Home Ediz Tuncel Eleştirel bakış açısındaki fark! – Kıbrıs Haber Ajans

Eleştirel bakış açısındaki fark! – Kıbrıs Haber Ajans

by Editör

 

Aydın, araştıran, soruşturan, verilerle eleştiren insanlarla tartışmak, iletişimde olmak insanın dağarcığına dağarcık katar.

“Müslümanlığın geldiği nokta ve bundan sonrası…” başlıklı yazıma biri akademisyen, diğeri tanıdığım en aydın insanlardan biri olan iki yakınımdan eleştiri geldi.

Her ikisinin de iddiasının ortak noktası, tarih boyunca Müslümanların birbirlerini mahvetme çabalarının aynısının Hristiyan dünyasında da olduğu noktasındaydı.

Bakış açısına bağlı bir iddia.

Bu iddianın doğruluğu, duruma hangi açıdan baktığınıza bağlı.

Hristiyan milletler de tarih boyunca birbirleriyle kapıştılar mı, evet kapıştılar, hem de fena kapıştılar.

Ancak arada bir fark var, hem de çok ciddi bir fark var.

Müslümanlar birbirlerini bir türlü sevemedikleri için, küçük hesaplarla “ben senden daha iyi Müslümanım, sen benden daha kötü Müslümansın” iddiasını isbat gayretiyle,  cehaletten kaynaklanan ve hiçbir sonuca varmayan, sadece vahşet ve dehşet doğuran atavistik sebeplerle, kabile zihniyetinin doğurduğu kan davaları nedenleriyle kapıştılar ve halen de kapışıyorlar.

Hristiyanlar ise sadece ve sadece dünyanın bilinen nimetlerini paylaşamadıkları için kapıştılar ve kapıştırdılar.

Örneğin Fransızlar, İngilizler ve İspanyollar yüzlerce yıl boyunca dünya denizlerine ve dünyanın bilinen en önemli kaynaklarına sahip olmak için birbirleriyle savaştılar.

Bunlar tamamen güç savaşlarıydı, emperyalizmin ve kapitalizmin şekillendirdiği savaşlardı.

Örneğin İngilizlerin ve Fransızların Amerika kıtasındaki emperyalizm kavgası günün sonunda Amerika Birleşik Devletleri’ni yarattı…

Fransızların ve Rusların emperyalist sevdaları ve İngilizlere karşı sürdürdükleri güç savaşları Atatürk’ün başlattığı Milli Mücadele’ye yaradı ve sonucunda Türkiye Cumhuriyeti yaratıldı.

Bu sırada ise, Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında yakın zamana kadar Osmanlı egemenliğinde olan hemen tüm Müslüman topluluklar İngilizlerle bir olup, Osmanlı’nın altını oymaktaydılar.

Ancak daha birkaç yıl önce Çanakkale’de güçlerini birleştirerek Osmanlıya saldıran süper güçler, sadece birkaç yıl sonra güç kavgasından ve ganimet paylaşım kavgasından dolayı birbirlerinin ayaklarının altına sabun atmakla meşguldüler.

Onların zihniyetlerini iyi analiz eden Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’ya akbaba gibi çöküşen emperyalistleri kendi aralarında bölmeyi de başardı ve Türkiye Cumhuriyeti kurulurken ilk tanıyan da, daha birkaç yıl önce İngilizlerle birlikte Çanakkale’de Anadolu’yu istilaya kalkışan Fransa oldu.

Yüzyıllarca Fransızlarla çeşitli coğrafyalarda ve denizlerde çarpışan İngilizler, Almanlar dünyayı ve Avrupa’yı kasıp kavururken Fransızların yardımına koştular.

Yüzyıl Savaşları’nda birbirini kırıp geçiren, sadece ülkelerin değil, tüm Avrupa’nın egemenliğini ele geçirmeye çalışan İngilizler ve Fransızlar, konu ortak çıkarları olunca, Avrupa Birliği konusunda birbirlerini desteklediler, İngiltere’nin Avrupa Birliği’ne girmesi için gün geldi Fransızlar İngilizlere kapıyı açtı.

Zaman zaman birbirlerine giren Rusya ve Çin, gün geldi ortak çıkarları için yapmacık bir dostlukla geçinip gitmeye başladı, herkes ötekinin nasırına basmamaya gayret etti.

Kısacası, özellikle son on yılda olduğu üzere, hala kabile zihniyetiyle yönetilen Müslüman toplumlar birbirlerini ehten püften sebeplerle yerken, Hristiyanlar ta Haçlı Seferleri zamanından beri, hatta ta Roma döneminden beri, sadece ve sadece dünya üzerindeki güç dengelerini korumak için birbirleriyle kah kavga ettiler, kah ortak çıkarları için işbirliği  yaptılar.

Ancak tarihin hemen hiçbir döneminde Hristiyanlar Müslümanlar tarafından birbirleriyle karşı karşıya getirilmediler, birbirleriyle kavga ettirilmediler.

Ancak özellikle son bin yılda, Müslümanın Müslümanı kırdığı hemen tüm kavgalarda az ya da çok oranda Hristiyanların parmağı vardır, Hristiyanların irili ufaklı entrikaları vardır.

Bilinen tarihte bir tek kez bir Müslüman lider emperyalist Hristiyanları kendi yöntemleriyle birbirine düşürüp, güçler dengesini değiştirerek bir ülke kurmuş, bir milleti uyandırmış, özüne döndürmüş, bir millet yeni baştan yeni bir kimlikle yaratmıştır.

O da Atatürk’tür.

Dünya tarihinde başka da örneği yoktur, muhtemelen olmayacaktır da.

Bu yüzden, istisnalar kaideyi bozmasa da, Hristiyanların kavgaları emperyalizm ve kapitalizm temelinde gelişen güç kavgalarından başka birşey değildir.

Özellikle de son ikiyüz yıllık süreçte, Müslümanların başlıca rolü ise Hristiyanların emperyalist emellerine alet olmak ve bu doğrultuda birbirlerini kırıp geçirmektir.

Örneğin Hristyanlar Osmanlıyı yıkarken en çok başvurdukları yöntem Osmanlı içindeki farklı kökenlere sahip Müslümanları yönetime karşı kışkırtmak, Müslümanı Müslümana kırdırtmak, kontrolleri altına aldıkları coğrafyalarda ise din sömürüsü yaparak cehaleti teşvik etmek ve cehaletten temellenen, çağdaş medeniyet zihniyetine baskın çıkan hayvani güdüleri kullanmaktı.

Kısacası, Hristiyanlar dünyayı ele geçirmek için birbirleriyle kavga ederken Müslümanlar saf cehaletten kaynaklanan sebeplerle ve Hristiyan emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda birbirleriyle kavga ediyorlardı.

Arada bu kadar bariz bir fark varken, Müslümanın Müslümana yaptığı kötülüğü Hristiyanın Hristiyana yaptığını iddia edebilir miyiz!

Ha, diyebilirsiniz ki Ortaçağ Avrupasında, karanlık çağ diye bilinen dönemde, Kilise cadı diye çatır çatır kadınları yakıyordu, bu cehalet değil mi!

Elbette cehalet, ama bu cehaletin bile amacı başkaydı, tek sebep Kilise’nin emperyalist ve kapitalist gücünü korku ve dehşetle devam ettirmekti.

Kısacası, zenginlik içinde hayatlarını sürdüren rahiplerin, din adamlarının aynı düzeni devam ettirmek için Tanrı adıyla insanlar üzerinde bir baskı sistemine ihtiyaçları vardı, bu doğrultuda kendi yöntemlerini geliştirdiler ve uyguladılar.

Ancak Hristiyanların kendi kendilerine yaptıkları her kötülük, onlara fayda olarak geri döndü.

Ortaçağın karanlığı, Rönesans olarak geri döndü, aydınlık çağların temelleri atıldı.

Hristiyanların birbirleriyle savaşları, teknolojik gelişimleri, teknoloji yarışlarını getirdi, medeniyet gelişti, yaşam şartları değişti.

Müslümanların birbirleriyle kavgaları ise bir türlü bitip tükenmek bilmeyen başka kavgalar doğurdu, vahşet üstüne vahşet doğurdu, tüm Müslüman dünyası giderek Hristiyan emperyalizminin boyundoruğu altına girdi ve geldiğimiz günde dibine kadar, çıkamayacak şekilde çirkefe battı.

Bu süreçte, özellikle de son elli yılda, ortaya başka sıkıntılar da çıktı.

Müslüman nüfus giderek Hristiyan nüfusu yakalamaya, sonra da geçmeye başladı.

Belli bir hayat standardını yakalamış olan Hristiyan aileler en fazla iki, bilemedin üç çoçuk yaparken, Müslüman aileler en az üç ve üstü sayıda çocuk yapmaya başladı.

Kendi ülkesinde, kendi toplumunda kendine yaşam şansı bulamayan çocuklar yaşam şartlarının çok daha iyi olduğu Hristiyan coğrafyalarına doğru göç etmeye başladı, buna bağlı olarak da Hristiyan toplumların sosyal, kültürel, ekonomik dengeleri değişmeye, sarsılmaya başladı.

Gün geldi, dünyanın en önemli Hristiyan başkentlerinden biri olan Londra’nın başına bir Müslüman belediye başkanı bile seçildi.

İşte o anda film koptu, İngiltere hem Avrupalı göçmenlere hem de dünyaya sınırlarını kapatma ve ülke içinde değişen dengeleri yeniden kontrol altına alma hesapları yapmaya başladı, aksi takdirde İngiltere İngilizlerin elinden geri dönüşü olmayacak şekilde gidecekti.

Amerikan emperyalizminin özellikle son otuz yılda birbirine kattığı Ortadoğu ve Afrika’dan da vasıfsız göçmen sürüleri Avrupa ülkelerine doğru akmaya başladı.

Bu arada, 2000’li yılların başında ihracatı hızlanan Çin, 2018 yılına gelindiğinde 1970’den beri dünya ihracatında liderliği kimselere kaptırmayan ABD ve Almanya’ya yetişti, 2019’da ise geçmeye başladı, dünya piyasalarında dolaşan doların üçte ikisini kendi sınırları içinde topladı.

Bununla da yetinmedi, ilk kez askeri gücü Amerika’nın askeri gücüne yetişti ve milim milim geçmeye başladı.

Bir tarafta aşırı artan ve Hristiyan ülkeler üzerinde giderek ciddi bir baskı oluşturan Müslüman nüfus, diğer tarafta ekonomik ve askeri gücü ürkütücü şekilde artan Çin!

Ve nihayetinde kaçınılmaz son, bizim bücür virüs koronacık piyasada!

Artık emperyalistlerin Çin’i ve hayatları tamamen Hristiyan dünyasının teknolojilerine bağımlı hale gelen Müslümanları savaşmadan hizaya sokmak için kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapmaya yetecek kadar vakitleri var, bizim bücür virüs sayesinde!!!

Dünya tepetaklak, darmadağın…

Peki bu kontrollü biyolojik savaşta Hristiyanlar da ölmüyor mu!

Elbette ölüyorlar canım, ama kaz gelecek yerden tavuk esirgenir mi hiç!

Özellikle hazırlıksız yakalan ülkelerdeki can kayıpları giderek artıyor, doğum sayıları ise tam ters orantılı olarak düşüyor.

Ekonik krize sürüklenen ülkelerde doğum sayıları duraklamış durumda, ölüm sayıları ise normalin iki katına çıkmış durumda.

En büyük darbeyi de Müslüman toplumlar yiyor ve yemeye de devam edecekler.

Taktik hep aynı taktik, bir gün dehşetengiz bir senaryo ile Hollywood filmlerini aratmayacak bir sahne yaratırsınız, bahanesiyle ölümcül bir taktik savaş başlatırsınız,  bir diğer gün ise o senaryonun bıraktığı yerden başka bir dehşetengiz senaryoya başlarsınız, farklı bir taktikle aynı ölümcüllükle dehşeti başka bir boyuta taşırsınız.

Mesela, New York’taki İkiz Kuleler vurulduğunda, ki uçaklardan birinin burnu binanın bir tarafından girip, beton ve çelik blokları peynir gibi delip, kesip,  en ufak bir zarar almadan kulenin diğer tarafından çıkmıştı ve ana gövdesi de tam bu sırada binanın içinde patlamıştı (patlatılmıştı diyelim de senaryoya ayıp olmasın), neticesinde ise birkaç bin Amerikan vatandaşı ölmüş, onun da neticesinde ise Amerika kendi yarattığı terör örgütü El Kaide’nin bu saldırıyı yaptığını iddia ederek El Kaide’ye savaş açmış, açtığı savaşta ise El Kaide ile bağlantısı olmayan ama Amerika’nın emperyalist politikaları gereği saldırılması, rejimlerinin değiştirilmesi gereken tüm ülkelere saldırılmıştı, El Kaide hariç!!!.

Ne tesadüf ki, İkiz Kulelerin uçaklarla vurulduğu gün kulelerde çalışan dört binden fazla Yahudi’nin bir teki bile o gün işe gitmemişti, herhalde saldırıdan önceki gece hikmetinden önünde Kızıldeniz’in bile yarıldığı bu kutsanmış ırkın kulelerde çalışan mensuplarına Tanrı’dan yeni bir vahiy gelmişti…

Nitekim, ABD, Afganistan’da sözde düşman olarak savaştığı El Kaide ile Suriye’de Esad rejimine ve Ruslara karşı birlikte dost olarak savaşıyordu, işbirliği yapıyordu!

Bu konulara daha önce defalarca girdim, bu kez girmeyim, gerisini bizim bücür virüse bırakayım.

Bütün kabahat emperyalist yarasada canım, başımıza kapitalist virüsü tükürdü, şimdi o bulaşacak, bulaştıkça aşılar satacak, ortaklıkları onlarca yıl sürecek ve trilyon dolarlık piyasa yapacak…

Manzaraya dosdoğru bakınca, bütün suçu şu yarasacıkta buluyorum!

Emperyalizmin ve kapitalizmin ilahlarının envai tür virüsü geliştirdiği, herbiri cehennemi aratmayan dehşetleri barındıran nükler, biyolojik ve kimsayal silah laboratuarlarının bu konuda hiç suçu yok canım!

Hiç adamlar dünyanın başına böyle bir dert sararlar mı!

Onlar hobi olsun diye NBC silahları geliştiriyorlar, milyarlarca dolar harcayıp, şakacıktan yapıyorlar bu işleri.

Bütün suç şu sersem yarasada…

Bakış açısı meselesi, değil mi, ama!

Related Articles

Ajans Cyprus