Yazı Detayı
11 Nisan 2019 - Perşembe 21:11 Bu yazı 981 kez okundu
 
Poliste Organize İşler...
Yrd.Doç.Dr.Ediz Tuncel
ediztuncel@yahoo.com
 
 

Herkesin malumu, memleket resmen sorma gir hanı, gelen giden dalıyor, nüfus belli değil, uyuşturucu, cinayet, hırsızlık, tecavüz ve sair cinsel sapkınlıklar tavan yaptı, siyasilerden bu konularla ilgili tık yok!

 

Diğer taraftan, polis örgütü nüfusu belli olmayan, ve herşeyden önemlisi, suçları önleyebilecek bir takip sisteminden ve gerekli yasalardan yoksun bir şekilde, tam anlamıyla başıbozuk bir memlekette suçluların peşinden koşmaya çalışıyor...

 

Organize suç işleyen çapulcular için burası resmen bir cennet, tam anlamıyla bir korsan devlet, bir korsan toprak parçası...

 

Çek tabancayı vur, kap paraları, sonra da kaşla göz arasında, yarım saat içinde,  henüz polise bile ihbar gitmeden,  vızt diye Rum tarafına uç, artık kim tutar seni...

 

Elindeki bütün kısıtlı imkanlara rağmen polis örgütü bu organize suçları ortaya çıkarıyor ve hemen hemen tümünü de yakalıyor...

 

Son bir sene içinde Lefkoşa’da birbiri arkasına birçok ciddi suç işlendi, ki bunların arasında cinayetler, cinayete teşebbüsler ve silahlı soygunlar da var, Lefkoşa polisi suçluların hemen hepsini kısa sürede yakaladı, olayları da çözdü, çözüp de zanlıların bazılarını yakalayamadığ tek olay da Gesfi Döviz’in sahibi Gökhan Naim cinayeti oldu...

 

Herifçioğulları cinayeti işledikten bir saat sonra zaten Rum tarafına geçmişlerdi bile.

 

Polis olayı cinayet işlendikten sonra iki saat bile geçmeden büyük oranda aydınlattı ve hemen elindeki olanaklarla takip başlattı, ama bizim sorma gir hanını yeterince iyi tanıyan “ithal suçlular” zamanı iyi değerlendirip, Rum tarafına tüydüler...

 

Bu noktadan sonra bizim satılık ve güdümlü basında organize işlerin dumanları tütmeye başladı.

 

Özellikle Lefkoşa’nın şimdiki polis müdürü Ahmet Soyalan’ı pek “hazzetmeyen” bazı güdümlü basın ve bunları tetikçi olarak kullanan ve polis içinde Soyalan’ı kendisine rakip gören bazı muhteremler  fazla Hollywood  filmi seyrediyor olmalılar ki “ahbap çavuş ilişkileriyle” tetikçiliği kimseye duyurmadan yaptıracaklarını sandılar, Soyalan’ı hedef tahtası haline getirmek için özel mi özel bir gayret içine girdiler...

 

Sanki da organize işlerin arkasındaki çapulcu tayfası bunlardır ve Ahmet Soyalan ile Lefkoşa polisi bunlara kefeni giydirince, çıldırdılar...

 

Acaba diyorum,  özellikle Lefkoşa polisini ve müdür Ahmet Soyalan’ı hedef alan kalemşör tayfası Soyalan ile Lefkoşa’da organize suçlarla mücadele eden ekibi satın almaya çalıştılar da beceremediler, bütün bu hırçınlıkları, bütün bu soytarılıkları bundan dolayı mı???

 

İşi biraz daha karıştırıp, derinlere indikçe, karşımıza ilginç manzaralar çıkıyor.

 

Ahmet Soyalan polis içinden olup da bu muhteremlerle içli dışlı olan, bunların pisliklerine çanak tutan,  olmayacak yozluklara meyillenmiş birilerini içeri tıkmış, soruşturma başlatmış...

 

Manzaraya baktığınızda, ortaya leş gibi kokuşmuş ilişkiler yumağı çıkıyor, bu ilişkiler yumağının rant çarkına da takozu koyanlara karşı basında hemen “vay sen misin bize takoz koyan” mantığıyla bel altından vuruş başlatılıyor...

 

Dedik ya, burası sorma gir hanı, burası dingonun ahırı...

 

Hangi eşşeğin semerinde kimin oturduğu, hangi eşşeğin yularının kimin elinde olduğu pek de önemli değil, önemli olan eşşeklere binenlerin ve yularları tutanların memlekette istedikleri gibi at oynatmasıdır...

 

Oynatamayınca da hemen medyadan at çamuru, izi kalsın tezgahı devreye giriyor...

 

Ancak ya bilmedikleri, ya unuttukları, ya da umursamadıkları birşey var;

 

Bizim dingonun ahırı küçük bir memleket ve herkes kimin yularının kimin elinde, kimin semerinin de hangi eşşeğin sırtında olduğunu yüzde 99.99 doğrulukla bilir...

 

Bu ülkenin medyasında yer alan kalemşörlerin de “satılık kalemşörler” ve “doğrucu Davut kalemşörler” olarak ikiye ayrıldığını, kimin satılık olduğunu ve üç kuruşluk maaşla son derece lüküs bir hayat yaşadığını,  kimin doğrucu Davut olduğunu, satın alınamadığını, kendi yağıyla ciğerini kavurduğunu da herkes bilir...

 

Medyada görünen herkes gibi zaman zaman benim de önüme, elime, kulağıma bazı bilgiler gelir...

 

Köşe yazarlığı ünvanı altında ulu orta lafazanlık yapmadan gerekli gördüklerimi ilgililerle paylaşırım, gerekli görmediklerimi de bir köşeye atarım, hesabını kapatırım.

 

Zaten bu yüzden de benim “kapıya” sadece bana ve kendine güvenenler, verdiği bilginin altında bir art niyet olmadığından emin olanlar uğrar...

 

Şimdi bu yazıyı niye yazdığıma gelelim...

 

Yukarda yazdıklarımdan durum açık ve nettir, ama biraz daha netleştirelim.

 

Polis örgütü kendi içinde bir temizliğe gitmelidir.

 

Koskoca örgütün içinde topu topu birkaç kişilik bir rantçı tayfası vardır ki gözlerini fena halde hırs bürümüştür ve “olası rakiplerini” tökezletmek için kendi örgütlerini topyekün hedefe koyma pahasına bile yapmayacakları şey yoktur noktasına kadar gelmişlerdir ve hatta, belli ki, geçmişlerdir...

 

Bunların dışardaki en sıkı ahbapları da medyadaki tetikçilerdir.

 

Medyadaki tetikçilerin ilişkileri mercek altına alındığında kimin hangi eşşeğin yularını elinde tuttuğu, hangi semerde kimin oturduğu, hangi semerin hangi eşşeğin sırtında olduğu, dolayısıyla hangi eşşeğin sırtında hangi rantçı muhteremin  oturduğu da şak diye ortaya çıkacaktır...

 

Bu kadar yozluk, bu kadar kokuşmuşluk artık fazla geldi, tahammül sınırlarını fazlasıyla aştı...

 

Bu arada, Meclis’teki muhteremler de abuk subuk açıklamalarla gündemi işgal edeceklerine, bir an önce polisin organize suçlarla mücadele edebilmek için istediği ve yıllardır raf altında beklettikleri yasaları Meclis’ten geçirsinler...

 

Aksi takdirde, bu konuda tek başıma kalsam da, polisin organize suç ağlarını teknik takibi sırasında  kendilerinin de “ahbap çavuşlarıyla” sohbet ederken yakalanma  korkusuyla  bu yasaları ısrarla geçirmediklerini yazmaya devam edeceğim...

..........................

Gelelim Sn. Serdar Denktaş’a...

 

Demek eskiden bu memleketin köy yolları topraktı, öyle mi Sn. Denktaş!

 

Elbette öyleydi, iyi ki söylediniz de hatırladık, üstelik de bizim köy yollarında eşşeklerle gidip gelirdik, ne güzel nostalji ve keyif yapardık...

 

Hatta, rahmetli Denktaş’ın da “gel be Hasan amca garşıdan da çekeyim” diyerek dedemin eşeğin üzerinde salına salına gelirken fotoğrafını çektiğini hatırlarım...

 

Mesele şu ki Sn. Denktaş, geçmişte neyimiz vardı neyimiz yoktu bilmek güzel, ama ülkedeki yolların durumu ve trafik kaosunu şikayet edenlere, ki ben de bunların başında gelenlerden biriyim, eskiden köy yollarımızın toprak olduğunu hatırlatmak, bugünkü arızalı yolların durumuna bahane uydurmak,  insanları eşşek yerine koymakla eş değerdedir...

 

Ha, doğrusu siyasilerin nostalji ruhu altında Meclis’e eşeklerle gidip geldiklerini, bu arada çaktırmadan yolda belde trafik teröristi kılığında dolaşan şöför müsveddelerine de “örnek olduğunu”  görmek çok güzel olurdu...

 

Hiçbir mühendislik, mimarlık kriteri dikkate alınmadan kaçak, yasadışı ve kural dışı olarak yapılan abuk subuk yolların tümü, hem de her santimetre karesi ölüm tuzağıdır ve hergün can ve mal kayıplarına neden olmaktadır, ki eski toprak köy yolları bile bu kadar sorunlu değillerdi.

 

Bunun da tek sorumlusu, halktan trafiği iyileştirmek için seyrüsefer vergisi alıp da tek kuruşunu bile bu konuya harcamayan, aldığı vergiyi maaşları ödemek için kullanan, kısacası halkı hem dolandıran hem da abuk subuk bir trafiğe mecbur ederek can ve mal kayıplarına mahkum eden devlettir...

 

Ve bu kokuşmuşlukta, gelmiş geçmiş ve bugünküler dahi, tüm siyasilerin payı vardır...

 

Günahı, vebali hepsinin boynuna...

 
Etiketler: Poliste, Organize, İşler...,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
10 Mayıs 2020
Maskeli Balolu Korku Filmi…
1262 Okunma.
29 Nisan 2020
Yanlış hesap mezarlıkta biter…
867 Okunma.
15 Nisan 2020
Diktatörlerin dünyası ve diktatör virüs
1043 Okunma.
11 Nisan 2020
Sen gidi seniiiii!!!
795 Okunma.
05 Nisan 2020
NBC ve anılarda Komutan Tahsin Ataizi
680 Okunma.
03 Nisan 2020
Bizi bekleyen “Büyük Değişim”
589 Okunma.
30 Mart 2020
Cehalet, pislik, hastalık ve din sömürüsü
1041 Okunma.
25 Mart 2020
Korona Çorbası...
1441 Okunma.
17 Mart 2020
7. yaşında “doğruluk”… Ve hakettiğimiz!
1857 Okunma.
12 Mart 2020
Şu bizim “emperyalist” virüs…
1341 Okunma.
08 Mart 2020
Kabus bitti gibi, ama dahası var…
1350 Okunma.
29 Şubat 2020
BOP’un son perdesi…
1522 Okunma.
24 Şubat 2020
Cumhurbaşkanlığı seçim tiyatrosundan sahneler…
868 Okunma.
30 Ocak 2020
Adam gibi bir işi yapamadınız gitti!
2044 Okunma.
21 Ocak 2020
Kızımın anlayamadıkları, Salamis Krallığı’nın tuvalet derdi…
743 Okunma.
17 Ocak 2020
KKTC Turizminin tuvalet rantı!
371 Okunma.
01 Ocak 2020
Şaka Gibisiniz!
574 Okunma.
04 Aralık 2019
Atıcılık Federasyonu Bataklığı
2097 Okunma.
19 Kasım 2019
İki canavar arasında kalmak
585 Okunma.
07 Kasım 2019
Yazık ki ne yazık...
850 Okunma.
30 Eylül 2019
“İki” Başbakan Tatar
1366 Okunma.
17 Eylül 2019
Yine Becerdik…
901 Okunma.
30 Ağustos 2019
Satranç Tahtası ve “Uyuyan Güzeller”
2082 Okunma.
23 Ağustos 2019
Daha Başlamadan Akıncı 1 – Diğer Adaylar 0
986 Okunma.
29 Temmuz 2019
Biz Uyurken…
1325 Okunma.
04 Temmuz 2019
Üniversiteleri Nasıl Batırırız ve Sevgili Füzemiz!
434 Okunma.
30 Haziran 2019
Mafyanın Polis “Sevgisi”, Uluslararası Dengeler...
344 Okunma.
29 Haziran 2019
Bozuk Oyunlar, Oyunbozanlar!
305 Okunma.
23 Haziran 2019
“Yeni Dünya” Yaratılırken Bizim Kavgalarımız
383 Okunma.
14 Haziran 2019
Polisi Bırak, Aynada Yüzüne Bak!
432 Okunma.
09 Nisan 2019
Bir Kültür-Sanat Fırtınasının Düşündürdükleri...
511 Okunma.
20 Mart 2019
Göbek Ataraktan Işgal Protestosu ve “Katliam Anatomisi”…
619 Okunma.
20 Şubat 2019
Aziz ve Muhterem Devletimiz…
1447 Okunma.
19 Şubat 2019
Özersay’ın Sandalyesi, Akıncı’nın Serzenişleri…
591 Okunma.
24 Kasım 2016
YÖDAK Maskaralığında Sona Doğru...
253 Okunma.
Haber Yazılımı