Home Prof. Dr. Vedat Yorucu Faiz Arttı, Kurlar Neden Düşmüyor ?

Faiz Arttı, Kurlar Neden Düşmüyor ?

by admin

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Kurulu, geçtiğimiz hafta Perşembe günü (19 Kasım 2020) gösterge faizlerini yüzde 4.75 oranında arttırmıştı. Hatırlayacağınız üzere, Ekim ayında da yüzde 2’lik bir artış daha yapmıştı. Toplamda bir ay içerisinde yüzde 6.75 oranında artan faiz, döviz kurlarında 1 TL civarında düşüş sağlamış, ardından dövizdeki yükseliş yeniden başlamıştır. Euro 10.15 TL’den 9.05 TL’ye gerilemişti. Aradan 4 iş günü geçmeden, Euro 9.58 TL’den işlem görmeye başladı. Her gün, ortalama 10-20 kuruş arasında dövizde bir yükseliş sözkonusudur. Faizler arttığında, TL’nin değerlenmesi beklenirdi. Yani, yabancılar ellerindeki dövizi satıp, TL’ye çevirip hazine bonosu almaktaydı. Döviz piyasada bollaşınca kur artışını frenliyordu. Peki, ne oldu da TL yine değer kaybediyor?

*****

İşin siyasi boyutunu ve iç siyasi çekişmeleri bir tarafa bırakıyorum. Türkiye’deki yargı reformu tartışmalarına da hiç girmiyorum. Bölgemizdeki jeopolitik ve jeostratejik uyuşmazlıkları, Doğu Akdeniz’deki gemi korsanlarının yaptıklarını da şimdilik yorumlamayacağım. Türkiye’nın dış siyaset etkilerine de bu yazıda hiç girmeyeceğim. Bu saydıklarımın tümünün döviz kuru artışında elbette ki etkileri vardır. Ama esas neden, Türkiye’nin ekonomi performansındaki kırılganlıklar ve yapısal bozukluklardır. Covid-19 etkisi nedeniyle ekonomi kımıldanamıyor, ekonomi karnesi de kötü sinyaller veriyor. Şimdi, Türkiye’nin ekonomi karnesindeki göstergelere bir bakalım.

*****

TC Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın resmi istatistik göstergelerine göre (https://www.hmb.gov.tr/ekonomik-gostergeler) GSYİH 2020’nin ilk çeyreğinde yüzde 4 büyüme göstermesine rağmen, üçüncü çeyrek sonunda yüzde 9.9 küçülmüştür. Ekim ve Kasım ayı göstergeleri de pek iyiye işaret etmiyor. Ekonomik büyüme beklentisi kötü. Aralık ayında bir değişim yaşanır mı bilemem, ama pek de umutlu görünmüyor. İşsizlik oranı Ağustos sonunda yüzde 13.2 idi. Ekonomi, Eylül sonunda ve devamında yüzde 10 civarında küçüldüğüne göre, resmi işssiz sayısında artış oldu demektir. Bu oran da haliyle yüzde 14 veya 15 civarındadır. Hatta daha fazla da olabilir. İstihdan beklentileri de maalesef kötüdür.

*****

Doğrudan Yabancı Yatırımı verilerine göz attığımda, 9 aylık azalma -3 milyar 118 milyon dolardır. Aynı dönemi kapsayan period için Diğer Yatırmlar kalemindeki düşüş de, -7 milyar 356 milyon doları buldu. İthalat, 8 aylık dönemde 156 milyar 187 milyon dolar, ihracat ise 118 milyar 325 milyon dolar civarında gerçekleşti. Dış ticaret bilançosundaki açık ise, ilk 8 ayda 28 milyar 303 milyon dolar seviyesinde olmuştur. Cari işlemler açığı ise 27 milyar 973 milyon dolardır. Merkez Bankası rezervleri buna karşın eksilerde. Ekim sonu itibarıyle Yabancı Para 15 milyar 592 milyon seviyesinde azalmıştır. İşte bu rakam çok önemlidir. Demek ki, para çıkışı devam ettiği için, rezervler de tükenmiştir. Kur artışını frenlemek için önce faiz enstrümanı kullanılmalıydı. Başa çıkılamadığında, o zaman rezervler kullanılmalıydı. Oysa başta rezervler kullanıldı, bittikten sonra faiz artışına başvuruldu. Piyasa da, bu duruma kur artışlarıyle tepki verdi. Enflasyon yüzde 11.89 diye açıklanmıştı. Son bir iki ayda daha da artmıştır. Yenisi gelecek hafta açıklanacak.

*****

Türkiye’nın dış borç yükü 421 milyar 826 milyon dolardır. Bunun TC Merkez Bankası yükümlülüğü 19 milyar 638 milyon dolar, Bankalar’ın 141 milyar 158 milyon dolar, Parasal Sektör’ün dışındakiler için ise, 261 milyar 31 milyon dolardır. Uzun Vade Kamu borçu 137 milyar 236 milyon, TC Merkez Bankası’nın 8 milyar, Özel sektör borcu ise 160 milyar 920 milyon dolardır. Kısa vade Kamu borç stoğu  26 milyar 68 milyon, TC Merkez Bankası 19 milyar 630 milyon, Özel sektör’ün ise 77 milyar 965 milyon dolardır. Toplamda Uzun Vadeli borç 298 milyar 163 milyon dolar, Kısa Vadeli borç yükü ise 123 milyar 663 milyon dolardır. İkisinin toplamı, Türkiye’nin dış borç yükü olarak 421 milyar  826 milyon dolar ediyor. Bu rakam az bir rakam değildir.

*****

Turizm gelirlerinin rekor düzeyde düştüğü bir ortamda, doğrudan sermaye girişinin olmadığı da dikkate alınırsa, döviz talebi artmaya devam ettikçe kuru dinginlemek mümkün görünmüyor. Türkiye’nin en önemli yapısal ekonomik sorunlarından birisi de, düşük tasarruf oranına sahip olmasıdır. Hanehalkı yurtiçi harcanabilir geliri düşmüş, tasarruf GSYİH oranının da (yüzde 8’in altındadır) gelişmiş ülke ekonomilerinin çok gerisinde olduğunu bir yere not edersek, kurların bir süre daha artmaya devam edeceğini söyleyebilirim. Faiz artışı, ancak ve ancak kur artışının hızını az da olsa yavaşlatabilir, ama durduramaz. Yapısal ekonomik reformlar gerçekleşirse, istihdam artıp, tasarruf yükselmeye başlarsa, o zaman kurlar düşmeye başlayabilir. Şimdiki ekonomik yapıyla, kurun düşmesini beklememek gerektiği inancındayım.

Related Articles

Ajans Cyprus