1. Haberler
  2. Kıbrıs
  3. Türkiye Olmasın da Ne Olsun?

Türkiye Olmasın da Ne Olsun?

featured
Google'da Abone Ol service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Öncelikle şunu söyleyeyim…

Gazeteci Gökçe Örnekal‘ın kaleme aldığı yazıyı dikkatle okudum. Yazının her satırında üzerinde düşünülmesi gereken tespitler var. Hatta birçok noktada kendisine katıldığımı da açıkça ifade etmek isterim.

Ancak bazı konular var ki, onları da söylemeden geçemeyeceğim.

Son yıllarda KKTC’de garip bir siyasi alışkanlık oluştu.

Birileri gündeme çıkmak istediğinde, birileri muhalefet etmek istediğinde ya da birileri kendisine yeni bir siyasi alan açmak istediğinde dönüp dolaşıp Türkiye’yi hedef alıyor.

Türkiye yatırım yapıyor, sorun oluyor.

Türkiye destek veriyor, sorun oluyor.

Türkiye okul yapıyor, sorun oluyor.

Türkiye hastane yapıyor, sorun oluyor.

Türkiye su getiriyor, yine sorun oluyor.

Peki sormak gerekmez mi?

Türkiye ne yaparsa makbul olacak?

Galiba bazı kesimlerin zihnindeki ideal tablo, Türkiye’nin burada hiç olmaması.

Fakat işin ilginç tarafı şu…

Bunu savunanların büyük bölümü de Türkiye’nin olmadığı bir KKTC’nin bugün ayakta kalmasının ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyor.

Kim ne derse desin, halen uluslararası alanda tanınmayan bir devletiz.

Halen ambargolarla mücadele ediyoruz.

Halen dünyanın büyük bölümü bizi yok sayıyor.

Ve tüm bunlara rağmen ayakta durabiliyorsak, bunda Türkiye’nin desteğinin çok büyük payı olduğunu inkâr etmek mümkün değildir.

Bu gerçeği görmek için siyasi görüşe değil, biraz vicdana ve biraz da dürüstlüğe ihtiyaç vardır.

Bir başka konu da sürekli karşımıza çıkarılan federasyon ve birleşme masallarıdır.

Yıllardır aynı hikâyeyi dinliyoruz.

“Rumlarla birleşelim.”

“Tek devlet kuralım.”

“Ortak gelecek oluşturalım.”

Peki Güney’deki gerçeklere hiç bakıyor muyuz?

Rum tarafında yıllardır değişmeyen zihniyet ortada dururken, eğitim sistemlerinde Türk düşmanlığı farklı şekillerde canlı tutulurken, siyasi eşitliğimiz hâlâ kabul edilmezken, hangi birleşmeden söz ediyoruz?

İnsan bazen bu söylemleri duyunca, gerçeklerle değil de hayallerle siyaset yapıldığını düşünüyor.

Bir diğer konu ise Türkiye’ye yönelik “sömürgecilik” suçlamaları…

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu söylemi her duyduğumda istemsizce gülümsüyorum.

Çünkü eğer KKTC gerçekten bir sömürgeyse, dünyada sömürgesini sömüren ilk ve tek ülke biz oluruz.

Tarihte sömürgeciler kaynak alır.

Servet taşır.

Zenginlik transfer eder.

Bizim yaşadığımız tablo ise bunun tam tersidir.

Türkiye yıllardır bütçeye katkı koyuyor, altyapı yatırımları yapıyor, sağlık projeleri gerçekleştiriyor, yollar yapıyor, su getiriyor, enerji projelerine destek veriyor.

Yani kaynak alan değil, kaynak aktaran taraf konumunda bulunuyor.

Elbette eleştiri olacaktır.

Olmalıdır da…

Demokrasiler eleştiriyle güçlenir.

Ancak eleştiri başka şeydir, düşmanlık başka şey.

Hakaret başka şeydir, fikir üretmek başka şey.

Sürekli Türkiye karşıtlığı üzerinden siyaset üretmenin KKTC’ye kazandırdığı tek bir somut başarı gösterilebiliyorsa buyursunlar anlatsınlar.

Ben göremiyorum.

Gördüğüm tek şey, kendi içimizde gereksiz kamplaşmalar üretmemiz ve enerjimizi yanlış alanlarda tüketmemizdir.

Bugün ihtiyacımız olan şey Türkiye ile kavga etmek değil, KKTC’nin geleceğini daha güçlü nasıl inşa edeceğimizi konuşmaktır.

Gerçeklerle yüzleşmeden, duygusal sloganlarla hareket ederek hiçbir yere varamayız.

Çünkü ister beğenelim ister beğenmeyelim, Türkiye ile KKTC arasındaki ilişki sıradan bir diplomatik ilişki değildir.

Bu ilişki tarihidir.

Bu ilişki kaderdir.

Bu ilişki aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin en önemli dayanaklarından biridir.

Bunu görmeden yapılacak her tartışma eksik kalmaya mahkûmdur.

Günün Sözünüde şuraya bırakalım

“Gölgesinde dinlendiğin ağacı taşlamaya kalkarsan, güneş altında kalırsın.”

Türkiye Olmasın da Ne Olsun?

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.
Bizi Takip Edin
Bize Katılın