Yazı Detayı
14 Ekim 2020 - Çarşamba 10:46 Bu yazı 744 kez okundu
 
Minsk Yetersizliği Sonucu Karabağ Sorununa Bölgesel Mekanizma Gerek
Prof.Dr.Ghadir Golkarian
gh.golkarian@gmail.com
 
 

1990'ların başındaki BM Güvenlik Konseyi’nin Dağlık Karabağ hakkında aldığı dört kararın ardından bölgede barışı sağlamak için başta Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı olmak üzere bölgesel örgütleri de etkili olmalarını sağlamıştı. 1992 yılında, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Fransa liderliğindeki dokuz üyeli Minsk Grubu'nu kurdu. Grup, 12 Mayıs 1994'te Bişkek'te Azerbaycan Cumhuriyeti ile Ermenistan arasında ateşkesi tesis edebilmesine rağmen, son yıllarda Dağlık Karabağ sorununu çözemedi. Geçtiğimiz birkaç aydan beri arka arkaya iki savaşın meydana gelmesi, Minsk Grubu'nun performansının ve verimliliğinin etkili ve arzu edilir olmadığını göstermektedir.

 

Minsk Grubu'nun ilk zayıflığı, 1994 yılında Azerbaycan Cumhuriyeti ile Ermenistan arasındaki ateşkesten sonra ortaya çıkmıştı. Çünkü karşılıklı ihtilafın sona ermesine rağmen, Azerbaycan’ın işgal altında olan toprakların akıbeti belirsiz kalmış; hangi tedbirlerin alınacağı bile belli olmamıştı. Bilindiği üzere, Azerbaycan'a ait Kelbecer, Gobadlı, Cebrail, Fuzuli, Zanglan, Ağdam, Laçin ve Şuşa şehirleri dahil olmak üzere, savaşın en başında Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının 14.167 kilometrekare Rusya'nın desteğiyle Ermeni ordusu tarafından işgal edilmesi asıl sorunlardan biri olarak çözülmesi gerekirdi. Fakat 1994 ateşkes anlaşması sonucu Dağlık Karabağ'ın kaderini belirleyemedi, ayrıca toprakların kurtarılması ihtimali de belirsiz kaldı. Bu sorun geçtiğimiz yıllarda Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki anlaşmazlıkların Dağlık Karabağ bölgesinin ötesindeki sorunlara da yükselmesine yol açtı.

 

Sonraki yıllarda Minsk Grubu, Dağlık Karabağ sorununun çözümüne yönelik girişimler ve projeler başlattı ama bunların hiçbiri başarılı olamadı. Örneğin, Minsk Grubu liderleri Kasım 2007'de Madrid'de AGİT Dışişleri Bakanları toplantısında Ermenistan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanlarına Dağlık Karabağ'da barışın tesisi için yeni bir plan sundu. Plan "Madrid İlkeler" belgesi adı ile tanınmaktadır. İşte bu plana dayalı Ermenistan işgali altındaki toprakların Azerbaycan kontrolüne bırakması ve araziyi geri verilmesi öngörülmüştü. Ayrıca, plana göre Dağlık Karabağ'da bir tampon devlet kurulması, bölgede güvenlik ve özerklik teminatını da içerdiği gibi çözüm için umutları artırıyordu. Ancak her iki taraf da inatçı tutumlarından vazgeçmeyi reddetti. Bir bakıma Bakü, Azerbaycan topraklarının kurtuluşu, mülteci ve göçmenlerin geri dönüşünü vurgulamaya devam etmede haklı bulunuyordu, fakat Ermenistan, Dağlık Karabağ'ın bağımsızlığı fikrini sürdürerek işgal altında olan toprakları geri vermediği gibi Dağlık Karabağ’ın dünya ülkeleri tarafından resmiyete tanınmasında ısrarcı idi.

 

Minsk Grubu başkanlığı temsilcileri, 1994 ateşkes anlaşmasına ve ardından 1995 ateşkes anlaşmasına uyma gereğini defalarca vurgulamış olsalar da, çatışmanın tarafları defalarca ateşkesi ihlal etmişlerdi. Bu, Minsk Grubu’nun sadece çatışmanın çözümünde çok etkili olmadığını, aynı zamanda ateşkesi sürdüremediğini de gösteriyor.

 

Aynı zamanda, Minsk Grubu'nun rolü konusunda Azerbaycan ile Ermenistan arasında ciddi bir anlaşmazlık bulunmaktadır. Minsk Grubu’nu Dağlık Karabağ sorununun sona ermesi için uygun bir yapı olarak gören Ermenistan hükümetinin aksine, Azerbaycan hükümeti Minsk Grubu üyelerinin tarafsızlığını her zaman çok eleştirdiği gibi Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bile geçmiş günlerde Minsk Grubu’nu kötü performansından dolayı eleştirdi. Azerbaycan hükümeti, aşağıdaki nedenlerle Minsk Grubu'ndan umudunu kaybetmiş durumdadır. Ama buna bakmayarak Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışmanın tırmanması sonucu Tatar, Gence ve diğer bazı şehirlerde uzun menzilli Ermenistan füzeleriyle sivil insanların ölümü bir taraftan çatışmanın tırmanma riskinin artmasını sağladığı gibi Moskova aracılığıyla geçen hafta Ermenistan ile Azerbaycan Dışişleri Bakanları arasında mutabık kalınan ateşkes ihlali gerek bölge aktörlerini gerekse bölge ötesi devletleri gidişatın tehlike doğurabilecek yöne cereyan etmesi korkusu yeniden Minsk Grubu’nun rol almasını gündeme getirmiştir.  Ancak Azerbaycan’ın Minsk Grubu'ndan beklentilerinin gerçekleşmediğini ve hayal kırıklığına uğramasına rağmen Azerbaycan hükümeti onlardan ateşkesin sağlanmasını ve eski kararları gözlemlemelerini talep etti.

 

Minsk Grubu üyelerinin adil ve tarafsız bir rol oynamamasının birkaç nedeni var gibi görünüyor:

1) Ermenistan, Hristiyan bir ülke olarak Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve diğer Batı ülkeleriyle dini bağları işin farklı yönden değerlendirmelerini sağlıyor.

 

2) Ermenistan'da Rus askeri üslerinin varlığı meseleyi diğer ülkelerin çıkarlarındaki çakışmayı gündeme getiriyor.

 

3) Ermeni diasporasının Batı ülkelerindeki, özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Fransa'daki güçlü topluluğu ve etkili lobilerinin aktif olması.

 

4) Uyuşmazlığa çözüm getirmek yerine sürecin Minsk Grubu tarafından uzatılması da diğer nedenler arasındadır.

 

Azerbaycan hükümeti, Minsk Grubu üyelerinin tarafsız olmadığı iddiasını doğrulamak için, genel olarak, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin işgal altındaki topraklarından Ermeni birliklerinin çekilmesine ilişkin bağlayıcı olmayan BM Genel Kurulu kararına atıfta bulunuyor. Henüz Minsk Grubu üyeleri tarafından sadece ateşkes isteği gündemdedir. Halbuki ateşkesin talebi ile birlikte işgal olunmuş toraklardan derhal geri çekilme konusu da mutlaka gündeme getirilmelidir. İşte bu gibi yaklaşımlar ister istemez Azerbaycan Cumhuriyeti’ni, Minsk Grubu çerçevesinde Dağlık Karabağ sorununun barışçıl çözümüne yönelik yaklaşım ve sanki ciddiyetten uzak tutumu bir tür hayal kırıklığına ve çaresizliğe yol açmaktadır.

 

Öte yandan, Minsk Grubu'na da başkanlık eden ABD, Rusya ve Fransa'nın arzuladıkları arasında temel farklılıkları bulunuyor. Aslında bu üç ülkenin çıkarları da birbirine zıttır ve Dağlık Karabağ ve Kafkas bölgesindeki çıkarları konusunda ortak bir zemine ulaşamazlar. Böylelikle Minsk Grubu, çatışmayı çözmekten çok devam ettirmede daha etkili olmaktadırlar sanki.

 

Yeni bir mekanizmaya ihtiyacım var

Dağlık Karabağ sorununun değişken kaderi ve görece çatışan çıkarları olan birçok aktör, Kafkasya bölgesinde iki ülke arasındaki çatışmanın geleceğini büyük ölçüde belirsiz ve çözülmemiş gibi gösteriyor. Özellikle Dağlık Karabağ sorunu sadece Dağlık Karabağ bölgesinde yaşayan Ermeniler ile yerel Azeriler arasında bir çatışma olmadığı gibi daha ziyade iç, bölgesel ve küresel boyutları ve düzeyleri takip eden Soğuk Savaş sonrası dönemin uluslararası krizlerinden biri haline gelmektedir.

 

Çatışmanın ana nedeni Dağlık Karabağ bölgesi üzerindeki tarihi ve bölgesel farklılıklardır. Her iki taraf da bu farklılığı etnik ve milliyetçi bir atmosferde sürdürüyor. Diğer bir deyişle, bu konudaki milliyetçi yaklaşım ve her iki toplumda milliyetçi güdülere dayalı davranış ve iç grupların baskısı ve çatışmadan yana olmak ruhu çözme stratejilerini etkisiz bırakmıştır. Her iki tarafın da siyasi meşruiyeti sürdürme çabaları, uzlaşmanın yolunu da tıkıyor.

 

Bölgesel düzeyde, Dağlık Karabağ bölgesinde devam eden çatışmaların altını çizen şey, kriz aktörlerinin farklı duruşlarıdır. Özellikle son yıllarda Rusya, İran, Türkiye gibi geleneksel aktörler arasına Siyonist rejim ve Suudi Arabistan gibi yükselen aktörler de eklenmiştir. Uluslararası düzeyde, Rusya ile ABD arasındaki çekişmeler ve farklılıklar her zaman Dağlık Karabağ sorununun çözümsüz kalmasının nedenleri olmuştur.

 

Dolayısıyla, Dağlık Karabağ sorunu, yabancı aktörlerin müdahalesiyle çözülmesi çok zor hale gelen çatışmaların bir karışımıdır. Bu nedenle son yıllarda Dağlık Karabağ sorununu etkin bir şekilde çözebilecek hiçbir formül onaylanmadı ve uygulanmadı. Bu koşullar altında, çatışmanın uzun yıllar devam etmesi ve uzaması neredeyse tahmin edilebilir. Özellikle bölgesel düzeyde barış programını uygulamaya yönelik herhangi bir siyasi irade yoktur. En azından Rusya’nın Ermenistan’a yönelik kapalı desteği, ABD ve AB’deki Ermeni lobisinin aktif olması, öte yandan Türkiye, çatışmanın bir tarafında Bakü'nün yanında olduğu sürece, Dağlık Karabağ sorununun çözümüne yönelik bölgesel bir mekanizma beklenemez.

 

Dolayısıyla, Dağlık Karabağ sorununun çözümünü kırılganlıktan kurtararak ateşkesi kalıcı bir barışa dönüştüren sürecin gerekli olduğu unutulmamalıdır. Bu sorunu çözmek, grup ve çok uluslu barışı koruma faaliyetlerini gerektirir ve çatışmaya dahil olan tüm aktörlerin barışı sağlama sürecinde rol almaları gereklidir. İşte bu yaklaşımla İlham Aliyev, Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın üzerinde durduğu “Türkiye müzakerelerde yer almalıdır!” cümlesi bu bağlamda önem arz etmektedir.

 

Bu arada İran İslam Cumhuriyeti, Dağlık Karabağ sorununun tırmanmasını önlemede ve bu krizi yönetmede yapıcı bir rol oynamaya çalışmalıdır. Coğrafi yakınlık, tarihi ve uygarlık bağları ve Tahran'ın son yıllarda her iki tarafı da desteklememek için benimsediği mantıklı politika göz önüne alındığında, Karabağ’ı işgal arazı olarak nitelediğine bakıldığında demek ki en iyi seçenek Dağlık Karabağ sorununun çözümüne yönelik bölgesel bir mekanizma aracılık etmeli veya oluşturulmalıdır.

 

Dağlık Karabağ ve özellikle Kafkasya bölgesi her ülkeden ziyade bölge aktör ülkeleri ilgilendirmektedir. Zira münakaşa yeri bölge ülkelerine arka bahçe değil bahçenin ta kendisidir.  Buna göre Rusya ve Türkiye ile birlikte İran İslam Cumhuriyeti'nin aktif bir tarafsızlık politikası benimsemesi, diplomatik istişarelerin artırması ve yeni bir bölgesel mekanizma çerçevesinde pratik bir inisiyatif sunması gereklidir.

 
Etiketler: Minsk, Yetersizliği, Sonucu, Karabağ, Sorununa, Bölgesel, Mekanizma, Gerek,
Yorumlar
Haber Yazılımı