Yazı Detayı
27 Nisan 2020 - Pazartesi 12:31 Bu yazı 5777 kez okundu
 
Milli Mücadele’de Ahmet Bey Ağaoğlu
Fatih Bayhan
bayhan.f@gmail.com
 
 

Milli Mücadele döneminde TBMM onu Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinin irşad heyetinde görevlendirir. Bölgedeki milli ve dini duyguları besleyen konuşmalar yapar. Sebilürreşad’ın Ankara’da yeniden yayını için çaba gösterir, dağınık olan matbaa makinesini bizzat kendisi toplar. Hakimiyet-i Milliye’de Başyazarlık, Matbuat Genel Müdürü, Anadolu Ajansı’ında yönetim kurulu üyesi olur.

 

Ahmet Bey Ağaoğlu (1869-1939), eski adıyla “Akayev”; onu düşünce ve fikir tarihimiz bakımından kıymetli kılan verdiği mücadelesidir. İstanbul’a ailesiyle 1909’da yerleşmesiyle İslam coğrafyasının kalbinde yer alan Ağaoğlu Ahmet Bey, II. Meşrutiyetin ilanıyla başlayan yeni hürriyet devrinde Paris yıllarında birlikte okuduğu arkadaşlarının İttihat ve Terakki devrinde hükümette vazife almalarıyla Maarif Nezaretinde müfettiş olarak görevlendirilecek ve böylece İstanbul’daki hayatı yine eğitim, siyaset ve fikri eylemle geçecektir. İttihat ve Terakki’nin Süleymaniye şubesinde üstlendiği görevle İstanbul’daki düşünce insanlarını bir araya getiren Ağoğlu’nun, Mehmet Akif’le başlayan dostluğu da bu döneme rastlar. Sıratımüstakim ve Sebilürreşad dergilerinde çok etkili siyaset, uluslararası siyaset ve İslam coğrafyasının içine doğduğu çaresizliği tahlil eden yazılar yazmıştır.

 

1910 tarihli Sıratımüstakim’in Temmuz sayısında yer alan ilk yazısı ve devam eden Uluslararası siyasi tahlil yazıları dönemi içinde dünyayı kavrayışı bakımından oldukça önemlidir. O ilk yazısında Avrupa’nın Almanya’nın kuruluşuyla siyasetini tamamladığını, bundan sonra ekonomik ve sanayi hamlesine ağırlık vereceğini belirten Ağaoğlu, “Sadece Almanya’da 9 milyon işçi mesai yapıyor” (1) diye verdiği rakam üzerinden sanayinin gelişmesine verdikleri önemin altını çiziyor ve şöyle diyordu: “Şimdilik şunu işâret edelim ki Avrupa medeniyetinin esâs ve erkânı sırf maddiyâttan ibâret olduğu için kendi dâiresinde gâyet muntazam ve âhenkdâr bir sûrette teşekkületmiş olan Avrupa milletleri daima ihtiyâcât-ı maddiyyeyema’rûz olduklarından ticâret, sanâyi’ ve iktisâdî zarûriyâtın sevki ile kendilerine başka yerlerde müstemlekât ve mahrecler bulmaya mecbûrdurlar! Şu mecbûriyetin derecesini tahmîn için el-ân yalnız Almanya’da sanâyi’ tezgâhlarında dokuz milyon amele işletilmekte olduğunu bilmek kâfidir. Bu kadar büyük bir kitle-i beşeriyyenin mahsûl-i mesâîlerive menba-i maîşetleri olan mevâdd-ı ticâriyyeyi istihlâk edecek mevâdd-ı mezkûreye muhtâc olacak yerler ve tâifeler lâzımdır…”(2)

 

İSLAM DÜNYASI HABERSİZ

Ancak önemli tahlili şudur: Avrupa ekonomik ve sanayi kalkınmasını yürütürken bir yandan “maddiyat’a verdiği değer” ve ekonomilerinin ayakta durması için yeni müstemlekelere olan ihtiyaçları yüzünden gözünü İslam coğrafyasına dikmiştir. Bu coğrafyayı kendisi için yeni sömürge alanı gördüğü çok aşikârdır. Tüm Avrupa basınını okuyoruz, tek dertleri var; Trablusgarb meselesi, Mısır Meselesi, Yemen Meselesi, Arap Meselesi… Peki ya İslam dünyasının gündeminde ne var?” diye soruyor Ağaoğlu ve cevap veriyor: “Acaba buna karşı âlem-i İs-lâm ne yapıyor? Neler düşünüyor? Heyhât, bilâtereddüdderiz ki: Ortada yegâne düşünmeyen etrâfında koparılan kıyâmetlerden bîhaber kalan yine âlem-i İslâm’dır…” (3)

 

KARABAĞ’DAN İSTANBUL’A BİR FİKİR İNSANI

Ahmet Ağaoğlu, 1869’da Karabağ’da dindar bir ailenin içinde doğdu. Babası Mirza Hasan Ağayev onun bir İslam bilgini olmasını arzu ediyordu. Aile terbiyesini ve milli hislerini bu bilinçle verdi. Ancak Ahmet Bey evvela Rus mektebine yazıldı, daha sonra da hukuk tahsili için Paris’e geçti. Fikri ve düşünce ikliminde ailesinin ve içine doğduğu yüzyılın etkisi büyüktür. Mücadele azmini bu bilinçten almıştır. Onun fikirlerinin neşretmeye başladığı gazete ve dergilerde verdiği mücadeleden bunu görüyoruz. Mesela 1899’da Bakü’ye geldi; Rusça yayınlanmakta olan "Kaspi" (4) gazetesinde çalıştı; gazeteyi Azerilerin hukukunu savunan Rusça bir Türk yayın organı haline getirdi. Bir yandan da Fransızca öğretmenliğine devam etti. Aynı mücadeleyi 1905’te “Hayat”(5) adlı günlük gazeteyi çıkarmaya başladığında da görüyoruz. Bu gazete, Azeri Türklerinde milliyetçilik ve İslami kimlik düşüncesinin yeşertilmesinde önemli rol oynadı. Ahmet Bey’in amacı, Azerbaycan halkına kimlik olarak “Türk” olduklarını telkin etme yönündeydi. 1906’da Hayat’ın kapanmasının ardından Bakü’de ilk Türkçe gazete olan "İrşad"’ı (6) daha sonra "Terakki" (7) gazetelerini çıkardı. İttihat ve Terakki'nin yayın organı olan “Şurayı Ümmet'e (8) yazılar yazdı. 1905’te patlak veren Türk –Ermeni çatışması üzerine “Fedai” (9) adlı bir mücadele ekibi kuran Ahmet Bey, Ermenilere ve bazı Rus memurlara karşı silahlı mücadeleye de girmekten çekinmedi. Ancak diplomasi ve siyasetiyle de Petersburg’a giderek Rus İmparatoru ve bakanlarla görüştü. Onu mücadelesi Rusya’dan büyük baskı görmesine neden oldu. Baskılar artınca 1909'da ailesiyle birlikte İstanbul'a geçti.

 

BAKÜ’NÜN FETHİ İLE BAŞLAYAN YENİ GÜNLER

Ağaoğlu’nun mahzun ama mücadele içinde bir ruh haliyle geldiği İstanbul, ona yeni imkânlar verecekti. 1914’de Afyon Mebusu olarak Osmanlı Mebusan Meclisinde görev aldı. Siyasi kimliği daha bir öne çıkmıştı. O, Osmanlı meclisindeki vazifesinde de Bakü’yü, Azerbaycan’ı unutmuyor ve hükümeti sık sık Kafkasya’daki Türk ve Müslümanların durumu ile ilgilenmeye ve bir şeyler yapmaya davet ediyordu. 31 Mart 1918 günü Ermenilerin Bakü’de yaptıkları katliam sonrası Osmanlı Devleti tarafından kurulan ve Azerbaycan’a askeri yardım amaçlı oluşturulup gönderilen Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa’nın siyasi müşavirliğini yapması için Ahmet Bey Ağaoğlu görevlendirildi. 10 yıl sonra Azerbaycan’a giden Ağaoğlu burada oluşturulan Meclis’te de milletvekili seçilecektir. Böylece iki ayrı Türk devletinin meclisinde aynı anda mebus olan ilk ve tek kişi olur.

 

Bekirağa Bölüğü

28 Mayıs 1918 tarihinde bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan’ın geleceği adına İngilizler ile Bolşevik karşıtı Ruslarla yaptığı görüşmede Ağaoğlu’nun tek gayesi Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin uzun ömürlü olması adınaydı. Osmanlı Devleti zaten kendi derdindeydi. Yeni cumhuriyetin geleceği ve tanınması için Paris Barış Konferansı’na bir heyet gönderilmesi kararlaştırılır. Ali Merdan Topçubaşı başkanlığındaki bu heyette Ahmet Bey Ağaoğlu’da yer alır. 7 Ocak 1919 günü yola çıkan heyet 20 Ocak’ta İstanbul’a varır. Fransızlardan vize alamayan heyet Mart ayı sonuna kadar İstanbul’da bekletilir. Ağır bir hastalık geçiren Ağaoğlu 25 Mart günü hasta yatağından alınarak Bekirağa Bölüğüne üçüncü defa getirilir. Bir Fransız subayı tarafından tutuklattırılan Ağaoğlu’nun konduğu odada Sait Halim Paşa da vardır. Ailesi zaten İstanbul’da olduğundan evden yemek ve yatak getirirler. Odaya girer girmez ilk işi kağıt kalem alıp Emniyet Müdürlüğü’ne dilekçe yazmak olan Ağaoğlu sorar: “Düşmanın mı, yoksa itilaf devletlerinin mi tutuklusuyum?” Asayişi bozmak ve Ermenilere zulmetmek suçlamasıyla tutuklanan Ahmet Bey Ağaoğlu, İttihat ve Terakki’nin önde gelen isimleriyle birlikte toplam 28 Mayıs 1919 günü İngilizlerin kontrolündeki Limni ve Malta’ya sürgüne gönderilmek üzere gemiye bindirilir. Gemide 78 kişidirler. İngiliz amiralin birinci sınıf dediği 12 kişi Limni adasının Mondros limanında indirilir. Bu kişiler aralarında Ahmet Bey Ağaoğlu’nun bulunduğu, Prens Abbas Halim Paşa, Said Halim Paşa, Ziya Gökalp, Kara Kemal, Mahmut Kamil Paşa, Mithat Şükrü Bey, Hacı Adil Bey, Ali Münif Bey, Ahmet Şükrü Bey, Hüseyin Tosun Bey ile Halil Bey (Menteşe)’dir. Gemideki diğer kişiler 29 Mayıs günü Malta’ya yollanır.

 

Malta sürgünü

Ahmet Bey Ağaoğlu sürgüne gönderilenler arasında çetin ceviz olmasıyla dikkat çeker. Her fırsatta İngilizlere dilekçeler yazıp durur. Kendisinin serbest bırakılmasını aralıksız dile getiren Ağaoğlu İngilizlere adeta kök söktürür ve 21 Eylül 1919 günü Malta’ya gönderilir. Mücadele adamı Ağaoğlu sürgünde özgün kişiliğini korurken İngilizler de kendisi hakkında çetin ceviz olduğuna dair notlar alır. Malta’dan Avrupa’ya mektuplar yazan Ağaoğlu bu haliyle İngilizleri rahatsız ediyordu. Hakkında araştırma yapan İngilizler sayfalarca dosyalar hazırlanıp asılsız suçlamalarda bulunurlar. İngilizlerin Ahmet Bey Ağaoğlu hakkında hazırladıkları raporda şu ifadeler yer alır: “Gazetecidir, Panislâmist akımın ve İttihat – Terakki’nin hararetli taraftadır. Ocak 1916 – Mayıs 1918 arasında Tercüman-ı Hakikat gazetesini yayımladı. Bu dönemde Almanlarca beslendiği söylenir. Yakın zamana kadar Osmanlı yurttaşıydı. Kafkasya’daki evinde Enver Paşa’yı ağırladı. Bir Türk propaganda gazetesini çıkarmak için Kafkasya’ya 10 bin lira götürdüğü söylenir.” Hakkındaki bütün suçlamaları hiçbir şekilde kabul etmeyen Ağaoğlu tutuklandıktan yaklaşık iki yıl sonra serbest bırakılır. 1921’in Mayıs ayının ilk günlerinde gemiyle İtalya’ya gelir. Bağımsızlığına büyük emek verdiği Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti artık Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olmuştur ve başında da eski dostu Neriman Nerimanov vardır. Roma’dan Nerimanov’a mektup yazarak Azerbaycan’a dönmek ve vatanına hizmet etmek istediğini bildirirken İstanbul’a geçeceğini de söyler.  28 Mayıs günü İstanbul’a gelen Ağaoğlu’nun mektubunu Nerimanov yanıtlamıştır. Nerimanov, onu Azerbaycan’a davet ediyor yüksek makamlar teklif ediyordu. İstanbul’a geldiğinde Azerbaycan’a gitmekten vazgeçen Ağaoğlu’nun tercihi Türkiye’de kalmaktır. Nerimanov’a mektup yazan Ağaoğlu Ankara’ya geçeceğini ve Türkiye’de mücadele vereceğini söyler. Türkiye de onun vatanıydı ve işgalcilere karşı mücadele etmek arzusundaydı. Ankara’ya gidecektir, fakat parası yoktur. Ankara’da bulunan Hamdullah Suphi Bey’e gelmek istediğini ve maddi imkânsızlığını bildirir. Suphi Bey’in para yollamasıyla Ağaoğlu Ankara yoluna düşer.

 

Milli Mücadele'de Ankara

Ahmet Bey Ağaoğlu Haziran ayının sonlarına doğru Ankara’ya gelir. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey kendisini Mustafa Kemal ile tanıştırır. Suphi Bey onun Kafkasya’da yaptığı çalışmaları çok iyi biliyordu. Azerbaycan’da gazete çıkarmış, Ruslara kafa tutmuş, teşkilatçı ve mücadelecidir. Hitabeti güçlüdür ve iyi tahsil görmüştür. Uzlaştırıcı olmasının yanı sıra İttihad-ı İslam kaygısı vardır. Milli Mücadeleyi hem içeride hem dışarıda anlatmak ve Anadolu basınını güçlendirmek adına Ankara’da Matbuat ve İstihbarat Genel Müdürlüğü kurulmuştu. Bu kuruma bağlı olarak da irşad heyetleri oluşturulmasına karar verilir. Hamdullah Suphi Bey’in düşüncesine göre Ağaoğlu kendisine verilecek irşat görevini fazlasıyla yerine getirebilirdi. Düşüncelerini Ağaoğlu ile paylaşan Suphi Bey ne yapacağını ve nasıl hareket edeceğini de sıralar. Buna göre Ağaoğlu Karadeniz ile Doğu illerinde seyahat yapacak ve buralarda Milli Mücadele’yi anlatacaktır. Kars ise Ağaoğlu’nun son durağı olacaktır. Suphi Bey ondan Kars’ta günlük gazete ile öğretmen okulu kurmasını ve ikisini de kendisinin yönetmesini ister. Kars Kafkasya sınırında olduğundan gazete ve öğretmen okulunun iki tarafta bulunan Türkler için faydalı olacağı düşünülür. Ahmet Bey Ağaoğlu kendisine yapılan irşat teklifini hemen kabul eder ve hazırlıklara başlar. 1921’in Temmuz ayı sonlarına doğru Karadeniz ve Doğu illerini dolaşarak Kars’a ulaşır. Kendisinden istenilen bütün vazifeleri yerine getirmiş, bu esnada yazılar kaleme almış, konferanslar vermiştir. Bu süreçte Mustafa Kemal moralini yüksek tutmak için Ağaoğlu’na sık sık telgraf yolluyor, çalışmalarından memnun olduklarını ve teşekkürlerini bildiriyordu. 29 Kasım 1921 günü Kars’ta bulunan Ağaoğlu’na gönderilen telgrafta Matbuat ve İstihbarat Genel Müdürlüğüne tayin edildiği söylenir. 26 Ocak 1922 günü Ankara’ya gelir. Ankara Hükümeti’nin destekleriyle yayımlanan Hakimiyet-i Milliye gazetesinin başyazarlığını yapan Ağaoğlu’na Anadolu Ajansı da teslim edilir. O dönem Anadolu Ajansı Matbuat ve İstihbarat Genel Müdürlüğü’ne bağlıdır. Ankara Hükümetini yazılarıyla övse de yeri geldiğinde muhalifliği elden bırakmaz.

 

MÜCADELE DOLU HAYAT

Ahmet Bey Ağaoğlu’nun “kurucu” zekası ve “eylemci” kimliğinin ona hayatı boyunca rahat yüzü göstermediğini söylemek zor değil. Azerbaycan’da başlayan, Paris’te devam eden, İstanbul’da son bulan 69 yıllık hayatına; birçok gazete, dergi, yazı, fikir ve düşünce ile mücadele içinde geçen ama sürgünlerle son bulan hikâyeler biriktirmiştir. İçine doğduğu dönem, Osmanlı’nın son yüzyılı, Osmanlı coğrafyasına yapılan tasallutlardır. O, Rusya siyaseti ile, Avrupa siyasetini okuyabilen ve buna karşı hem sahada, hem fikirde reddiyeler geliştiren bir isim oldu. Çağının onu mecbur kıldığı birçok gerçekle yüzleşmekten ve mücadele etmekten asla kaçınmadı.  İstanbul’dan Ankara’ya gelir gelmez ilk işi Sebilürreşad’ın yeniden çıkması için çaba gösteren Ahmet Bey Ağaoğlu dağınık olan matbaa makinesini bizzat kendisi toplamıştır. İkinci ve Üçüncü Meclis’te Kars Milletvekilliği yapar, 1924 Anayasası’nın oluşmasında aktif rol alır. Özgürlükçü fikirleriyle dikkat çekmektedir. 1926 yılında kaleme aldığı raporda ülkede demokrasinin gerekliliğini ifade eder. İstiklal Mahkemelerini eleştirdiği gibi Ankara Hükümetini ve bürokrasi yapılanmasına da eleştiriler getirmiştir. Bu farklı fikirleri yüzden Mustafa Kemal’in (1930) Serbest Cumhuriyet Fırkası  (çok partili Demokrasi) denemesinde yine Mustafa Kemal’in emriyle rol alacak, yeni partinin fikir öncüsü olacaktır. Ancak “muhalif parti” denemesi kısa sürecektir. Serbest Fırka sonrası Ankara’da eli kolu bağlanır.  Mecburen İstanbul’a döner ve “Akın” gazetesini çıkarmaya başlar. Gazete, hükümetin devletçilik ve ekonomi politikasını eleştiriyordu. Akın, 119 sayı yayınlandıktan sonra kapatıldı. Mustafa Kemal Paşa’nın davet edip görüştüğü Ağaoğlu, bu görüşmesinden sonra da eleştirilerini sürdürdü. Üniversite yönetimi bu olaylar nedeniyle Ağaoğlu’nu emekliye sevk edecekti. Hayatının son yıllarında yaşadığı bu “ötekileştirilme” eşini de çok etkilemiş ve aile düzeni yeniden bozulmuştu. Eşi Sitare Hanım buna dayanamadı, vefat etti.

Hayatının son yıllarını Nişantaşı’ndaki evinde geçiren Ağaoğlu, “Kültür Haftası” ve “İnsan” dergileri ile Cumhuriyet gazetesinde dizi yazılar yazdı. Eşinin vefatından üç yıl sonra kendisi de İstanbul’da vefat etti. Mücadeleyle geçen 69 yıllık hayatı Feriköy Mezarlığında son buldu.

 

Dipnotlar:

  1. Sıratımüstakim dergisi, Temmuz 1910, Ahmet Akayev, makale, ÂLEM-İ İSLÂM VE SİYÂSİYÂT-I UMÛMİYYE
  2. Sıratımüstakim dergisi, Temmuz 1910, Ahmet Akayev, makale, ÂLEM-İ İSLÂM VE SİYÂSİYÂT-I UMÛMİYYE
  3. Sıratımüstakim dergisi, Temmuz 1910, Ahmet Akayev, makale, ÂLEM-İ İSLÂM VE SİYÂSİYÂT-I UMÛMİYYE
  4. Kaspiy Gazetesi; İlk çıkan gazete olma özelliği taşıyan Kaspi (Kaspiy) gazetesinde Rus sansürü söz konusudur. Hacı Zeynelabidin Tagiyev’in katkılarıyla çıkan gazete, Azerbaycan’da ve Rusya Türkleri arasında 1870 yılında Rusça olarak yayınlanmıştır. Hacı Zeynelabidin Tagiyev’in desteğini alan Ahmet Ağaoğlu, Kaspi gazetesinde çalışmalar yaptı. 1918 yılında zuhur eden Türk-Ermeni mücadeleleri sonucu gazetenin Ermeniler tarafından yağmalanması, kapanmasına yol açmıştır. Kaspi gazetesi yayın süresi boyunca içtimai fikirleri objektif bir şekilde gün yüzüne çıkarmıştır.
  5. Hayat Mecmuası.
  6. İrşad Gazetesi.
  7. Terakki Gazetesi.
  8. Şurayı Ümmet gazetesi.
  9. Fedai Gazetesi.

 

Sebilürreşad Mayıs 2020 sayısından alınmıştır

 
Etiketler: Milli, Mücadele’de, Ahmet, Bey, Ağaoğlu,
Yorumlar
Haber Yazılımı