Ortadoğu’yu Sarsan 6 Gün

Ünlü Amerikalı gazeteci John Reed Ekim 1917’de Rusya’da meydana gelen  devrimi “Dünyayı sarsan 10 gün” olarak nitelemişti. 5-10 Haziran 1967’de yer alan Arap-İsrail savaşı için “Ortadoğu’yu sarsan 6 gün” diyebiliriz. Ellinci yıldönümünde Ortadoğu’yu şekillendiren bu savaşı hatırlamakta yarar var. Savaşın oluşturduğu sorunlar 50 yıl sonra hala çözüm bekliyor. Bu nedenle dünya basınında konu ile ilgili çok sayıda yazılar, yorumlar yayınlanıyor.

“Altı gün savaşı” İsrail için çok büyük bir zaferdi. Komşusu tüm Arap ülkelerini yenilgiye uğratarak Kudüs’ün tümünü almış, topraklarını büyük oranda genişletmişti. Batı Şeria bölgesi ve Golan Tepeleri hala İsrail işgali altındadır. Sina Yarımadası’ndan Mısır’la imzaladığı Camp David Anlaşmaları sonucu çekilmişti. Bunun karşılığında en büyük Arap devleti Mısır onu tanımış ve aralarında barış sağlanmıştı. İsrail, Gazze Bölgesi’nden 2005’te kendisi çekildi ama bölgeyi boğucu bir muhasara altında tutuyor. Savaş Araplar için büyük bir hezimetti. Arap dünyası hala bu travma ile yaşıyor. 1967 savaşında Doğu Kudüs’ü ve Batı Şeria’yı kaybeden Ürdün 1994’te İsrail’le barış anlaşması imzaladı. Savaşın en büyük kaybedeni Filistin halkı oldu. 50 yıldır İsrail işgali altında yaşıyor ve ufukta umut yok. BM Güvenlik Konseyi’nin 22 Kasım 1967’de oy birliği ile aldığı ünlü 242 sayılı karar İsrail’in işgal ettiği topraklardan geri çekilmesini talep ediyor ama bu karar hayata geçirilmedi. Şimdi Araplar ve Filistinliler İsrail’in 1967 savaşı öncesi sınırlarına geri çekilmesini ve Batı Şeria ile Gazze’de Filistin devleti kurulmasını, bunun karşılığında İsrail’le barış yapmayı öneriyorlar. İki devlet (İsrail, Filistin) çözümü olarak bilinen bu formülün hayata geçme şansı çok zayıfladı. İsrail, Batı Şeria bölgesinde Yahudi yerleşim yerlerini genişletiyor. Doğu Kudüs’ün etrafını yerleşim yerleri ile doldurdu. Golan Tepeleri’nden çekilmeye hiç niyeti yok.

Elli yıl sonra Ortadoğu’da Arap devletlerinin sergilediği kaotik tablo İsrail için bulunmaz nimet. İki devlet çözümünün yerini neyin alacağı belli değil. Filistin İdaresi çok zayıf. El Fetih’le Hamas kendi aralarında kavga ediyorlar. İsrail 50 yıl önce savaşta kazandıklarını koruyor ve bunu değiştirecek güç yok. Suudi Arabistan-Katar krizinin de gösterdiği gibi Araplar kendi aralarında kavga etmekle meşgul. Filistin davası büyük oranda unutuldu. İsrail her yönden güçlenirken Arap dünyası krizden krize sürükleniyor.

1967 savaşı Arap dünyasının ve Arap milliyetçiliğinin tartışmasız lideri olan Cemal Abdel Nasır’ın sonunu getirmişti. Nasır, Arap kitlelerini neredeyse büyüleyen, peşinden sürükleyen karizmatik bir liderdi. Altı gün savaşının patlak vermesinde yaptığı hataların büyük payı vardı. Mısır ordusunun İsrail karşısında perişan olması Nasır efsanesini bitirdi. Savaş, Pan-Arabizm, Arap milliyetçiliği için sonun başlangıcı oldu. Oluşan ideolojik boşluğu zaman içinde İslamcılık doldurdu. Dolayısıyla Ortadoğu’da siyasal İslamcılığın yükselişi ile 1967 yenilgisi arasında bağ vardır. Nasır 1971’de öldü ve yerine gelen Enver Sedat İsrail’le Camp David Anlaşması’nı imzaladı, Sovyetler Birliği ile ittifaka son verip ABD ile ittifak kurdu ve İslamcılara taviz vermeye başladı. Sonuçta radikal İslamcılar tarafından öldürülmesi ilginç bir ironidir.

1967 yenilgisinden sonra Araplar gerekli dersleri çıkarabildi mi?  Sadık El Azm isimli Suriyeli bir akademisyen 1968’de “Yenilgiden sonra Özeleştiri: 1967” başlıklı bir kitap kaleme almıştı. Kitabın Arapça isminde yenilgi için hezimet (hazima) kelimesi kullanılıyor. Sanırım Arapların özeleştirisi bağlamında yazılmış en önemli kitaplardan biridir ve hala okunmasında yarar var. Sadık El Azm kitabında 1967 yenilgisinden sonra Arapların özeleştiri yapmaları gereğine işaret eder. Sadece dış güçleri eleştirerek, çuvaldızı kendine batırmadan, slogancılıkla, düşmanı küçümseyerek bir yere varılamayacağını vurgular. Azm sadece askeri yenilgiden söz etmiyor. Toplumun geçerliliğini yitirmiş düşünce biçimlerinden kendini kurtaramaması ve bunun doğurduğu acı sonuçlardan söz eder. Örneğin Azm askeri yenilgi konusunda sadece ordudaki subayları eleştirmenin yeterli olmadığını, subayların içinden çıktıkları toplumun ürünü olduklarını, toplumun yapısının iyi incelenmesi gerektiğine, sorunların orada yattığına işaret eder. Kafayapısının önemini vurgular. Aradan 50 yıl geçti ama Azm’ın bu görüşleri geçerliliğini koruyor.

1967 savaşı bir çok yönden incelenebilir. Bu konuda çok sayıda kitap, makale yazıldı ve hala yazılıyor. 50 yıl sonra, özellikle Arap ülkelerinin şimdi içinde bulunduğu durum göz önünde bulundurulduğunda Sadık El Azm’ın belirttiği özeleştiri ihtiyacı artarak devam ediyor. Sadece Arap toplumlarının değil, tüm Müslüman toplumların özeleştiriye ihtiyacı var.

Reklam