90. Dakikada 90’dan Golü Çakmak…

Balık hafızalı olanlara, özellikle siyasetçi geçinip de devletlerin başında duranlara ve onları seçenlere hatırlatalım…

İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki bütün büyük çaplı savaşlar Doğu Akdeniz coğrafyasında yaşandı…

Üç tane Arap-İsrail savaşı…Üçünü de İsrail kazandı…

Üçüncü Arap-İsrail savaşının hemen arkasından 1974’de iki NATO ülkesi olan Türkiye ve Yunanistan’I karşı karşıya getiren Kıbrıs savaşı…Bereket versin ki tüm savaşlar arasında en az zayiatın yaşandığı savaştır).

Arkasından yıllarca süren ve milyon üzerinde can kaybına sebep olan İran-Irak savaşı…

Arkasından birinci ve ikinci Körfez savaşları…

Arkasından Arap Baharı denen ve bulaştığı tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerini mahveden ve halen yer yer devam rezillikler savaşı…

Şu anda sıradaki ise Katar-Suudi Arabistan savaşı olabilir…

Olursa ne olur?

ABD’nin aklıyla Büyük Ortadoğu Projesi’nde rol alan, kan dökülmesine çanak tutan bu iki ülke birbirine girerse, bir kez daha ABD’ye “çözümcü” rolü düşer, gereğini yapar, önce savaş süresince kendisine ayak sürüyen tayfayı temizler veya temizletir, sonra da bölgede istediği gibi bir dizayn yapar…

Dini sömüren, ABD’nin aklıyla komşu ülkelerin mahvına sebep olan bu iki ülke birbirine girerse, ki şu anda hafiften girmiş durumdalar, olan sivillere olacak, yine kan gövdeyi götürecek…

Bunların haricinde, başta ABD güdümündeki PKK-PYD olmak üzere irili ufaklı terörist faaliyetler Doğu Akdeniz coğrafyasından hiç eksik olmadı, bölge halkları “büyük tezgahı” göremediği ve din kisvesi altında afyonlandığı sürece  olmayacak da…

Katar-Suudi gerginliği devam ederken ve bu bahaneyle saflar belirginleşirken, bir tarafta Türkiye-Katar-İran-Rusya yer alırken, diğer tarafta Suudi-ABD ikilisi yer almakta…

Peki gözler Katar-Suudi gerginliğine dönmüşken  Türkiye’nin güneydoğusunda ne oluyor?

IŞİD denen çapulcu mahlukatlar  sürüsünü yaratan ve Rusya’nın müttefiki Suriye’nin başına bela eden ABD derin devleti, PKK’nın çapını PYD ile genişletiyor ve IŞİD denen çapulcular sürüsünü yok etmek için bir başka çapulcular sürüsü yaratıyor, besliyor,  üzerlerine salıyor…

Nihayetinde IŞİD denen mahlukatlar sürüsünün temizlenmesi artık an meselesi…

Peki sonra ne olacak?

ABD şu anki sayıları 60 bini bulan çakma Kürt ordusuna “hadi işiniz bitti, IŞİD temizlendi, hade bakalım silahları bırakın ve ortadan kaybolun…” mu diyecek!

Yoksa, hazır ordusu da hazırlanmışken  Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyini kapsayan bir Kürt devleti mi kuracak!

E, peki bu devletin başkanı kim olacak?

Daha birkaç hafta önce Türkiye’deki anayasa değişikliği referandumunda AKP’yi ve Erdoğan’ı desteklemek için Türkiye’nin güneydoğusunda  “özel gayret” sarfeden, diğer taraftan PKK’yı bağrında barındıran ve ABD’nin Ortadoğu hareminde başgözde olan Barzani olsa nasıl olur, mesela!

PKK, PYD ve Barzani üçlüsü güçlerini birleştirse, bu gücün başına da hala hazırda elinin altında özerk bir devlet ve çakma bir peşmerge ordusu bulunduran, üstelik de mevcut Türkiye iktidarıyla bugüne kadar ahbap-çavuş ilişkilerini götüren, yeri geldiğinde hem nala hem mıha vuran Barzani geçse, hiç fena olmaz, değil mi!

Sanırım bu gidişatın sonunun da böyle bitmesi sadece bir veya iki senelik meseledir, en fazla.

Peki bu gidişatta AKP iktidarı ne yapacak?

AKP iktidarının uzantıları, ki artık FETÖcü olarak anılıyorlar,  Atatürkçü subayların olası bir darbesiyle karşı karşıya kalmamak için kumpaslarla ordu içinde darbe yaptılar, sonra da ordu ve polis içine kendi elemanlarını yerleştirdiler, sonra da yeterince güç kazandıklarını sandıkları sırada, kendi iç temizliklerine giriştiler, ancak iyi organize olamadıklarından yüzlerine gözlerine bulaştırdılar…

Bu organize işlerin sonucunda çok değil, daha on sene öncesine kadar tüm Ortadoğu bölgesinde en güçlü denge unsuru olan Türk ordusunun tüm maddi ve manevi değerleri yok edildi ve ABD’nin emperyalist çıkarlarına yağla bal sürüldü, meydan çapulculara, çarıklı itlere, donsuz kopuklara, soysuz sopsuzlara, silah ve uyuşturucu kaçakçılarına, petrol kaçakçılarına kaldı, bir taraftan çoluğun çocuğun kanı dökülürken diğer taraftan rant çarkları çatır çatır işledi, hala da işlemektedir…

Özellikle son on yıllık süreçte, hangi taşı kaldırsak altından ABD çıktı, her seferinde de golü doksanıncı dakikada doksandan attı, istediğini yaptı, yapamadığı yerde ise manevra alanı kazandı, cepheleri genişletti, rakiplerini şaşırttı, rakiplerinin ilgi odaklarını sürekli bir noktadan ötekine kaydırdı…

Sadece Suriye içinde doğrudan aktif olan ve Ortalığı kan gölüne döndüren, sürekli aktif halde olan ve silah, uyuşturucu ve petrol kaçakçılarının rantına ortak olan 26 örgüt var, ki bunların çoğunun adını biliyorsunuzdur…

Arada bir aktif olup da kılık değiştiren veya ötekilere katılan örgütleri de sayarsak bu sayı yüzü rahatlıkla aşar…

Peki, süper güçlerin cirit oynattığı bir bölgede, üç tane çapulcu bir araya gelip de bir terör örgütü kurabilir mi, kendi kafasına göre eylem yapabilir mi?

Nah kurar, nah yapar!

Durum böyleyken, biz şu lanet olası Kıbrıs sorununa çakıldık kaldık…

Rum tarafı yanına hem ABD’yi ve ABD sermayesini aldı, hem AB’yi aldı,  hem de Rusya ile İsrail’I aldı…

Türk tarafı, yani bizdeniz ise, artık Doğu Akdeniz coğrafyasında hiçbir hükmü geçmeyen, Rum tarafının yanında olan güçlerle de köprüleri nerdeyse tamamen atmış ve ortak çıkarlar açısından artık onlara da bir fayda sağlayacak durumda olmayan Türkiye’yi arkasına aldı…

Peki, Cenevre’de ne olur?

Rum tarafı ayak sürümeye devam eder, Türk tarafına olmayacak teklifler getirir, Türk tarafı ise hop oturur, hop kalkar, söver sayar, sinir krizleri geçirir, süreç yine tıkanır…Olacak olan budur!

Zaten CTP tayfası “böyle gidecekse, en doğrusu görüşmelere bir süre ara vermektir”  demedi mi!

CTP tayfası bunu durduk yerde mi söyledi!

UBP tayfası ve onların dümen suyundakiler de olmayacak duaya amin diyerek, hala dedemin zamanından kalma ve adadaki Kıbrıslı Türklerle Rumların güvenliğini değil, Amerika’nın ve NATO’un Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını kollamak için yaratılmış  güvenlik ve garantilerden bahsediyor…

Ne yazık ki, bu tayfanın aklına bir türlü Türkiye ve Kıbrıs Türkü arasında varılacak özel ve kapsamlı bir güvenlik ve savunma anlaşmasına odaklanmak, öyle bir hakkı koparıp almak gelmiyor, gelse de kavgasını verecekleri irade yok…

Rum tarafı ise,Türkiye’nin köşeye fena halde sıkıştığını gördüğü için elindeki kozları, gücü ve yetkileri kesinlikle Türk tarafı ile paylaşmaya niyetli değil, paylaşmayacak, anlaşmayacak, akıl ve ayak oyunlarına devam edecek, Türk tarafı da Rumların ayak oyunlarına takılacak, düşe kalka yoluna devam edeyim darken maskara olmaya devam edecek…

Kısacası, Rumlar yine bize doksandan bir doksanıncı dakika golü atacak, yediğimizle kalacağız.

Bu arada, Türkiye, 2016 yılında KKTC’nin altyapısını geliştirmek için 433 milyon lira ayırmış, proje üretilmediği için bu paranın 287 milyonu geri gitmiş!

Tıpkı daha önce geri giden, yüzlerce, hatta milyarlarca lira gibi…

Şimdi soralım, avcuna altın tepside sunulan imkanları yıllar yılıdır heba eden, memleketi ona buna ve kendilerine peşkeş çeken, küçücük memleketin tüm maddi ve manevi değerlerinin rant, ganimet, uğruna mahvedilmesine seyirci kalan ve hala daha başına iki eliyle bir gözünü çıkaramayan çakmak Hasan ile kibrit Hüseyin’i seçen,  milli Meclis’inin şerefinin iki paralık olmasına defalarca ama defalarca seyirci kalan, işine gelmediğinde Rum tarafının anasından girip bubasından çıkan, işine geldiğindeyse Rum devletinin sağladığı imkanları sonuna kadar tepe tepe kullanan, üç kuruşluk menfaat uğruna tüm maddi ve manevi değerlerini yerle bir eden, çoluğunun çocuğunun geleceğini satan, ipotek altına alan, kendi kalesine sürekli olarak doksanıncı dakika  golü atan, peşkeşten, ranttan elde ettiği Mercedesciğini sürerken kendini bir halt oldu zanneden şu Kıbrıs Türkü’nün müstahakı nedir???

Hade bir zahmet, bir cevap verin, verecek kadar yürek kaldıysa!!!

 

Reklam