Yeni haftanın bu ilk gününde en güzel temennilerle herkese mutlu, huzurlu bir hafta diliyorum… Sırf dilemekle güzellikler çoğunluğa geçse, harika olurdu.
Eskiden yağmur duasına çıkılırdı, şimdiler de huzur duasına mı çıkılsın?
Olağanüstü felaketler, olağanüstü durumlar, özellikle sorumlu konumda olanların eseridir.
Ekonomide boyut büyüklüğü nedeniyle olağanüstü sorunlar da sorumluların ihmallerinin ürünüdür.
***
Hayat Pahalılığı ödeneğiyle ilgili Mecliste kaldığı yerden görüşülecek yasa tasarısı ve kelimesi kelimesine aynı yayımlanan Yasa Gücünde Kararname..
Hayat pahalılığı…İki kelimelik tanımlamadan öte, bir hayat gerçeğidir.
Kuzey Kıbrıs’ta bugün tartışılan sadece bir hayat pahalılığı ödeme uygulaması değil, adalet duygusunun kendisidir.
Hükümet yasa gücünde kararnameyi çıkardı. Ama sonuç aldı mı? Şu ana kadar hayır.
Çünkü ekonomi matematikle, toplum ise duyguyla çalışır.
Matematik doğru olabilir, ama toplum ikna olmadıysa sonuç eksiktir.
***
Bugün Cumhuriyet Meclisi yeniden toplanıyor. Sendikalar da genel grev ardından sokakta, meclis önünde olacak. Meclis salonunda muhalefet uzun konuşmalar yapacak.
Bu satırları yazarken hükümete yakın kaynaklardan aldığım bilgiler Başbakan Ünal Üstel’in kalınan yerden devam ve sonunda oylamaya gitmeyi hedeflediği yönünde.
***
İnsanlar konuşa konuşa anlaşır. Bu konuda konuşmalar uzlaşı ve çözüm mü yoksa, neye yarayacağı bilinmeyen bir zaman kazanma çabası mı? Hükümetinin niyeti ortada… Üç aylık hayat pahalılığı ödensin. Dokuz ay beklesin. Ocak 2027’de toplu verilsin.
Kağıt üzerinde bir izahı var elbette.. Ama hayat kağıt üzerinde yaşanmıyor. 1 Nisan’dan itibaren zamların geleceği biliniyor.
Elektrik, akaryakıt, gaz, gıda…Artçı deprem gibi dalga dalga. Tüp gaz fiyatı 700 TL olacak.
Herkes biliyor ki, dokuz ay boyunca enflasyon, pahalılık durmayacak. Durmayan bir yangının karşısına “bekleyin” demek, yangını söndürmez. Sadece büyütür. Sendikaların itirazı da tam burada. Ne diyorlar?
Bu düzenleme, çalışanı dokuz ay boyunca enflasyona karşı savunmasız bırakır. En yumuşak ifadeyle mağduriyet. Daha açık ifadeyle, alım gücünün erimesidir.
***
Yapılan açıklamalara bakılırsa, yürütme tarafı bir gerçeği ötelemeye çalışıyor. 2027 başında ödenecek okkalı belki yüzde kırklardaki hayat pahalılığı, bugünün siyasi iktidarı için yükünü azaltır, ama geleceğin yükünü büyütür.
Bu bir tercih. Ama doğru tercih mi? Üstelik dikkat çeken başka bir gerçek daha var. Bu yaklaşım, sadece muhalefetten değil, hükümetin kendi içinde bile tam destek görmüyor, Bakanlar Kurulu’nda bile soru işaretleri varsa, muhalefetin destek vermemesi sürpriz mi?
***
Geçtiğimiz hafta, Pazartesi bir umut doğmuştu.
Gece yarısına kadar süren görüşmelerde hükümet temsilcileri ile sendikalar arasında ciddi bir yakınlaşma sağlanmıştı. Uzlaşı ihtimali vardı. Hatta hissediliyordu.
Yasa gücünde kararnamenin, UBP Meclis Grubunda görüşüldükten sonra yayınlanıp, yayınlanmaması da konuşulmuştu hükümet kanadında. Sabahın beşinde herkes evine bu bilgiyle gitmişti.
Sendikalar da uzlaşı yakınlaşması nedeniyle genel grev ve eylemleri öteleme kararı almıştı
Sabah erken erken Yasa Gücündeki kararname resmi gazetede yayımlandı…
Yakınlaşma zedeledi, yaralandı..
Bunu sadece sendikalar söylemiyor. Hükümet kanadından isimler de, aynı yaklaşımı dile getiriyor.
***
Şimdi yeni bir hafta başlıyor. “Hayırlı haftalar” demek kolay.
Bu hafta sokakla, meclisin iç içe geçeceği, birlikte haber yapılacağı bir hafta olacak.
Eylemler olacak… Tartışmalar büyüyecek. Herkes aynı sorunun etrafında dönecek… Sorun krize dönüşecek.
***
Zamlar kaçınılmaz olabilir. Ekonomik gerçeklikler inkâr edilemez. Ama bu tür olağanüstü dönemler, sıradan kararlarla yönetilemez. Geniş uzlaşı gerekir. Toplumun tüm kesimlerinin “bu yükü birlikte taşıyoruz” diyebilmesi gerekir.
Mesele sadece para değil. Mesele güven… Sadece hükümetle, muhalefet, hükümetle sendikalar arasında, değil, bakanları, iktidara destek veren milletvekillerini de kapsayan bir güven sorunu var.
Güven kaybolursa, en doğru ekonomi politikaları bile sonuç vermez.
Peki umut var mı? Eğer niyetler buluşursa, EVET.
Uzlaşı, matematik değil, niyet ve devamında irade işidir.
Toplumcu bir anlayışla İrade varsa, çözüm her zaman mümkündür.


