Yazı Detayı
06 Ağustos 2020 - Perşembe 09:56 Bu yazı 640 kez okundu
 
Adaların Deniz Kıta Sahanlığı Açıklaması Uluslararası Hukuka Aykırıdır
Prof.Dr. Vedat Yorucu
vyorucu@hotmail.com
 
 

Adaların deniz kıta sahanlığı açıklama hakları yoktur ve uluslararası hukuka da aykırıdır. Uluslararası hukuka göre, adaların kıta sahanlığı olamaz. Uluslararası Deniz Hukuku, "kıta sahanlığı" hususunda adalara anakaralar kadar yetki vermemektedir.  Ege ve Akdeniz’deki Yunan adalarının hiçbirinin kıta sahanlığı ilan etme yetkisi yoktur.

*****

Hukuk ve demokrasi denince akla en başta İngiltere gelmektedir. Dışişleri ve Savunma konularında İngiltere’ye bağlı olan Man Adası’nın karasularının sınırları, 1987 Bölgesel Deniz Yasası (Man Adası) Kararı ve  1991'de tanımlanan Man Adası karasuları denizinin sınırları Tynwald Parlamentosu’nda onaylanmıştır. Böylece 584 km kare yüzölçümüne sahip Man Adası'nın 160 km'lik bir kıyı şeridi ve kıyıdan maksimum 12 deniz miline kadar uzanan bir karasuları veya diğer ülkeler arasındaki orta nokta vardır. Dikkatinizi tekrar çekmek istiyorum. Sadece 12 deniz miline kadar karasuları vardır. Bu örneği bilerek verdim, çünkü Kıbrıs ile Man Adası’nın benzerlikleri çok fazladır.

*****

Denizlere ve deniz sorunlarına jeopolitik açıdan bakmak şarttır. Bu şartın gerekleri yerine getirilmezse, kara ülkesinin güvenliğinden söz edilemez. Bu gerçek, Doğu Akdeniz açısından Türkiye’nin ve KKTC'nin güvenliği ve ulusal çıkarları, bekası bağlamında çok önemlidir. Bundan dolayıdır ki, deniz stratejimizin ve politikalarımızın temelini jeopolitik yaklaşımlar ve öncelikler oluşturmalıdır.

*****

Uluslararası mahkeme kararları, örneğin Akdeniz’de Libya-Malta, Karadeniz’de Romanya ve Ukrayna arasındaki Serpents adaları ve daha birçok başka adalarla ilgili verilen yargı kararları vardır. Bunların tümü de bizim lehimize verilen kararlardır. Kıbrıs ve Kıbrıs’ı çevreleyen sulardaki uluslararası hukuka aykırı ilan edilen Münhasır Ekonomik Bölge sınırları da ihtilaflıdır. Kıbrıs sorunu bir hukuk sorunu değildir. 1963’te başlayan siyasi bir sorundur. Sorunu hukuk yoluyla çözme zeminine çekmeye çalışan hegemon güçler, Türkiye ve KKTC’ye adil olmayacak yargı yoluyla çelme takmaya çalışmaktadır. Kıbrıs’ın AB üyeliğine kabulünde Kıbrıs Türk halkının onayı sorulmadığı gibi, Kıbrıs AB’ye gayrı meşru üye yapılarak fiili durum oluşturulmuştur. AB üyeliğinin nimetlerinden Kıbrıslı Türkler maalesef yararlandırılmamaktadır. Doğrudan ticaret yapılmamakta, verilen sözler tutulmamaktadır. Yeşil Hat tüzüğü bile keyfi olarak uygulanmaktadır. AB vatandaşları Kuzey’den Güney’e Covid-19 nedeniyle geçememektedir. Doğrudan Ticaret Tüzüğü, AB Komisyonunda hala onaylanmamış, Kıbrıslı Türkler mağdur edilmiştir. Hukuk zemini maalesef kaygan bir zemin olarak karşımızda durmaktadır.

*****

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş antlaşmasında, İngiliz Egemen Üs bölgesi için mahvuz haklar (retained rights) aynen geçerliliğini korumaktadır. İngilizlere ait egemen üs bölgesi (Dikelia ve Ağrotur) deniz kıyısından deniz içine doğru 3 deniz mili karasuları hakkı vardır. Bu hakkı mahfuz olmakla beraber, ileride İngilizlerin de Münhasır Ekonomik Bölge ilan etmeyeceğini kim garanti edebilir?

*****

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Münhasır Ekonomik Bölge sınırları bellidir. Türkiye tek başına Münhasır Ekonomik Bölge ilan etmemelidir. Bu durum aleyhine olacaktır. Mısır-İsrail-Lübnan ve Suriye ile anlaşılarak  Münhasır Ekonomik Bölge sınırlarını ilan etmesi, bölgedeki zenginliklerden adalete ve hakkaniyete uygun olarak yararlanması en makul olanıdır. Ancak, Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra, iki halkın ortaklığında kurulacak yeni Kıbrıs Devleti ile bir anlaşma yapması en doğru olanıdır.

*****

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs adına söz hakkı, uluslararası deniz hukukuna göre sınırlıdır. KKTC tanınmasa da, Kıbrıs Türk halkının adanın kuzeyindeki varlığı meşrudur,  uluslararası hukuk tarafından da kabul edilmiştir. Aksi olmuş olsaydı, BM’nin hazırladığı kapsamlı çözüm planı, yani 2004’teki Annan Planı, eşzamanlı olarak adanın her iki kesiminde referanduma sunulmazdı. Tüm bu gelişmelere AB, üyelik dayanışması adı altında destek verir gibi görünse de, verdiği destek hukuk zemininden yoksundur. AB’ye Doğu Akdeniz’de fazla bel bağlamamak gerekmektedir.

*****

Türkiye, Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip ülkedir. Meis adacığının Türkiye’ye mesafesi 2 kilometredir. Bu küçücük toprak parçacığı ve onun dışındaki Ege’deki adacıkların deniz kıta sahanlığı hakları uluslararası hukukta yer almamaktadır. Yunanistan’ın AB desteğini arkasına alarak,  Türkiye’nin deniz kıta sahanlığına tecavüze kalkışması bir savaş nedenidir. Kendi denizlerimizde jeopolitik çıkarlarımızı kendimiz gözetmeli ve korumalıyız. Bu konuda verilecek bir taviz, Türkiye’nin açık denizlere inmesinin önüne geçecek, anakaraya hapsedilmesine neden olacaktır. Bu konuları Yunanistan ile müzakere etmeye kalkmak, başta Seville haritasını kabul etmek, Sevr anlaşmasından kötü olan Seville haritasında öngörülen yetkilerin müzakere masasına taşınmasına yol açmış oluruz. Diğer bir deyişle, Ege denizinde ve Akdeniz’deki Yunan adalarına deniz alanı verme konusunda istekli olduğumuz intibakını vermiş oluruz ki, bu durum bizim için diplomatik intihardır. Ayrıca, elimizde olan yasal hakkımızın bir kısmını Yunanistan’a vermeye istekli olduğumuz yanılsamasına düşeceğimizi de bir yerlere not etmekte fayda vardır. Unutulmaması gereken bir konu daha var ki, Libya Ulusal Hükümeti ile yapılan mutabakat zaptını da ortadan kaldırmak için yeni bir zemin yaratmış olacağız. Biz aptal mıyız?

 
Etiketler: Adaların, Deniz, Kıta, Sahanlığı, Açıklaması, Uluslararası, Hukuka, Aykırıdır,
Yorumlar
Haber Yazılımı