Ajans Cyprus/ Lefkoşa
10 Ocak Dünya Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutlarken, bu mesleğin artık yalnızca zor değil, kimi zaman hayati riskler barındıran bir alana dönüştüğünü görmezden gelmek mümkün değil. Gazetecilik bugün; bir meslek olmanın ötesinde, açık bir direnç alanı, ağır bir sorumluluk ve bedeli giderek büyüyen bir hak mücadelesidir.
Dünyanın farklı coğrafyalarında gazeteciler gerçeğin peşine düştükleri için hedef alınıyor. Bunun en kanlı ve en açık örneklerinden biri, yakın tarihte Gazze’de yaşandı. Uluslararası hukuka göre sivil statüsünde olmalarına rağmen, Katil İsrail ordusu tarafından görev başında katledilen gazeteciler, yalnızca canlarını değil, halkların haber alma hakkını da birlikte yitirdi. Üzerlerinde “PRESS” yazılı yeleklerle vurulan, canlı yayın sırasında öldürülen, aileleriyle birlikte enkaz altında kalan meslektaşlarımız, çağımızın utanç hanesine kazındı.
Ancak gazeteciliğe yönelik tehdit yalnızca savaş bölgeleriyle sınırlı değil. Daha küçük, daha “sessiz” coğrafyalarda da gerçekleri yazmanın bedeli ağırlaşıyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde mesleğini icra eden gazeteciler, son yıllarda organize suç yapılarının, karanlık ilişkilerin ve çıkar çetelerinin doğrudan hedefi haline gelmiş durumda. Haber yapan, isim yazan, bağlantıları sorgulayan gazeteciler tehdit ediliyor, baskı altına alınmak isteniyor; kimi zaman açık mesajlarla, kimi zaman örtülü gözdağlarıyla susturulmaya çalışılıyor.
Bu tehditler yalnızca bireysel güvenliği değil, toplumun tamamının doğru bilgiye erişim hakkını hedef alıyor. Çünkü gazeteci susturulduğunda, gerçeğin sesi kısılıyor; korku yaygınlaştığında ise karanlık daha da cesaretleniyor.
10 Ocak bu yüzden sadece bir “kutlama günü” değildir. Aynı zamanda mesleğin geldiği noktayı dürüstçe konuşma, bedel ödeyenleri anma ve susmamaya dair bir hatırlatma günüdür. Gazze’de katledilen gazetecilerle, KKTC’de tehditlere rağmen kalemini bırakmayan gazeteciler aynı hakikat zincirinin halkalarıdır.
Bugün, her şeye rağmen görevini yapmaya devam eden tüm basın emekçilerinin gününü kutlarken; gerçeği yazdığı için öldürülenleri, tehdit edilenleri ve yalnız bırakılanları da unutmuyoruz. Çünkü gazetecilik, korkuya teslim olduğunda değil, tam tersine korkuya rağmen yazıldığında anlamlıdır.
Gerçek, ancak onu savunacak cesaret kaldığı sürece hayatta kalır.






