“Sahada öğrendiğimiz en önemli şey; doğru habere giden yolun cesaret ve disiplinle örüldüğüdür.”
Bu cümle aslında son 12 günün özeti gibi oldu benim için. Çünkü savaş muhabirliği uzaktan göründüğü gibi değilmiş. Kamerayı omuza takıp,kalemi defteri alıp olay yerine gitmekten çok daha fazlası… Bazen saniyeler içinde karar vermek, bazen korkunu bastırmak, bazen de herkes kaçarken olayın tam ortasında kalıp doğru haberi geçebilmek demek.

AA Akademi, Polis Akademisi ve TİKA iş birliğiyle düzenlenen 29. Dönem Savaş Muhabirliği Sertifika Programı’nı bugün tamamladık ve sertifikalarımızı aldık. İlk günlerde teorik eğitimlerle başlayan süreç, ilerleyen günlerde hem fiziksel hem psikolojik olarak bizi gerçekten zorlayan uygulamalara dönüştü. Açık söylemek gerekirse bazı anlarda “Ben bunu sonuna kadar götürebilecek miyim?” diye düşündüğüm oldu.


21 kişilik uluslararası bir grubun içindeydik. KKTC’den Ali Ertoprak ile birlikte katıldığımız eğitimde Bosna Hersek’ten, Makedonya’dan, Romanya’dan, Sırbistan’dan, Ukrayna’dan, Tayvan’dan, Batı Trakya’dan ve Anadolu Ajansı’nın farklı illerde görev yapan gazeteci arkadaşlarımız vardı.

Beni en çok zorlayan eğitimlerin başında toplumsal olaylarda çatışmanın ortasında kalmak ve ardından yapılan pusu–adam kaçırılma senaryosu geldi diyebilirim.
Gece boyunca taş mevzide nöbet tutuyorsunuz. Hava sessiz ama insanın kafasının içi hiç susmuyor. Her seste yeniden pusuya düşeceğinizi düşünüyorsunuz. Uyusanız bile gözünüz tam kapanmıyor.
Kesikköprü Barajı’nda yapılan suda hayatta kalma eğitimi de kolay değildi. Üzerinizde ağır kıyafetler, ekipmanlar… Bir taraftan suyun içinde ayakta kalmaya çalışırken diğer taraftan ekip arkadaşınızı geride bırakmadan karaya ulaşmanız gerekiyor.
Araç güvenliği ve ileri sürüş teknikleri eğitimi ise günlük hayatta bildiğimizi sandığımız birçok şeyi sorgulattı bize. Hepimiz zaman zaman “50 kilometre hız mı olur?” diye söyleniyoruz ya… İşte o iş öyle değilmiş.
Yağmurlu zeminde 40 kilometre hızla durabilmekle 50 kilometre hızla durabilmek arasında ciddi fark olduğunu uygulamalı görünce insan gerçekten düşünmeden edemiyor.
Mayın ve bubi tuzakları eğitimi ise insanın ister istemez tüylerini ürpertiyor.
Arazide bir dron sesini duyup onun keşif amaçlı mı yoksa patlayıcı taşıyan bir sistem mi olduğunu ayırt edebilmek bazen hayat kurtarabilir.
Aslında eğitim boyunca şunu çok net gördüm… Bu programın adı savaş muhabirliği eğitimi olabilir ama size öğretilen şey sadece habercilik değil. Bir olayın ortasında nasıl hayatta kalacağınızı da öğretiyorlar.
![]()
Bomba uzmanlarının anlattıkları da uzun süre aklımdan çıkacak gibi değil.
Eskiden yerde duran boş bir kola kutusuna refleksle vurup geçebilirdik belki ama şimdi insan ister istemez etrafından dolaşmayı tercih ediyor.
TNT ve C4 patlayıcılarının etkisini arazide birebir görmek, patlama sonrası ortaya çıkan tabloyu izlemek gerçekten farklı bir duygu.
Sonra sertifikalarımızı aldık ve herkes kendi ülkesine, kendi görev yerine dönmek için yola çıktı.

İçimizde hâlâ savaşın sürdüğü ülkesine dönen arkadaşlarımız vardı. O an vedalaşmalar biraz daha zor oldu.
Kendi adıma şunu rahatlıkla söyleyebilirim; bu eğitim bana sadece yeni bilgiler kazandırmadı. Habere, sahaya ve insan hayatına bakışımı da değiştirdi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü ise sanırım bu mesleğin ne kadar büyük sorumluluk taşıdığını en iyi anlatan cümlelerden biri:
“Basın, milletin müşterek sesidir.” (Mustafa Kemal Atatürk)
Biz de o sesi doğru duyurabilmek için bazen olayların tam ortasında kalmayı göze alan bir mesleği yapıyoruz.
-
Yazı Boyutunu Ayarla Okuma rahatlığı için seçin
-
Küçük 100% Dev





