1. Haberler
  2. Kıbrıs
  3. Seni anarken o kelimeyi asla yazmayacağım artık.

Seni anarken o kelimeyi asla yazmayacağım artık.

featured
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

21 Şubat gecesiydi ve senin doğum günündü 47 yaşına basmıştın Sarı Papatyam..
“Sanki, onu, bugün, daha az andık” dedi ve ekledi “Keşke hiç gitmeseydi” ve “Böyle hiç anmamış, eksik kalmış gibi hissetmeseydim” dedi.
Hepimiz öyle hissediyorduk oysa, ama bunu itiraf etme cesaretini kızın gösterebilmişti ancak.

İyi oku dayıcım; sana anlatacaklarım var. Ve bu anlatacaklarımın içinde bir kelime asla kullanılmayacak. Ve sen, ancak anlattıklarımın sonunda farkedeceksin o kelimeyi.

Kötüye aşık olup iyiyle evlenmek gibi görünse de hayat, aşık olduğuyla evlenen kadersizler de var bu hayatta, sonsuzlukta hep hatırda.

İnsan ne zaman yok olur biliyor musun? Onu anan ve hatırlayan en son insan hayattan göç ettiğinde yok olur insan ve o Dönem’e ait insanlık..

Hayattayken bir tek doğum gününde. Ahirete intikal sonrası ömürlük uyku yıldönümünde hatırlanır insan.

Hayattayken, yaşıyorken, varken değerli değildir çok şey. Elimizin altında, uzanıp dokunabileceğimiz mesafede iken anlamsızdır çoğu kez.

Bir şey seninken, başkası senden almadan veya çalmadan önemsizdir bazı şeyler.
İlla kaybetmek gerek değerini bilmek için.

Bunun daha beteri, daha acısı da var, bazıları kaybettikten sonra da değerini bilmez kaybedilenin.

İşte bu durum birlikte yaşanılmış yılları, anıları, onca zamanı, çabayı, zorlukları boşa heder edilmiş bir ömür çirkinliğine taşır.

Diğer bir söylemle;
bazıları, yaşadığını sandığı sanal hayatı, sahte bir imzayla, yok hükmünde saydırdığını varsaymazlar asla.

Bazı insansı varlıklar, düşeni olduğu yerde bırakıp hazzın peşine koşmaya devam eder.
Az önce yere düşenin, düştüğü yerde kalmasının müsebbibinin kendileri olduğunu kimselerin anlamadıklarını zannederler bu ve benzeri gibi haz bağımlıları.

Bazıları hissedileni, anısı olanı, değerli kılanı değil. Elle tutulur, gözle görülür, tadılır şeyleri sever.

Hedonisttir bazıları, nesnel hazlar düşkünüdür. Bu gibilerin yaşamlarındaki temel amaçları nesnel şeylerden zevk almak ve duygusal acıları yok sayarak, acı gerçeklerden olabildiğince uzak durmaktır.

Vefasızdırlar mesela, anılar biriktirmezler, anlık zevkler peşinde perişan olurlar. Hazları uğruna rezil rüsva olma pahasına kördür onurları ve kalpleri.

Gözleri duyguya kapalı dürtüsel tatminliklere açık ve açtır.

Doymak bilmezler;
çünkü bedensel hazların ruhsal tatmin sağlanmadığı, aksine duygusal yoksunluk açlığını besleyip büyüttüğünü ve zaruri ihtiyaç olan duygusal beslenmeden yana aç kaldıkları sürece sürünecekleri konusunda zır cahildirler.

İşte bu tipler hem kendilerinin hem de hayatına dahil oldukları maktullerinin seri katilleridir.

Ve bu tipler ne denli hazlar yaşasalar ve ne kadar çok zevkin doruklarında uçsalar da sonsuz hedonizmin zavallı köleleri olduklarının farkına varamayacak kadar acziyet sahibidirler.

Aslında insan ilkin ruhsal olarak yok olur, ruhsal yokluk eksikliğine düşen beden ise seri aşklar katillerinin ceset eseridir.

Seri aşk katilleri kırık kalp parçacılarıyla beslenir. Ağlattıklarının göz yaşlarıyla susuzluğunu giderir.

Vefa cefaya yoldaştır, emek ister. Her insanın harcı değil vefanın bedelini ödemek.

Seri aşk katilleri narsistir, hastalıklı ruh halleriyle mutluluğu aradıkça başkasının mutluluklarını çiğnemeyi önemsemezler.
Hasta olduklarının farkında değildirler, birileri bunu söylese de karşılarındakini suçlarlar.

Bazılarıysa senin benim gibidir dayıcım ve melek annen gibi.
Bir eşya alırsın hani, bazen lüzumlu lüzumsuz. Ya rengini çok beğenmişsindir, ya da desenini, dokusunu, kokusunu, malzemesini, muhteviyatını teşkil eden şeyi mesela.

Veya en basidi o herkese sıradan basit ve kalitesiz gelen obje sana birini, birilerinin hissettirdiklerini, o çok eski değerli duyguyu hissettirir ya..

Yahu herhangi sıradan bir şey işte.
Bir Çin porselen biblo mesela. Ucuzluktan küçük, değersizmiş gibi görünen bir süs eşyası.

Ve yıllar yıllar sonra;
satın aldığın o eşyayı görür ve o günü anımsarsın da, gözünün takılı kaldığı o eşyayı neden satın aldığın, neden evine getirdiğin ve neden en görkemli yere koyduğun yıllar sonra aklına takılır da nedenini hatırlayamazsın ya..

Hani o şey;
hayatında bir yerde aslında hep varolan o şey, görmezlikten gelinse, bazen unutulsa, akıldan çıkıp gitse de, hani o şey hep evinde bir yerlerdedir ya..

Ve gözün;
rastgele her iliştiğinde o nesneye, sana hissettirdiği o duygunun, anının, güzel kokunun, derin hissin nedenini bir türlü anlamaz ve hatırlayamasan da içinde tanımlanamaz garip bir his uyandırır ya.

İşte bütün mesele bu;
bazı şeyleri kaybetsek de, unutsak da,
bize anlık da olsa hissettirdiği, o hem çok tanıdık, hem de oldukça yabancı gelen bu tuhaf anlardır hayatın anlamlı dayıcım.

Tıpkı bugün doğum günü olan, ama sarılma imkanımız olmayan melek annenin gidişinin ardında bize bıraktığı, bahsettiğim bu tuhaf, o garip, şu tanımlanamaz hisler gibidir yaşamak ve anmak.

Bütün mesele neyi nasıl andığındır dayıcım. Yazının başından beri hiç kullanmadığım o kelimeyi asla kullanmayacağım annen için. Çünkü onu hissettiğimiz ve güzel andığımız sürece bizimle yaşıyor olacak.

Candaş Özer Yolcu
21 Şubat 2026 gecesi

Seni anarken o kelimeyi asla yazmayacağım artık.
+ -

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.
Bizi Takip Edin
Bize Katılın