Home Kıbrıs Koftiden Doğum Günü Hikayesi!!! – Kıbrıs Haber Ajans

Koftiden Doğum Günü Hikayesi!!! – Kıbrıs Haber Ajans

by Editör

Evde, ebe ana doğumumu gerçekleştirmiş. Ortalama 40 gün sonra doğumum kayda alınmış. Doğum günüm olarak kutladığım 5 Kasım, esasında nüfus kayıt dairesi memurunun kafasına göre doğum kağıdı belgeme attığı goftiden bir tarihtir.

Yani tam doğum günüm değil.

Hiç okula gitmemiş, okuma yazma bilmeyen. Çocukluğumda 80’li yıllarda bana yazdırdığı gurbet mektuplarıyla beni yazarlığa götüren yolu açan anneme sorarsanız. Ağız Türkçesiyle şunları anlatır size:

“Gıbrız harbi biddiydi, ama, biz hala, gece, pencereleri battaniyelerle kapatıp, garardmaya uyuyoduk.

Yaz mıyıdı, güz müyüdü neyidi??

Pambuk zamanı mı, fıstıg zamanı mıyııdı neyidi bilmem. Arpalar buydalar çogdan biçiliğidi, harman yerleri galdırıllığıdı.

Havalar birden soğudu, soğugdan bir gün sonra soba yakdıydık.

Ağaşlar, yeni yeni çiçekleniyodu.

Gırglandığında babasıynan dışarı çıkardıg.

Yüzü bembeyazıdı, o gün de bir güneş, ki yakıyodu. Babası, bir incir yaprağını kesip yüzü yanmasın diye yüzüne dudduydu.

Yavrıcaazım üç aylıggen ateşli havale geçirdi. Harp zamanıyıdı, dogdor/mogdoru ara ki bulasın!!

Babası yaşaddı onu.

Altı aylıg anca varıdı, biz Gıbrıs’a göçe gagdıg.”…

Babama sorarsanız şunları anlatır:

“İlk ooolumdu. Mağusa’da dogdora götürdüm. “Öpün goklayın, vedalaşın. Bu çocug ne yaşar, ne de yörür” dedi Erdal bey adındaki dogdor.

Ben de ona dedim ki:

“Valaa bu benim tek oğlum, al bu çocuu yaşad ve yörüd. Yog yaşmaz diyosan, zaten savaş zamanı, ben de seni yaşatmam” demiş.

Doktor korkudan tedaviyi kabul etmiş ve yaşatılmışım.

Okul zamanına kadar ameliyatlar, fizik tedaviler vs.

Çok iyi hatırlıyorum, 15 Eylül 1981’de okullar açıldığınında. Ben, okulun ilk günü, Vadili İlkokuluna, annemin elini tutarak ve gayet rahat yürüyerek okula gittim.

Yıllar geçti ve ben doğum günü tarihimin tam doğduğum gün olmadığını öğrendim.

Annemin çocukluğumda kendisine sürekli mektup yazdırıp özlemini ve sevgisini dile getirdiği.. Adana’da yaşayan, bağlama çalan, müzik yapan, şiir yazan, kitap okumayı çok seven, elektronik teknisyeni dayımla 35. yaşımda şahsen ve karşılıklı tanışıp görüştüm.
O yüzden bende yeri başkadır.

Dayımın doğum günüm ile ilgili verdiği bilgiler de şöyleydi:

“Yeğenim, sen, 1975 yılının Kurban Bayramına 3 gün kala doğmuştun. Nerden hatırlıyorum diye sorarsan?

Babanın keseceği hayvanı ben getirmiştim evinize, bahçeye bağladım. Kurban bayramına daha 3 gün vardı. İşte sen o günün gecesi doğdun” der…

İnternetten araştırınca:

1975’in Kurban bayramı 1. günü 4 Ocak Cuma, 3 gün geri gidersek, 1 Ocak 1975 çarşamba tarihine denk geliyor doğum günüm.

Bu hesaba göre 1 Ocak doğumluyum.

Diğer yandan Türkiye nüfus kayıtlarını ve 1 Ocak doğum günü tarihini araştırırsanız şu bileğiyle rastlarsınız:

“1960 ve 70’li yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde dünyaya gelen çok sayıda kişinin nüfusa kaydının geç yapılması nedeniyle gerçek doğum günleri hatırlanamadığı için nüfus müdürlüğündeki personelin iradesi ile doğum tarihleri 1 Ocak olarak yazılmış.
Bu nedenle nüfus cüzdanlarında 1 Ocak yazan ve gerçek doğum tarihini bilmeyen vatandaşlar doğum tarihlerini ailelerine sorduklarında:

Bağ bozumu, ekin zamanı, karpuz zamanı, kar yerdeyken, yağmur düşerken, sobaları kaldırırken…” gibi yanıtlar alıyor.” 😊

Yani benim doğum hikayemin aynısı..

Oysa benim yedi ceddim Çukurova Akdenizli.

Neyse konu bu değil; önemli de değil aslında.

Kısacası demem o ki:

Anne, baba ve dayımın saptamaları ışığında:

Ben;

Akdeniz’in Pamuk zamanının saf yumuşak kalbini, fıstık zamanının tatlı ruhunu, orak harman zamanının sıcak savrukluğunu, ağaçların çiçeklenirken yaydığı enerjiyi, Havva anamızın edep yerlerini örten incir yaprağının gölgesindeki bebek yüzüyüm. sonbaharın hüzünlü aşklarını, ayrılıkları, kavuşmaları temsil eden, 4 değil, 5 mevsim insanıyım.

Dayıma göre 1 Ocak doğumluyum;

yani:

Anadolu’nun insan çeşitliliğinin gerçek olmasa da resmî doğum günü kardeşliğinin bir zincir halkasıyım.

Yeni bir yılın, yeni bir umudun ve yeniden yenilenmenin miladıyım.
Herhangi belirgin bir burcum yok mesela, astroloji dünyasında hürgeneralim.
Yükselenim yok, alçalanım da yok. Venüs Merkür bağlantım da yok.

Güzel Rabbim’in sıradan bir kuluyum, bir ben, bir ailem ve bir de siz dostlarım.
Anarahminden kundağa, kundaktan kefene değin bir düş olan bu dünyevi yolculukta…
Farş tan Arşa, Arş’tan Farş’a yol var hayatta.

Farş elbet nasip olur da Arş nasip olur mu bilinmez.

Farş nedir arş nedir? Bilen bilir.

Bilmeyen de bir zahmet araştırsın efem.

Sosyal medya hesaplarından, telefon açarak, bana ulaşarak bir şekilde bu koftiden doğum günümü kutlayan kutlamayan dosta düşmana, kısacası herkese teşekkür ederim.

**********

Cehalet öldürür!
Cahili değil, yanındakini, sevdiğini öldürür
Görmez sevdiğinin yaralarını, fark etmez
Ölmek üzere olduğunu bilmez, sevgilinin
İş işten geçer, ölür sevgili, cahil katil olur
Cahillik, bilgisizlik, özgürlük, huzurdur
Katiller erken unutur katlettiği sevgiliyi
Tıpkı, öldürme sapkını seri katiller gibi
Hemen yeni bir kurban sevgili bulur
Cahiller, ahmakça, aptalca mutludur

**********

Sen hiç?
Ölümünü hala kabullenemediğin anneni, babanı, kardeşini veya çok sevdiğin birini.
Çok derinden, çok ama çok özlediğinde..
Kokusunu, varlığını, sana kattıklarını, sevgisini, hayatındaki anlamı, verdiği huzuru, çocukluğunu, gençliğini özlediğinde..
Toprağına sarılıp, koklayıp, toprağa dokunup, okşayıp, toprağıyla konuşup hasret gidermeye çalıştın mı hiç?
Bu duygunun adı ne sence?
Ben diyeyim ki kardeş özlemi, sen de başka bir şeyin hasreti…
Ben diyeyim, sevdiklerimizin et ve kemik kırıntılarının ufalanmış, öğütülmüş arda kalan son kırıntı zerrecikleri, toprak..
Sen, sadece de ki, bu duygunun coğrafya adı Kıbrıs,
Unvanı Vatan.

**********

Eğreti yaşam…

Bir Rum mahallesinde onlardan ganimet bir evde doğdum büyüdüm.
Meclis binamız Rum sigara fabrikasından devşirme. Cumhurbaşkanlığı köşkümüz İngilizlerden ganimet.
Yeni Cumhurbaşkanlığı Saray’ı bir başka Devlet tarafından yapılacakmış. KKTC/TC. Elçilik binası Osmanlı mezarlarlığının üstünde.
Bir çok Bakanlık binaları ve onlara bağlı Müdürlükler ya Rum’dan/İngiliz’den kalma ya da Rum malı şahıslar tarafından Devlete kiraya verilmiş.
KKTC’nin karizmatik siyasi neferlerinden Kurucu Cumhurbaşkanı Sn. R. R. Denktaş’ın anıt mezarı yarım yamalak.
Sn. Dr. Fazıl Küçük’ün anıt mezarı ise pejmürde bir halde.
Her şeyimiz gelişigüzel eğreti..
Tanınmamışlık, geçmişten kopup sahte bir tarih üretmeye kalkışmak, üretip güçlenmemek, vatanına değer vermemektir bu.
Laf-ı güzaf siyasetler türetmenin somut örnekleri yukarıda saydıklarımı doğurur.
Sağınız da, solunuz da, önünüz de, arkanız da boş.. Memleketin damına sıva, duvarına çivi çakanınınız, bahçesine çiçek, bir yerine ağaç ekininiz yok içinizde. Bol laf salatası işiniz.
Memleketi yok etmek böyle bir şey işte.
Sen kendini yok saydıktan sonra, bir başkası seni yok görür.

Related Articles

Ajans Cyprus