1. Haberler
  2. Kıbrıs
  3. Ben bilmem Trump bilir!

Ben bilmem Trump bilir!

featured
Google'da Abone Ol service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Köşe yazılarımı uzun yazıyorum diye zaman zaman okuyucularımdan şikayet gelir, bu sefer lafı fazla uzatmadan, şeytanın gizli olduğu ayrıntılara fazla girmeden yazacağım…

Ta 2008’de, Obama ABD başkanlığına aday gösterildiği anda bir Afrikalı olarak onun da BOP’un bir parçası olarak, ciasal taktiklerin bir gereği olarak başkan gösterildiğini,   bugüne kadar Doğu Akdeniz coğrafyasında olacakları da birçok köşe yazısında yazmıştım, görünen köy kılavuz istemiyordu, tıkır tıkır hepsi gerçekleşti, şimdi ise doğrudan bizi ilgilendiren yeni proje yolda….

Yakın tarihi dikkatle incelediğinizde, müneccim olmaya gerek yok, “üst akılın” her attığı adımın gerekçesini ve arkasından gelecek olanı da net şekilde görürsünüz, yeter ki görmek isteyin…

Çünkü üst akıl yaptığı her şeyi göstere göstere, hedefe aldığı coğrafyadaki aparatlarını kullanarak yapıyor, aparatların son kullanım tarihi gelince de acımasızca yok ediyor.

Örneğin, İran’da ciasal İslam icadı mollaların başına gelen tam olarak budur.

Ciasal İslam icadı, kendilerini Tanrı katında gören, Tanrı ile özdeşleştiren, kendilerine karşı gelen herkesin canını acımasızca alan zırcahil mollaların yarattıkları fırsatlar sayesinde tamamen “senaryosal” bir savaş patladı, savaşla birlikte bir anda fırlayan petrol fiyatları sayesinde ABD dünyadaki trilyonlarca doları jet hızıyla hüpledi, kendi kasasına doldurdu…

40 yıldır mollalardan yabeleşe petrol alan Çin mecburen ABD bağlantılı şirketlerden petrol almaya başladı, Çin’in günlük bu şirketlere ödediği para 1,7 milyar dolar cıvarındaydı, hala da öyle…

Yani, anlayacağınız, sadece Çin yüz günde ABD’nin cebine en az 170 milyar doları mecburen koydu, son 25 yılda ticaretten elde ettiği kazancın büyük kısmını çatır çatır ABD’nin kapitalist sisteminin cebine geri ödedi…

Molla rejimini destekleyerek savaşı uzattıran, böylece savaşı fırsata çeviren Rusya da son yüz günde sattığı petrolle cebine onlarca milyar dolar indirdi, Ukrayna savaşında uğradığı maddi kaybı bir çırpıda kapattı…

İran halkı zırcahil mollaların diktatörlüğü altında inim inim inlerken üst aklın kontrolündeki emperyalizm ve kapitalizm düzeni bu savaşı dehşetli bir vurgun sistemine döndürdü…

Yoğunluklu olarak birkaç hafta süren savaş boyunca İran’a 15 bin cıvarında yüksek maliyetli füze atıldı, bu füzelerin hemen tümü hedefi vurdu, molla rejiminin deniz gücü, hava gücü ve füze üretim merkezlerinin hemen hemen tümü yok edildi, 15 bin füzeye karşılık can kaybı ise 1500 cıvarında oldu… Yani, anlaşılan o ki, ABD-İsrail ikilisi İran’ı vururken can kaybının asgari düzeyde olmasına itina gösterdi, elektrik santralleri gibi enerji kaynaklarını da hedef dışı bıraktılar.

Nasılsa, hedefleri sivil halk değil, ekonomik çıkardı… Artan petrol fiyatları yüzünden alacaklarını fazlasıyla alıyorlardı…

Son 45 yıldır İran’daki molla rejimi bütün Doğu Akdeniz coğrafyasındaki ciasal İslam kaynaklı ve bağlantılı terörün bir numaralı destekçisiydi, hala da öyle…

Molla rejiminin bölgedeki bir numaralı destekçisi de Yunanistan-Ermenistan ve uzantıları Rum yönetimi, yani RYE lobisi idi, hala da öyle…

Özellikle 1970lerden sonraki sürece baktığınızda, bölgedeki siyasal, yani ciasal İslam gelişiminin yaratıcısının, eğiticisinin, donatıcısının mimarı olarak ABD’deki RYE lobisini görürsünüz, bugün hala da durum aynıdır…

Nitekim, Yahudi lobisinin desteklediği Trump’a karşı ABD senatosunda sürekli ayak sürüyenler de bunların temsilcileridir.

Türkiye’nin doğusunda ve güneyinde, İran ve Suriye’de iki ciasal/siyasal İslam terör devletinin kurulmasında başrolü oynayanlar, Afganistan’da bir narko-terör devletinin kurulmasında başrolü oynayanlar da yine bunlardır…

Türkiye Cumhuriyeti’ni bir türlü kabullenemeyen, yüz seneden fazladır kuyruk acısını sürekli gündemde tutan, yine bunlardır…

İnsanlık tarihinde, özellikle de son 200 yıllık sürece bakıldığında, insanlık tarihinin en vahşi ırkçı katliamlarını gerçekleştirenler ve Türk milletini doğrudan hedef alanlar, son 200 yılda en az 2 milyon Türkün (muhtemelen çok daha fazlası) katlinden doğrudan sorumlu olanlar yine bunlardır…

Doğu Akdeniz coğrafyasında doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef alan, son 100 yıllık tarihte emperyalizmin karşısında duvar gibi dikilen Türk milletinin çıkarlarını koruyan TSK’yı doğrudan hedef alan PKK ve Fetoşlar tayfasının mucitleri de bunlardır…

Şimdi kuyruk acılarını Kıbrıs üzerinden koz paylaşımıyla hafifletme gayretine girdiler, ikinci Annan Planı’nı devreye sokmaya uğraşıyorlar…

Peki, “İkinci Annan Planı” dediğim bu planın özü nedir?

Cevap; Kıbrıs’ı NATO’ya sokmak, Doğu Akdeniz’de İsrail ile NATO’yu komşu yapmak, İsrail’in güvenliğini sonsuza dek garanti altına almak (NATO füzeleri Kıbrıs’a doldurulursa, İsrail’e havadan gelecek hiçbir saldırı başarılı olamaz), Kıbrıs’tan TSK’yı çıkarmak (tam olarak çıkaramasalar da, yabancı askeri güçleri karşısına yığarak, olabildiğince etkisiz hale getirmek), Kuzey bölgesindeki bazı arazileri Rumlara vererek, Rumların ağzına bir karış bal çalmak, Türklere de “hadi artık tanınan bir devletiniz var, Avrupalı da oldunuz” diyerek sus payı vermek, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki etkinliğini tamamen sıfırlamak ve Türkiye’yi çepeçevre kuşatmak, bunun adına da “barış” anlaşması demek…

Peki, şartlar bu şekilde gelişirken, acep AKP-MHP-DEM ve son 15 senedir gizli, şimdi ise aleni ortakları KK tarafından oluşturulan koalisyonunun dış politika ve Kıbrıs konusundaki tavrı nedir diye sorsak!!!

Aslında cevap çok basittir, dün insanlık ve emperyalizm tarihinin en vahşi katilini asmak için ip sallayan Bahçeli, bugün aynı katili barış havarisi, kurucu önder falan filan ilan ediyorsa, Türk milletinin katillerinin elebaşlarını yetiştiren Heybeli Ada Ruhban Okulu’nun açılmasına gıkını çıkarmıyorsa,  yarın da aynı Bahçeli’nin Makarios ve Grivas’ın heykelini diktirmesi için kolları sıvaması hiç de şaşırtıcı olmaz!!!…

Nitekim, “Türkiye adaya müdahale ederse, kurtaracak Türk bulamayacak” diyen Makarios Heybeli Ada Ruhban Okulu mezunuydu, 1942’de mezun olmuştu…

“Ne kadar Türk kanı dökerseniz, o kadar sevaba girersiniz, Türk kanı günahları yıkar” diyen Hrisostomos Kalafatis Heybeli Ada Ruhban Okulu mezunuydu…

Ve, daha niceleri…Lafı fazla uzatmaya gerek yok!

E, “Terörsüz Türkiye” diye bir icat çıkar, TSK’nın canına defaeten okuduğu PKK’ya bilmem kaçıncı kez yeniden canlanacak zamanı ver; Türkiye’nin yanıbaşında, Suriye’de ciasal İslam projesinin aparatı bir katiller sürüsüyle PKK artıklarının bir terör devleti koalisyonu kurulmasına izin ver, seyirci kal; Türk düşmanı, tarihin eli en kanlı din adamı müsveddelerini yetiştiren kötülük yuvasının yeniden açılması için kolları sıva; Kıbrıs’ta ABD-İsrail-Fransa askeri yapılanmasına ve işbirliğine gıkını çıkarma; Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin varlığını tamamen sıfırlayacak, en azından etkisizleştirecek, Kıbrıs’ı Doğu Akdeniz’de NATO üssü haline getirecek, TSK’nın bölgedeki caydırıcılığına ve gücüne zoraki bir rakip yaratacak “İkinci Annan Planı” seferberliğine gık deme, ve daha neler neler…

Eh, bu şartlarda artık AKP-MHP-DEM-KK koalisyonunun, milli mi milsiz mi olduğu apaçık tartışılır “yeni Türkiye” politikasının adını da koyalım; BEN BİLMEM TRUMP BİLİR…

Hayırlı uğurlu olsun diyeceğim ama, gidişat başından beri hayırsız ve uğursuz, hem de en hayırsız ve uğursuz türünden…

Hadi burada kısa keselim, bugün beş sayfa yerine üç sayfa yazdım…

Ben bilmem Trump bilir!

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.
Bizi Takip Edin
Bize Katılın