Yazı Detayı
04 Aralık 2019 - Çarşamba 05:55 Bu yazı 2170 kez okundu
 
Atıcılık Federasyonu Bataklığı
Yrd.Doç.Dr.Ediz Tuncel
ediztuncel@yahoo.com
 
 

Beni yakından tanıyanlar bilirler, ta çocukluğumdan beri iki şeye meraklıyım, biri atıcılık, diğeri görsel sanatlar, özellikle de resim ve fotoğraf…

 

Her ikisi de vazgeçilmez hobilerim arasında, her ikisinden de sıkıntılıyım, fotoğraflarım izinsiz şekilde kopyalanıp ticari amaçlı kullanılıyor, atıcılık işini de keyfimizce, sinir stres olmadan yapamıyoruz.

 

Resime ve fotoğrafa daha ilkokul sıralarında başladım, avcılığa bir türlü ısınamadım, zararlılarla mücadele haricinde avcılığı hep gereksiz gördüm,  ama atıcılığa ortaokul sıralarında gönül verdim ve elden geldiğince bilimsel şekilde üzerinde kafa yordum, hala da yorarım.

 

Bilimsel temeli olan hiçbir konuda başarı tesadüf değildir.

 

Özellikle de atıcılık konusunda balistik biliminin gerektirdiği ayrıntıların her türlüsünü en ince noktasına kadar dikkate almazsanız başarıyı kılpayı da olsa kaçırabilirsiniz.

 

Eline her silah alan atıcı filan değildir, olsa olsa silah kullanıcısıdır.

 

Atıcı kullandığı silahların ve bu silahlara ait mühimmatın bütün balistik kombinasyonlarını en ince ayrıntısına kadar bilen ve şartlara göre en uygun şekilde kullanan, hedefleri yüzlerce, hatta binlerce metreden vurabilen bir makineleşmiş insandır.   

 

Üniversite eğitimi için gittiğim İngiltere’de adamların atıcılık, silah ve balistik konusunda ne kadar hassas olduklarına defalarca şahit oldum, bazı şeyleri de birinci elden tecrübe edinme fırsatım oldu.

 

Bu hobi çok pahalı bir spor, cebinde paran varsa yaparsın, ama doğal ve fiziki şartlara karşı kendini sonuna kadar zorlar ve sınarken keyfini de alırsın.

 

Gün geldi, üniversite işlerimiz bittikten sonra Kıbrıs’a döndüm, 8-9 sene önce, belki de on sene öncesidir, şu KKTC Atıcılık Federasyonu’na uğrayım, bakayım, hangi tür atıcılık sporlarını hangi şartlarda yapabiliriz, bir göreyim dedim.

 

Yerini öğrendim, arabaya atladım, hafta arası fırsat bulup gittim, Gönyeli’deki yerini buldum.

 

Kupkuru bir bina, daha doğrusu tam bir gecekondu,  çevre düzensiz, kimseler yok, camdan içerisi görünüyor, orada burada içki şişeleri görünüyor, sanki bir meyhane çöplüğü gibi...

 

İlk izlenimim terkedilmiş olduğuydu, geri dönerken hemen aynı mahallede rastladığım birine doğru yere gelip gelmediğimi sordum, doğru yer dedi.

 

Birkaç gün sonra tekrar geldim, yine boş binadan başka birşey yok.

 

Yerdeki bir kutuda duran boş fişekleri kokladım, belli ki atılalı çok olmamış, hala barut kokusunu tutuyorlar.

 

Son kez şansımı denediğimde akşam üzeri geldim, kapı açık, içerde birkaç kişi oturmuş, beyfendilerin keyfi çakır, viskiciklerini yudumluyorlar, sonradan öğredim ki birisi de Federasyon Başkanıymış…

 

Ne onlar beni tanıyor, ne ben onları…Kendimi tanıttım, Atıcılık Federasyonu burası mı dedim.

 

Evet dediler, orada hangi tür atıcılık sporlarını yapmak için imkan olduğunu sordum, trap-skeet dediler…

 

Havalı ve yivli-ateşli silahlarla ilgili hangi tür aktiviteler yapma imkanı olduğunu sordum, sen de nerden çıktın şimdi de keyfimize ediyorsun der gibi yüzüme baktılar.

 

Birisi bu işlerle ilgilenen kulüplerle gidip konuşmamı tavsiye etti, belli ki başlarında savmak için!

 

Hangi kulüplere gidebileceğimi sordum, siz artık bakacaksınız, hangisi o dediğinizle ilgilenirse dedi…

 

Cevap açık ve netti aslında, hiçbir kulüp bu işlerle ilgilenmiyor, sen de başımızdan defol git, keyfimizi bozma demenin kibarcasıydı bu…

 

Adına Atıcılık Federasyonu dedikleri meyhane artığı çöplükten çıktım ve gittim, giderken de kendi kendime KKTC denen ne idüğü belirsizler diyarında yaşadığını unuttun galiba dedim.

 

Birkaç sene sonra, şimdiki başkan Türker Yiğitcan’ın (ki hem uzaktan akrabamdır, hem de askerden silah arkadaşımdır) başkanlığı döneminde diyalog kurabileceğim biri var diye tekrar uğradım.

 

Değişen birşey yoktu, adına Atıcılık Federasyonu dedikleri yer tam bir sorma gir hanı, tam bir mezbelelik, döküntü bir gecekondu, içerisi ve dışarısı ise meyhane çöplüğü gibiydi.

 

İttir oradan, kattır buradan, yavaş yavaş Türker Yiğitcan ile, arada bol bol da atışarak, tartışarak ve zaman zaman da sert şekilde kapışarak, havalı ve ateşli silahlarla ilgili aktivitelerimize başladık.

 

Atıştık, kapıştık, tartıştık diyorum çünkü imkansızlıklar arasında, sadece adı Atıcılık Federasyonu olan bir mezbelelikte, ne doğru dürüst oturacak bir sandalye var, ne malzemeyi saklayabileceğimiz bir yer, ne atışta kullanacağımız düzgün bir alan ve malzeme…

 

Aktiviteleri çoğu malzemeyi kendi imkanlarımızla edinerek ve paylaşarak yapmaya çalışıyoruz ve kronikleşmiş aksaklıkları gidermek için hiçbir ciddi çaba da göremiyorum.

 

Atıcılıkla ilgilinen kulüpler de kendi kabuklarına çekilmiş, herkes kendi aleminde yaşıyor, anda arada bir trap veya skeet turnuvaları düzenliyorlar, sonra herkes yine sinip kalıyor.

 

Belli ki Türker Yiğitcan kendisinden öncekilerin bıraktığı ve giderek kronikleşen sorunlarla ilk etapta boğuşmaya niyetli değildi.

 

Geçmiş başkanlardan Arif Cankut ise Atıcılık Fedarasyonu’nun adı geçtiğinde bayılacak gibi oluyordu, sonradan öğrendik ki başkanlığı döneminde o Federasyon’a kendi cebinden bir dünya para harcamış, elinden geleni yapmış, en sonunda da pes ederek geri vitese takmış ve o da kendi kabuğuna çekilmiş.

 

Bu arada, birileri de her dönemin adamı olmuş, Federasyon’da ticari rant kapılarını açık tutacak görevlere gelmiş, Federasyon aracılığıyla sessiz sedasız ticaret çarklarını tıkır tıkır çalıştırmış.

 

Federasyon’un tüzüğü ise, bu kurumun her türlü suistimaline cevaz verecek şekilde yapılmış bir tüzük müsveddesinden başka hiçbir şey değil…

 

Peki yıllar yılıdır bu tüzük müsveddesine neden el atılmamış, gelen giden başkanlar ve asbaşkanlar zahmet edip de bunu okumamış, eleştirmemiş mi?

 

Federasyon’un bağlı olduğu Spor Dairesi ve onun da bağlı olduğu Başbakanlık hiç mi zahmet edip de bu mezbelelikte ne olup bitiyor diye bakmamış mı???

 

Yok işte, yıllar yılı Atıcılık Federasyonu tam bir bataklığa gömülmüş, sadece birilerinin tekelinde ticari rant kapısı olarak kullanılmış, hepsi o kadar…

 

Türker Yiğitcan en sonunda bu bataklığın bu şekilde devam edemeyeceğini anladı, bu bataklık düzeninin çarklarına çomak sokmaya kalktı, anında bu bataklıktan bir şekilde nemalananlar kıyameti kopardı, Türker Yiğitcan’a karşı bildik bel altı vuruşlara başladı, çamur at da izi kalsın yöntemi uygulanmaya başladı…

 

Nasılsa memlekette en kolay yöntem bu, biri birşeyi düzeltmeye kalkarsa ve çıkar grupları da o hareketten huylanırsa, olacağı budur…

 

Velhasıl kelam, Türker Yiğitcan sanki onca zamandır yaşanan olumsuzlukların tek sorumlusuymuş gibi günah keçisi ilan edildi, geriye kalanların tümü de tertemiz, ak pak, şekerpare çocuklar rolüne büründü…

 

Bu arada, Türker Yiğitcan tepine tepine o mezbelelik binayı biraz adam etti, tabanca poligonuna, park yerine, binanın dökülen pencerelerine, zeminine çeki düzen verdi, tamir ettirdi, en azından bina olsun biraz kılığına girdi.

 

Yine kavga gürültü ve ite kaka da olsa, el birliğiyle farklı branşlarda havalı ve ateşli silahları da atıcılık sporuna kazandırmaya başladık.

 

Şimdi, kısa süre sonra Federasyon’da yine başkanlık seçimi yapılacak.

 

İki aday var, biri Türker Yiğitcan, diğeri Mehmet Paralik…

 

Türker Yiğitcan ile en azından son beş senedir doğrudan münasebette bulunarak ondan fazla organizasyon yaptık.

 

Daha önce Federasyon’da görev yaptığını bildiğim ve atıcılık konusunda ciddi tecrübesi olduğunu düşündüğüm Mehmet Paralik ile bir tek kez bile bu organizasyonlarda çalışmadık.

 

Federasyon’un içine düştüğü durumla ilgili Türker Yiğitcan kendi payına düşen hataları açık yüreklilikle kabul ediyor ve başta tüzük olmak üzere, eksikleri gidermek için kolları sıvamış durumda, ancak geriye kalanların hiçbiri, ve dahası, Yiğitcan ile onca yıldır birlikte görev yapanların da hiçbiri, Paralik dahil, en ufak bir sorumluluk kabul etmiyor, tek suçlu olarak Türker Yiğitcan’ı görüyor, ve dahası, hiç utanıp sıkılmadan, hiçbir gerçekçi dayanağı olmayan, tamamen duygusal açıklamalarla Yiğitcan’a belden aşağı vuruyor, Federasyon’daki bütün sorunların 2016’dan sonra Türker Yiğitcan ile başladığını iddia ediyorlar…

 

Ancak 2016’dan önce kimin Federasyon’a ne faydası olduğunu söyleyen yok, sorunları dile getiren ve Federasyon’un onca yılda nasıl olup da bataklığa dönüştüğünü, nasıl olup da birilerinin meyhane çöplüğüne dönüştüğünü, nasıl olup da birilerinin rant kapısına dönüştüğünü, nasıl olup da o tüzük müsveddesiyle bugünlere kadar geldiğini izah eden tek bir Allah kulu yok, varsa yoksa, tüzük de dahil olmak üzere,  bu çarpık ve kokuşmuş yapıyı elinden geldiğince düzeltmeye çalışan Türker Yiğitcan’ın günah keçisi yerine koymak var…

 

Üstüne üstlük, bu kadar iğrençliğin arasında, bir de Türker Yiğitcan’ın Federasyon’a mafyayı sokacağını iddia ediyorlar, ki bu iddiaları ortaya atanların kendi yaptıklarına baktığınızda esas mafia türü rant ve çete düzenini nasıl kurduklarını ve bugünlere kadar getirmeyi başardıklarını da çok iyi görürsünüz…

 

Kendi yanlışını örtbas etmek için o yanlışı başkasına mal etmeye çalışmak güzel taktik, akıllıca taktik, ama hiç de insanca ve onurlu değil…

 

Hiçbir kurumun koltuğu ilelebet kimseye kalmaz, tıpkı atıcılığın A’sından anlamayıp da işgüzarlıkta, laf ebeliğinde, şişenin dibini görme yarışında meydanı kimselere bırakmayanlara, Federasyon binasını meyhane çöplüğüne çevirenlere, orayı kendilerine rant kapısı olarak görenlere kalmadığı gibi…

 

En azından bugün orası atıclık sporunu en onursuz şekilde katledenlerin bataklığı değil, yarın da olmaması için elden gelen de yapılacak…

 

Elbet birgün Türker Yiğitcan da günahlarıyla, sevaplarıyla gidecek, ancak bugüne kadar orada görev alıp da onca sorunu el birliğiyle yaratanlar, sorunlar patlayınca da kafalarını kuma gömenler ve en azından kendi hatalarını kabullenme dürüstlüğünü gösteren ve düzeltmeye de çalışan Türker Yiğitcan’ı tek başına günah keçisi olarak gösterenler bilsinler ki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…

 

Bu arada, Başbakanlık ve ilgili birimler de  Federasyon özerktir diyerek sorumluluktan kaçmaya çalışmasın, gereğini gerektiği şekilde yapsın…

 

Dünyanın belli yerlerinde atıcılık federasyonları hem atıcılık sporunu geliştiriyor, hem de ülkeye milyonlarca dolar kazandıran atıcılık turizmini geliştiriyorlar….

 

Ve son söz: Bu işe baş koyup da düzelteceğini iddia edenler….Türker Yiğitcan’dan önce de piyasadaydınız, Türker Yiğitcan zamanında da piyasadaydınız, bunca zamandır aklınız nerdeydi!!!

 

Entrikaya, yalan dolana kafanız basıyor da, Türker Yiğitcan’ı günah keçisi ilan etmekten gayrı,  bunca soruna bir zırnık da olsa çözüm önerisi getirdiğinizi, neyi nasıl düzeltmeyi hedeflediğinizi halen göremedik, tüzük müsveddesini bile nasıl düzelteceğinizi duyamadık…

 

Sizin rüyanızda görmeyeceğiniz paraları silahlara ve atıcılık sporuna Atıcılık Federasyonu sizin rant kapınız olsun, meyhane çöplüğünüz olsun, uyduruk iddialarınızla vakit geçirelim diye harcamadık, bilmem açık ve net mi!!!

 

Şu Federasyon üzerinden rant meselesi de ayrı bir yazı konusu olacak, ki bu konudaki yazışmaları da gerekli resmi kurumlarla yaptım, boynu altında kalanın boynu kopsun…

 
Etiketler: Atıcılık, Federasyonu, Bataklığı,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
13 Ağustos 2020
Gündelik seçmeceler!
325 Okunma.
03 Ağustos 2020
Seçimler, reklamlar, gerçekler, zerdaliden düdük…
983 Okunma.
14 Temmuz 2020
KKTC’nin ultra çakma solcuları ve insanlık
812 Okunma.
10 Temmuz 2020
Polisin eline sağlık...
1220 Okunma.
06 Temmuz 2020
Göz göre göre…
353 Okunma.
05 Temmuz 2020
Mizansen ve kağıttan kaplancıklar
450 Okunma.
29 Haziran 2020
“Din” kavramının yeni dünya düzeninde bitişi ve bir avukatın vurguları
771 Okunma.
21 Haziran 2020
Siyasi İntihar
1206 Okunma.
30 Mayıs 2020
Yenisinin etkisi azalmış!
2352 Okunma.
10 Mayıs 2020
Maskeli Balolu Korku Filmi…
1590 Okunma.
29 Nisan 2020
Yanlış hesap mezarlıkta biter…
995 Okunma.
15 Nisan 2020
Diktatörlerin dünyası ve diktatör virüs
1143 Okunma.
11 Nisan 2020
Sen gidi seniiiii!!!
908 Okunma.
05 Nisan 2020
NBC ve anılarda Komutan Tahsin Ataizi
813 Okunma.
03 Nisan 2020
Bizi bekleyen “Büyük Değişim”
652 Okunma.
30 Mart 2020
Cehalet, pislik, hastalık ve din sömürüsü
1108 Okunma.
25 Mart 2020
Korona Çorbası...
1514 Okunma.
17 Mart 2020
7. yaşında “doğruluk”… Ve hakettiğimiz!
1923 Okunma.
12 Mart 2020
Şu bizim “emperyalist” virüs…
1410 Okunma.
08 Mart 2020
Kabus bitti gibi, ama dahası var…
1421 Okunma.
29 Şubat 2020
BOP’un son perdesi…
1579 Okunma.
24 Şubat 2020
Cumhurbaşkanlığı seçim tiyatrosundan sahneler…
923 Okunma.
30 Ocak 2020
Adam gibi bir işi yapamadınız gitti!
2109 Okunma.
21 Ocak 2020
Kızımın anlayamadıkları, Salamis Krallığı’nın tuvalet derdi…
831 Okunma.
17 Ocak 2020
KKTC Turizminin tuvalet rantı!
441 Okunma.
01 Ocak 2020
Şaka Gibisiniz!
647 Okunma.
19 Kasım 2019
İki canavar arasında kalmak
636 Okunma.
07 Kasım 2019
Yazık ki ne yazık...
903 Okunma.
30 Eylül 2019
“İki” Başbakan Tatar
1429 Okunma.
17 Eylül 2019
Yine Becerdik…
975 Okunma.
30 Ağustos 2019
Satranç Tahtası ve “Uyuyan Güzeller”
2143 Okunma.
23 Ağustos 2019
Daha Başlamadan Akıncı 1 – Diğer Adaylar 0
1053 Okunma.
29 Temmuz 2019
Biz Uyurken…
1387 Okunma.
04 Temmuz 2019
Üniversiteleri Nasıl Batırırız ve Sevgili Füzemiz!
509 Okunma.
30 Haziran 2019
Mafyanın Polis “Sevgisi”, Uluslararası Dengeler...
440 Okunma.
29 Haziran 2019
Bozuk Oyunlar, Oyunbozanlar!
364 Okunma.
23 Haziran 2019
“Yeni Dünya” Yaratılırken Bizim Kavgalarımız
448 Okunma.
14 Haziran 2019
Polisi Bırak, Aynada Yüzüne Bak!
487 Okunma.
11 Nisan 2019
Poliste Organize İşler...
1062 Okunma.
09 Nisan 2019
Bir Kültür-Sanat Fırtınasının Düşündürdükleri...
573 Okunma.
20 Mart 2019
Göbek Ataraktan Işgal Protestosu ve “Katliam Anatomisi”…
696 Okunma.
20 Şubat 2019
Aziz ve Muhterem Devletimiz…
1540 Okunma.
19 Şubat 2019
Özersay’ın Sandalyesi, Akıncı’nın Serzenişleri…
663 Okunma.
24 Kasım 2016
YÖDAK Maskaralığında Sona Doğru...
311 Okunma.
Haber Yazılımı