Home Ediz Tuncel Uyuşturucu, Hükümet, Virüs…

Uyuşturucu, Hükümet, Virüs…

by Editör

Virüs yüzünden dünya kapandı ama belli ki memlekete giren uyuşturucunun ne yolları kapandı, ne de miktarı azaldı.

Son aylarda narkotik polisi operasyon üzerine operasyon yaptı ve yığınla envai tür uyuşturucu ele geçirildi, halen de geçirilmeye devam ediyor.

Son birkaç ayda ele geçen uyuşturucunun onda birini memleket nüfusuna versek, bütün ülke topluca kafayı bulur, hiç kimsede dert tasa kalmaz, herkes bulutlarda uçar, tekrar tekrar uçayım derken kafa üstü çakılmayan tek kişi kalmaz.

Bu kadar yoğun miktarlarda uyuşturucunun ele geçirildiği küçücük bir toprak parçasında, küçücük bir toplumda, uyuşturucu bağımlısı sayısını varın siz düşünün.

Bu kadar yoğun miktarda uyuşturucu ele geçiriliyorsa, demek ki müşterisi de bol bol var.

Bu konuda devletin belirgin bir politikası var mı?

Yok, bir tek Başbakanlık uhdesinde yürütülen bir uyuşturucuyla mücadele programı var ama etkinliği, yeterliliği ve başarısı tartışılır.

Uyuşturucuya karşı topyekün bir devlet politikası olması gerekiyor ama ortada birbiri ardına sıralanan seçim furyalarından, zırt pırt hükümet yap-bozlarından bir devlet yok, sadece adı var, arada bir de tel tel dökülen işlevi var.

Uyuşturucuyla mücadele konusunda bütün yük polisin omuzlarına kalmış durumda.

Polis, özellikle de narkotik polisi, bir taraftan beyinsiz, asalak tayfasını zehirleyerek, diğer taraftan daha neyin ne olduğunu bilmeden uyuşturucuya alıştırılan gençleri zehirleyerek  kısa yoldan köşeyi dönmeyi hedefleyen şerefsiz, onursuz insan müsveddeleri ile çok ciddi bir savaşa girişmiş durumda.

Polis bu mahlukatların inlerine giriyor, tek tek hücrelerini çökertiyor, ama sayıları bir türlü bitmiyor, tükenmiyor, mantar gibi her yerde yenileri türüyor.

Çünkü memlekette uyuşturucuya talep var, belli ki ciddi bir müşteri kitlesi oluşmuş.

Belli ki yıllarca memleketin her deliğinde, her köşesinde çok iyi organize olmuşlar, kendilerine tıkır tıkır çalışan bir uyuşturucu pazarı kurmuşlar, alışmış kudurmuştan beterdir misali, polis bunlara vurdukça, bir şekilde yerlerine irili ufaklı yenileri peydahlanıyor.

Bunların kökünü kazımak mümkün mü, elbette mümkün ama bu sadece polisin içindeki bir avuç adamın gece gündüz verdiği cansiperane savaşla olmaz.

Polis uyuşturucuyla bir yere kadar başedebilir, sonrasında çok ciddi ve uzun sureli bir devlet politikası gereklidir.

Diğer taraftan, bir başka dert, memleketteki sigara ve alkol bağımlılığıdır.

Sigara ve alkol bağımlılığının oranını bilen yok!

Ancak girdiğim her markete alkol ve sigara satış miktarını sorduğumda aldığım cevap akıl alır gibi değil, bazı büyük marketlerde günlük olarak içki reyonlarının yarıya yakını, en azından üçte biri boşalıyor, tekrar dolduruluyor.

İçki reyonları da marketlere girdiğiniz anda gözünüzün içine içine girecek şekilde düzenlenmiş durumda.

Sigara deseniz, aynı, memlekette feci şekilde sigara bağımlılığı var.

Uyuşturucuyu geçin, alkol ve sigaranın yarattığı toplumsal yıkımı gündemine alan yok, umursayan yok, sadece bu işten cebini dolduranlar var.

Devlet bu işten de vergi aldığı için alkol ve sigara bağımlılığı devletin umurunda bile değil.

Diğer taraftan, sigaradan, alkolden kaynaklı bir kanser hastasının tedavisine ödediği miktarlar, nerdeyse alkol ve sigaradan elde ettiği vergi gelirlerine denk geliyor, belki de geçiyor.

Sonuç, maddi açıdan elde var sıfıra sıfır ama toplumsal açıdan tam bir felaket.

……………….

Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde haftalarca yarı kör yarı topal ilerleyen hükümet, Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra tam anlamıyla çöküp kaldı.

Memleketi tam anlamıyla batağa saplanmaktan, tıkanmaktan, Maliye eski Bakanı Olgun Amcaoğlu ve ekibinin çalışmaları kurtardı.

Faiz Sucuoğlu döneminde Çalışma Bakanlığı da memleketin en feci ekonomik krizinde üzerine düşeni yaptı ve çalışma hayatında çok ciddi ve telafisi ancak uzun zamanda mümkün olan hasarlar alınmasına rağmen çalışma hayatının ite kaka da olsa idamesine yardımcı oldu.

Gerisi, hiç kimse kusura bakmasın, yan gelip yattı, bu iki bakanlığın memleketin tüm mali yükünü omuzlamasını seyretti.

Bir de, arada Sağlık Bakanlığı ve Polis örgütü çalışanları yükü yedi, analarından emdikleri süt burunlarından geldi, halen de gelmekte…

Şimdi ite kaka bir azınlık hükümeti kuruldu, ancak üç bakan hariç, kimse yol haritasını açıklamadı.

Ekonomi’nin başına oturan Erhan Arıklı hemen kendisine bir yol haritası çizdi ve hedeflerini belirledi, açıkladı da.

Özellikle Kıb-Tek ile ilgili sıkıntıları verilerle açıkladı, bu sefer El-Sen’den tehdit dolu, hakaretamiz açıklamalar geldi, bunların yanında “bizi gördüğün gibi AKSA’yı da görsene” mesajları verildi…

El-Sen şunu anlamalıdır, iki yanlış bir doğru etmez, başkasının haksızlığından da kendine hak payı çıkaramazsın.

Yanlışın varsa, başkasının yanlışını hedef göstererek kendi yanlışından kurtulamazsın.

Arıklı da öyle boş beleş işler adamı değil, sorunlara analitik yaklaşmayı, sorunun teşhisini yapıp da çözümünü de ortaya koymasını bilen biridir.

Partisini, siyasetini, ideolojisini,  tutumunu beğenirsiniz, beğenmezsiniz, orası ayrı mesele, ama sorunlara yaklaşma yönteminde olabildiğince somut verilerle çözümcü yaklaşım sergilediğini de kabul edeceksiniz.

Diğer taraftan, hangi akla hizmettir bilinmez, muhalefet tarafından bile takdir edilen ve bugüne kadarki en başarılı Maliye Bakanı olan ve dünya battığında bile zaten batık durumda olan KKTC maliyesini ayakta tutmayı başaran Olgun Amcaoğlu bu görevinden alındı, Eğitim Bakanlığı görevine verildi.

Uzmanlık alanıyla bağdaşmasa bile Eğitim Bakanlığı görevine gelir gelmez de, bugüne kadar çoğu eğitim kökenli eğitim bakanlarının bile yapmadığı, veya yapamadığı şekilde, kendisine yol haritası belirledi.

Neymiş efendim, demek ki yöneticilik kapasite meselesiymiş, neyi nasıl ve kimle yapacağını teknik açıdan bilme meselesiymiş…

Olgun Amcaoğlu bunu kanıtladı.

Aynı şekilde, Turizm Bakanlığı’nın başına geçen Fikri Ataoğlu da en azından yabancısı olmadığı bir sektörün başına geçmiş oldu, ve hemen kendisine bir yol haritası belirledi.

Bu kaotik dönemde bu üç bakanın belirlediği yol haritaları ne kadar tutar, ne kadar tutmaz, orası bilinmez, ancak bir yerden başlamak da yolun yarısını geçmek demektir.

Diğer bakanlıklara gelince, yol haritalarını ne gördük, ne de duyduk.

UBP tarihinin İrsen Küçük döneminden sonra yaşanan en yüz karası döneminde bir kurultay faciası yaşandı ve unutulmayacak.

Gerek Sağlık gerekse Çalışma Bakanlığı dönemlerinde memleketteki ve dünyadaki sıkıntılara rağmen görevlerini layıkıyla yerine getiren Faiz Sucuoğlu, kurultayda yaşanan rezaleti çıkaranların hedef aldığı başrol oyuncularından biri olması vesilesiyle bu sefer kabinede yer almadı, kadro dışı kaldı.

Gelecek seçimde, ki beklenenden çok daha yakın bir tarihte gerçekleşecek, Fransız İhtilali’ndeki gibi “kendi evlatlarını harcamaya başlayan” UBP’de eteklerdeki taşlar tek tek dökülecek, intikamlar alınacak, o güne kadar şimdilik bazı şeyler sessizce sineye çekilmiş durumda.

Tarihin tekerrürden ibaret olduğunu bir türlü anlamayanların kısa günün karına göre davranmaları, bazı kaçınılmaz sonları geciktirmez, son er ya da geç gelir, tıpkı İrsen Küçük’ün parti başkanı ve Başbakan olarak girdiği seçimde seçilememesi gibi…

Bu arada, şahsen CTP’ye de son süreçte yaşananları hiç yakıştıramadığımı ifade etmek isterim.

UBP, CTP ile ortaklık kurmak ve uzun vadeli bir hükümet kurmak için hazırdı, hatta Eğitim, Maliye ve İçişleri Bakanlığı gibi üç ağır top bakanlığı da vermeye hazırdı, ancak CTP oyunun dışında kalmayı tercih etti.

CTP’nin yeni nesil siyasilerinde aklı başında, fırsat verildiğinde memleket faydasına çok büyük işler yapacak, nitelikli ve donanımlı insanlar var.

Oyun dışında kalmakla, karşı tarafın iyice yıkılışını, kendi kendini tüketmesini ve bu tükenişten dolayı da seçimde karlı çıkmayı beklemekle, üç beş vekil daha fazla çıkarma beklentisiyle bu memlekete hizmet edilmez.

CTP artık hiçbir ipe sapa gelmeyen, bugüne kadar CTP iktidarlarında fos çıktığı sayısız kez ispatlanan, artık kimsenin inanmadığı ideolojileri bir tarafa bırakmalı, memleket hayırına adım atmalıdır.

Bu memleketten ne UBP, ne de CTP silinmeyecek, memleketin iki büyük partisi olarak, memleketin iki siyasi gerçeği olarak varlıklarını devam ettirecekler.

Bu aşamada, yapılacak tek şey, işbirliği yapmak, işbirliği yaparken de yüklendikleri görevleri rakiplerinden daha başarılı şekilde yapmaya uğraşmaktır.

Başarı başarıyı getirir, başarısızlık da başarısızlığı, bu kadar basit.

Bu arada, her ikide bir Türkiye içişlerimize müdahale ediyor diye bas bas bağıranlar Türkiye’nin ödediği 13. maaşları tıkır tıkır alıp, ceplerine oturttular, şimdi de kurtulmak için göndereceği aşıları bekliyorlar.

Gırtlağınızdan geçiyorsa, afiyet olsun, şeker olsun, bal olsun…

…………………

Gelelim dünyayı kasıp kavuran “çakma” virüse.

Çakma diyorum, çünkü zaten on sene öncesinden kafalarımıza çakıldı da biz göremedik.

2011’de Contagion (Bulaşma) isimli bir film çekildi, bazılarınız görmüş olabilir.

Coronavirüs bu filmde birebir tarif edildi, virüs yüzünden dünyanın içine düştüğü kaotik durum da birebir anlatıldı, belki biraz da abartıldı, sonra filmin sonunda şak diye aşı icat edildi, insanlık kurtuldu, herşey normale döndü…

Sonra 2012 Londra Olimpiyatlarında stadın ortasına ışıklarla dairesel bir koronavirüs sembolü oluşturuldu,  bu ışıklı dairenin tam ortasına yoğun bakım üniteleri kuruldu, yoğun bakım yataklarına çocuklar ve yaşlılar yatırıldı, hemşireler sevecen tavırlarla onları uyuttu, sonra ninja kılıklı, sadece gözleri görünen herifler tıpkı yarasalar gibi kollarını aça aça yatakların arasında turladılar, hemşiler gülümseyerek sus işareti  yaptılar, sonra gülümseyen doktorlar ortaya çıkıp hastalara müdahale ettiler, ninja-yarasa bozması herifler yavaşça ortalıktan kayboldular…

Bu saçma sapan gösterinin Olimpiyatlarla ne alakası var dedik, hiç canım dediler, sadece kısaca NHS adıyla anılan National Health Service’e güvenin mesajı veriyoruz dediler.

2 bin yıldan daha uzun bir tarihçesi olan Olimpiyatlarda o güne kadar böyle bir zırva görülmemişti.

Peki ama bu zırvayı kim icat etmişti, kim finanse etmişti!!!

Acer, Atos Origin, Coca-Cola, DOW, GE, McDonald’s, Omega, Panasonic, Procter and Gamble, Samsung, Visa bu organizasyonun sponsorlarıydılar.

Organizatörlerin hepsi birden bu saçma sapan virüs ve hastalık gösterisine okey verdi, neden?

Orasını, bu şirketlerin bugün piyasada koronaya karşı sözde savaşan iki büyük güçle olan doğrudan bağlantılarını irdelediğinizde anlarsınız…

Üst akıl dünyayı “dünya keriz, biz bu kerizi tepe tepe yeriz” zihniyetiyle yönetiyor…

Benden bu kadar, anlayan anlar, anlamayan otursun dersini çalışsın.

Bir diğer ilginç rastlantıya gelelim, 1970’den beri Almanya ve Amerika, 2018 yılına kadar dünya ihracatını ellerinde bulundurdular, birinci Amerika iki, ikinci ise Almanya.

Bu sıralama hiç değişmedi.

Ayrıca ihracat şampiyonu olan ilk onun arasında İngiltere, İtalya, Fransa, İspanya da vardı, ve tabi ki Japonya filan da…

Tam olarak 2000’li  yılların başında Çin de bu yarışa katıldı ve 2018’de ihracatta önce Almanya’yı geçti, 2019’da ise Amerika’yı geçti, dünya piyasasındaki doların da üçte ikisini kendi bünyesinde topladı.

Ne tesadüf ki, 2019’un sonlarına doğru şak diye Çin’de bir virüs peydahlandı, dünyaya yayıldı, dünya Çin’e karşı kapılarını kapadı, Çin’in ihracatı nerdeyse sıfırlandı.

Ha, bu arada, Çin’de fabrikalar kurmuş şirketlerin bazılarının hisseleri düştü, Çin de akıllıca davranarak bu hisseleri topladı.

Ancak geldiğimiz günde sonuç halen Çin’in ihracatının yerlerde sürünmesidir…

Şimdi gelelim neticeye, “üst akıl” bize kontrollü bir biyolojik savaş yaşattı, kaz gelecek yerden tavuğu esirgemedi…

Biz kümeslerimizde kurbanlık tavuk olarak yaşamaya devam ettiğimiz sürece, yumurtamızı yedikleri, etimizi şiş kebap yaptıkları sürece, mesele yoktur…

Arada bir de, bizi aşılayıp ömrümüzü uzatacaklardır elbette, yumurtamıza ve etimize ihtiyaçları halen var.

Ama yeri geldiğinde de bizi gerek silahla, gerekse virüslerle kıtır kıtır doğrayacaklarını veya yarattıkları canavarlarla doğratacaklarını son on yılda defaeten gösterdiler.

Artık yeni ve daha acımasız bir dünya, yeni bir senaryoyla başlıyor…

Mesela desem, daha virüs belası başlamadan birkaç ay önce başında iki Türkün olduğu Biontech’in reklamları neden yapılmaya başlanmıştı, ve sonrasında ise nasıl oldu da bu şirket kurtarıcı rolüyle ön plana çıkarıldı…

Koskoca devletlerin icat edilmiş ve genetik kodlarının da patentleri de defaeten alınmış bir virüsü nakavt edecek kendi araştırma laboratuarları yok muydu, vesselam?

Hade bugünlük de bu kadar yeter, yazdıkça yazıyorum, siz okudukça usanacaksınız.

2021’in daha güzel günlere vesile olması dileğiyle, tüm insanlığa, özellikle de çocuklarımıza çok daha güzel, sağlık, esenlik, huzur dolu bir gelecek dilerim.

Uyuşturucu, Hükümet, Virüs… yazısı ilk önce Kıbrıs Haber Ajans üzerinde ortaya çıktı.

Related Articles

Leave a Comment

Ajans Cyprus