Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde mevcut çalışma düzeni içinde sosyal güvenlik sistemine kayıtlı yaklaşık 165 bin sigortalı bulunuyor. Bu sigortalıların yaklaşık 70 bini İhtiyat Sandığı iştirakçisi, 22 bini ise işveren konumunda yer alıyor. Veriler, sistem üzerindeki yükün her geçen gün arttığını ortaya koyuyor.
Sigortalıların dağılımına bakıldığında, toplam sayının yaklaşık %47’sini KKTC vatandaşları, %35’ini Türkiye Cumhuriyeti çalışma izinliler, %28’ini ise üçüncü ülke vatandaşları oluşturuyor. Bu geniş ve çok uluslu yapı, denetim ihtiyacını daha da kritik hale getiriyor.
Denetimde Ciddi Açıklar Var
Sosyal güvenlik sisteminin ana omurgasını oluşturan Çalışma Dairesi, İhtiyat Sandığı ve Sosyal Sigortalar Dairesi bünyesinde görev yapan müfettiş sayısı ise yalnızca yaklaşık 40. Özellikle iş kazaları ve iş güvenliği denetimleri açısından bakıldığında, mevcut denetim mekanizmasının yetersiz kaldığı net biçimde görülüyor.
Denetim yoğunluğu, sistemin işleyişine yönelik ağır baskılar, araç-gereç eksikliği ve zorlayıcı çalışma koşulları nedeniyle denetimler çoğu zaman gecikiyor ya da öteleniyor. Bununla birlikte, yasal mevzuattaki eksiklikler nedeniyle ortaya çıkan zararların önemli bir kısmı işçi lehine sonuçlansa da, sistemsel sorunlar kalıcı biçimde çözülemiyor.
Hür-İş: Denetimler Tüm Zorluklara Rağmen Önemli Bir Başarı
Hür-İş Federasyonu, yaptığı değerlendirmede özellikle Çalışma Dairesi’nin, sahip olduğu sınırlı imkânlara ve zorluklara rağmen denetim yapabilmesinin önemli bir başarı olduğunu vurguladı. Açıklamada, İhtiyat Sandığı ve Sosyal Sigortalar Dairesi müfettişlerinin denetimlerinin de sistem açısından kritik rol oynadığına dikkat çekildi.
Federasyon, bürokratik uygulamaların azaltılmasının, denetimlerin etkinliğini artıracağını ve daha iyi sonuçlar doğuracağını belirtti.
“Devletin Gücü, Kurumlarının Verimliliğinden Geçer”
Açıklamanın sonunda, devletin daha ileriye gidebilmesinin yolunun, devlet kurumlarının etkin, hızlı ve verimli çalışmasından geçtiği vurgulandı. Sosyal güvenlik alanında denetim kapasitesinin artırılması, hem çalışanların korunması hem de sistemin sürdürülebilirliği açısından kaçınılmaz bir gereklilik olarak öne çıkıyor.






