o festival senin bu festival benim gezeceğine ve attığı nutuklarla suya yazı yazacağına, mevcut statükoyu darmadağın edecek politikalara kafa yorsa, sanırım işler başka boyutlara çoktan taşınmıştı.

Nasıl mı?

Hiç ihtiyacımız yok, aklımız bize yeter diyecekler ama, biraz daha akıl verelim o zaman…

Rumlar Enosis diye tutturduklarında biz masadan kaçacağımıza,  “ya üç ay içinde çözüm, ya da ayrılmak için referandum” diye tutturaydık ve ısrarcı olsaydık ve ciddi ciddi bu isteğimizde ısrarlı da olsaydık, bugünkü durum bambaşka olurdu!

Kendimizin bile adına uyuz olduğumuz şu KKTC lafını ortadan kaldırın, devletin adını olası bir çözümde alacağı formatla uyumlu olarak Kıbrıs Türk Devleti olarak değiştirin, ya da eskiye dönelim, dünyanın tanıdığı Kıbrıs Türk Federe Devletini yeniden kuralım!

Rumlar AB üyesi olmayan Rusya ve İsrail ile tek taraflı ekonomik ve askeri anlaşmalar mı yapıyor!

Biz de Türkiye ile aynısını yapıp, Kıbrıs’daki Türk askerinin varlığını Garanti Anlaşmaları statüsünden çıkarıp, özel savunma anlaşması statüsüne soksak, kim ne diyecek!!!!

İşte size bahane…Türk askerinin adadaki varlığı Garanti Anlaşmaları kapsamında değil, Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nin Türkiye ile yaptığı özel savunma anlaşması gereği Kıbrıs’da bulunduğunu gerekli hukuksal düzenlemeleri yaparak ortaya koyun!

Biri gık mı diyecek!

“Bak kardeşim, sen Rum tarafı olarak kafana estiği gibi benden habersiz işler yapıyorsun, üstelik de 100 binden fazla ve evinde her türlü savaş silahını bulunduran milisinle bana potansiyel bir tehdit oluşturuyorsun,  ben de sana sormadan kendi güvenliğimi sağlamakla sorumluyum, kusura bakma, bundan böyle Kıbrıs’daki Türk askeri varlığı artık Garanti Anlaşmaları kapsamında değil, Kıbrıs Türk tarafı ile Türkiye arasında yapılan “Güvenlik Anlaşması” temelindedir…” dersiniz…

İşte size anlaşmanın adını da koydum!

Kimse bunu yutmaz mı diyeceksiniz!

Afedersiniz ama, eşşek gibi yutmak zorundadır, yutacaktır, bu bir hukuk meselesidir!

Böylece Rumların sürekli olarak Kıbrıs’ın Türk askeri işgali altında olduğu iddialarını da hukuksal bir zeminde farklı bir boyuta çekecek, Rumların kendi kafalarına göre yaptıkları bütün işleri aynı potaya toplayacaksınız, sorgulayabileceksiniz!

Enerji siyasetinde Rumlar bildiğini mi okuyor, Kıbrıs Türk tarafı olarak uluslar arası hukuk bağlamında başvurabileceğimiz hukuksal yollara başvurduk mu?

Hayır, vurmadık, bıraktık Türkiye balıkçı takasıyla denizlerde dolaşsın, Rumlara Mehter Marşı dinletsin!

Ne kazandık peki!

Saçmalığın daniskasını kazandık, yok Mehter Marşı’ydı, yok Dillirga Türküsü’ydü, yok bilmem neydi, saçmaladık durduk, zaten tek bildiğimiz de bu!

Diğer taraftan, son günlerin en önemli konularından biri de Türkiye’nin mali desteği son aylarda kestiği ve devletin kasasında kaynak kalmadığı, aşırı baskı altında kalan Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın da yüreciğinin bu baskılara daha fazla dayanamayarak hastanelik olduğu noktasında!

Kardeşim, bu memleketin sokaklarından bile çantalar içinde para akıyor, mesele para meselesi değil, rant düzeninin yıkılması ve  o paranın kayıt kuyut altına alınması ve vergisinin de alınmasıdır!

Ancak bugünkü siyasileri o koltuklarda tutan o rant düzenidir!

Hem rant düzeni devam edecek, hem de Türkiye’den mali destek gelecek!

Yok öyle yağma, ben olsam ben de zırnık koklatmam ve kendi yarattığınız kokuşmuş rant düzeniyle yüzleşin, devletinizi adam gibi yönetmeye bakın, başınızın da çaresine bakın derim…

İnanın bizim hükümetler ekonomi ve adaletli vergi toplama noktasında gereğini yapsalardı, değil bir bütçe, iki bütçe bile oluştururduk ve Türkiye’nin mali desteğini de ülkenin profiline uygun yatırımlara yönlendirirdik…

En basitinden bu düzenlemeleri hukuksal boyutuyla yapmak çok mu zor!

Hiç değil, mesele kafasını endek göndek işlerle meşgul eden ve bizi Rumlar karşısında ezen omurgasız siyasetçilerin “engelli, açılım üretemeyen, saplantılı, bir bakkal dükkanını bile yönetmekten aciz, sadece kısa günün karına odaklanmış” beyin kapasiteleri  ve cesaret ve dirayetten yoksun olan yürekleridir!

Reklam