Yazı Detayı
30 Eylül 2020 - Çarşamba 07:28 Bu yazı 612 kez okundu
 
Azerbaycan ve Bölge Aktörlerin Tutum ve Olası Sonuçlar
Prof.Dr.Ghadir Golkarian
gh.golkarian@gmail.com
 
 

Dağlık Karabağ'daki çatışmanın hızlı bir şekilde sona ermesini ümit eden olsaydı artık birkaç gün önceden başlamış olan sıcak çatışmaların sonucu barış ümitleri sona ermektedir.  Çünkü Azerbaycan Cumhuriyeti ve Ermenistan tarafından uzun yıllardır tartışmalı olan bölge, şimdi kademeli olarak bölge güçleri için bir test alanı haline gelmekte ve aynı zamanda Azerbaycan elde ettiği başarılardan dolayı son noktayı koymaya karar vermiştir. Dağlık Karaağ Özgür Olmalı!

 

Görünüşte Azerbaycan ve Ermenistan savaşı yaşansa da 30 yıllık Karabağ acısı sadece iki Güney Kafkasya ülkeleri olan Azerbaycan ve Ermenistan ile ilgili değil, diğer bölgesel aktörlerin de tutumları Karabağ sorununda etkili olmuş ve olmaktadır. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir yandan ülkesinin Azerbaycan'ın tam arkasında olduğunu ve Azerbaycan'ın pozisyon ve hedeflerini desteklediğini belirtirken Fahrettin Altun, İletişim Başkanı, twitter hesabından BM toplantısına değinerek, "Bugünkü BM Güvenlik Konseyi toplantısının çözüm için güçlü bir temel oluşturacağını umuyoruz. Türkiye, Azerbaycan'ın işgal altındaki topraklarını geri almasına yardım etmeye ve uluslararası hukuk kapsamında hak ve çıkarlarını savunmaya tamamen kararlı olacaktır." diye vurgu yapmaktadır.

 

Rusya ise müzakere taleplerine ve ateşkese dönüş taleplerine rağmen Türkiye'nin yaklaşımından memnun değil ve Kremlin sözcüsü Dimitry Peskov ise Ankara'nın Dağlık Karabağ kriziyle ilgili tutumunun ateşe petrol dökmek gibi olduğunu nitelendirmektedir. Aslında, Rusya başından beri hem Azerbaycan hem de Ermenistan ile dengeli bir ilişkiyi tercih ederek bu bağlamda tarafsızca yaklaşımı sergilemeye çalışıyor ama perdenin arkasında da bu gerçekler bulunuyor mu, başka bir kondur.

 

Bu arada İran, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünü tanıyarak savunuyor. Dağlık Karabağ'ı Müslüman bir bölge olarak görüyor ve bu bölgenin Azerbaycan'a geri döneceğine inanıyor. Nitekim Ayetullah Ali Hamneyi, İran'ın dini lider açıkça bu konuya değinerek Karabağ konusundaki hassasiyetini göstermektedir. Bununla birlikte, Güney Kafkasya bölgesinde devam eden gerginliklerden endişe duyan İran hükümeti iki kuzey komşusu arasında bir çözüm için pazarlık yapmak istiyor. İran'ın din ve ırk açısından Azerbaycan Cumhuriyeti'ne yakın olduğu söylenmelidir. Çünkü Azerbaycan Cumhuriyeti de bir Şii dinine sahip olan ülkedir ve aynı zamanda İran'da otuz milyondan fazla Türk yaşayarak birçoğu Azerbaycan Türküdür. Ancak İran, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana Ermenistan ile daha yakın ilişkiler kurdu. Buna rağmen İran 2017 yılından beri Azerbaycan ile ekonomi, siyasi, ticari, teknoloji, enerji, ulaşım ve güvenlik gibi çeşitli alanlarda ilişkilerini geliştirmeye başlamaktadır. Bu ilişkiler doğrultusunda İran ile Azerbaycan arasında bir uluslararası nitelikte demiryolu bağlantısının geliştirilmesi, güney-kuzey koordinatlarında hayati önem taşıyan transit arterlerden biri olarak bilinir hale gelmektedir.

 

Geçmiş aylarda Ermenistan ile İsrail arasındaki ilişkilerin geniş çapta başlaması İran için hoş görülmemektedir. Ermenistan ve İsrail büyükelçiliklerinin birbirlerinin başkentlerinde açılması, ulusal ve askeri düzeyde çeşitli uzman ve delegasyonların varlığı İran'da endişe yaratmıştır.

 

Bu arada İsrail, Basra Körfezi'ndeki Arap komşularıyla da siyasi ilişkiler kuruyor. BAE, Bahreyn ve Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki uzlaşma İran'ı tedirgin etmekte ve İsrail'i sınırlarına yakın hissediyor. Bu nedenle, uluslararası çıkarlar ve ulusal çıkarların korunması çerçevesinde Azerbaycan ile Ermenistan arasında son zamanlarda yaşanan çatışmalarda Azerbaycan'ın tutumunu desteklemektedir.

 

İşte sahada savaşmakta olan ülkelerin yanı sıra Güney Kafkasya’da önemli aktörlerin varlı ve tutumları sadece bölgeyi değil Ortadoğu’yu da etkilemiş olacaktır.

 

Bilindiği üzere yıllardan beri (1994’ten) AGİT Minsk üçlü olan ABD, Rusya ve Fransa, Karabağ sorununa çözüm getirmek için ateşkes şartlarını oluşturarak sorunun topyekûn çözülmesini planlamıştır. Fakat bugüne dek bu üçlü ülke hiçbir işe yaramayarak sadece 30 yıl sürecinde durumu daha da muğlaklaştırarak iki ülkeyi sorunlarla karşı karşıya bırakmıştır. Bugün Azerbaycan- Ermenistan ateş hattında gerçekleşmiş olan havadislerin ve ayrıca yıllardır binlerce kişinin canından olması ve 1 milyondan fazla kaçkınların acı günleri yaşamasının sorumlusu işte Minsk üçlüsüdür. Bu sebepten dolayı Azerbaycan artık son noktayı koymaya mecburdur. Çünkü ateşkes normalin dışına çıkmakta ve Ermenistan yıllardır yüzler defa ateşkesi ihlal etmiş ve sınır hattında zararlar vermekle kalmayıp sivil insanların mağduriyetine neden olmuştur.

 

Rusya ne istiyor?

Rusya olayların karşısında sinsi bir tutum takip etmektedir. Klasik Rus Politikası gereği Kafkasya’daki gerginliklerden her zaman faydalanmaktadır. Krizin üç noktaya gelmesini istemediği gibi Ermenistan- Azerbaycan arasında bir şekilde dengeyi sağlamaktadır. 2008 yılında Gürcistan ile yaşadığı gerginlik sonucu istemeden sahayı ABD’ye bırakmış ve Gürcistan’ın Batıya yanaşmasından pek hoşnut değildir.

 

Ayrıca, Kars hizasında aktif olan askeri üssü Ermenistan ev sahipliği ile mümkün kılınmıştır. Dolayısıyla, ikili ilişkilerine özen göstermekte ve Ermenistan’ı desteklemektedir. Gerçi geçen günlerden Nikol Paşinyan, Ermenistan Başbakanı Putin’in Azerbaycan ile dostça tavrından rahatsız olup 15. Devletler arası askeri- teknik toplantısından geri çekilmiştir ama Sergey Lavrov’un açıklaması ise Rusya tutumunu dikkat etmeye haiz kılıyor. Geçen hafta Moskova’da Azerbaycan Parlamenterlerinden bir kısmı görüşen Lavrov, “Moskova'nın resmi tutumudur. Rusya, sorunun çözüm sürecinde işgal altındaki beş bölgenin Azerbaycan'a geri verilmesini, bölgeye barış güçlerinin konuşlandırılmasını ve ulaşım-iletişim sisteminin yeniden kurulmasından yanadır." açıklamasında bulundu. Ancak burada çok ince nokta bulunmaktadır.

 

Eğer barışı sağlamak için barış gücünün varlığı şartsa, o zaman BM Güvenlik Konseyinin onayıyla BM Barış güçleri bölgeye gelmelidir. Sadece Rusya’nın askerleriyle barış gücü konuşlandırmak apaydın bölgeye girmek anlamına geliyor.

 

Anlaşılan o ki, Rusya Türkiye’yi Azerbaycan’ın arkasında bilerek sahada dengeleri farklı şekilde sağlayacağını düşünüp aynen Suriye’deki gibi Soçi ve Astana süreçlerini başlatmaya çalışıyor. Libya’da Türkiye’ye karşı net tavır sergileyemedi için Türkiye’yi de kırmak istemiyor. Dolayısıyla, masada Türk- Rus ağrı dengesini sağlamaya çalışıyor. Bu da Ortadoğu gidişatı zincirine başka bir halka sayılmaktadır.

 

İran ise bugün yaşadığı ciddi sorunlardan dolayı, ambargolar ve izole politikası sonucu bölgede pek pençe pençeye gelmek istememektedir. Hem Covid- 19 şartlarının ağırlaşması, hem de ekonominin devalüasyona uğraması sonucu sadece bölgeden bir an önce savaşın uzaklaşması peşindedir. Ayrıca, olası bir ciddi Azerbaycan- Ermenistan sıcak savaşı karşısında İran’da yaşayan Azerbaycan Türklerinin protestolarından ve aynı zamanda seferberliğinden çekinmektedir. Bu bakımdan, he ateşkesin sağlanmasını ve sorunun diplomatik yönden çözülmesini önermektedir.

 

Bilindiği üzere Azerbaycan- Ermenistan savaşı paralelinde ne yazık ki ciddi medya savaşı da yaşanmakta ve her an asılsız ve provoke içerikli haberler yayılmaktadır. Hatta öyle bir yazılar ve yorumlar paylaşılmaktadır ki sanki İran ciddi şekilde Ermenistan’ın yanında veya lojistik destek vermektedir. Bununla birlikte İran- Türkiye karşıtlığı da lanse edilmektedir. Bunlara karşı dış işleri bakanlıklarının müdahil olmamaları ve konuyu ciddiye almamaları zaten meselenin esassız olduğunu açıklamaktadır. Bu bağlamda Azerbaycan ulusal çıkarlarını ve bölge aktörlerinin herhangi bir elde edebileceği rasyonel yorum ve tahminler hem barışı sağlayacak ve hem ortalığı toz duman etmeden Karabağ’ın ana kucağına dönemsini sağlayacaktır.

 
Etiketler: Azerbaycan, ve, Bölge, Aktörlerin, Tutum, ve, Olası, Sonuçlar,
Yorumlar
Haber Yazılımı