Yazı Detayı
30 Ağustos 2019 - Cuma 08:52 Bu yazı 2119 kez okundu
 
Satranç Tahtası ve “Uyuyan Güzeller”
Yrd.Doç.Dr.Ediz Tuncel
ediztuncel@yahoo.com
 
 

Bizim gündüz rüyası gören “uyuyan güzeller” yok Maraş’ın açılmasıydı, yok bilmem kaç yüzüncü ya da bininci Kıbrıs meselesi görüşmesiydi, yok havagazıydı, yok doğalgazdı,  yok federasyondu, yok desentralizasyondu,  yok Rum tarafıyla ticari ortaklıktı, yok Türkiye kesenin ağzını açtıydı, yok açmadıydı, yok ekonomik protokol imzalandıydı, yok imzalanmadıydı, yok av haritası öyle olacaktı, yok böyle olacaktı, yok ıvırdı, yok zıvırdı diye laf ebeliği yapa dursunlar, gündemi doldura dursunlar, dünya farklı yönde son hızla dönüyor ve değil birkaç yıl, onlarca yıl sürecek bir değişimin ayak sesleri gümbür gümbür geliyor...

 

Türkiye resmen açıklanmasa bile şu an Suriye ile bir savaşın eşiğinde duruyor.

 

Ordunuz açık bir şekilde bir başka ülkenin topraklarına girerse ve topraklarda sıcak çatışmalar yaşanıyorsa, siz de savaşa taraf olarak savaşa katıldınız demektir.

 

Yani şu anda Türkiye resmen bir savaşa iştirak etmiş durumdadır.

 

Ha, bu savaş Suriye’ye karşı açılmış bir savaş değil, Suriye’nin kuzeyinde konuşlanmış Amerikan emperyalizminin piyonu olan Kürt güçlere karşı açılmış bir savaştır.

 

Neticede, Türkiye Amerikan emperyalizminin silahlı uşaklarına karşı topyekün bir savaşa girişmiştir ve bu savaş, aslında Amerika’nın bölgedeki emperyalist çıkarlarına hizmet etmek için organize ettiği ve silahlandırdığı piyon Kürt güçlerine karşıdır...

 

Gel gör ki, piyonlara karşı savaş açtığında, piyonları kontrol edenlere karşı sa savaş açmış oluyorsun.

 

Aslında bu adı konulmamış savaş, ki ilerde adı tarihe muhtemelen Türkiye’nin Suriye Savaşı olarak geçecektir, Amerika’nın ta 1950li yıllarda uygulamaya koyduğu Yeşil Kuşak projesinin uzantısı olan BOP projesinin de tökezlemesi demektir ve tam da şu anda bir dönüm ve kırılma noktası yaşanıyor.

 

1950 yılından beri ilk kez bir Amerikan müttefiki ülke Amerikan çıkarlarına ters düşen bir girişim yapıyor, bir taraftan Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’ne ters düşen girişimler yapıyor, diğer taraftan Amerika’nın ezeli ve ebedi düşmanı Rusya gibi bir süper güçle askeri ve ekonomik anlamda flört ediyor.

 

Üstelik de bunu, ekonomik ve siyasi açıdan ülke tarihinin en zor dönemlerinden birinden geçerken yapıyor.

 

Bu noktada dengelere dikkat etmek çok ama çok önemlidir, hatta hayati öneme sahiptir.

 

Kısacası, Türkiye çok tehlikeli bir oyununun içinde, tıpkı satranç tahtasında oynar gibi oynuyor.

 

Tek farkla ki, bu satranç oyununda kimse kimseyi affetmiyor, hata yapan anında temizlenebiliyor.

 

Amerika ve Rusya gibi süper güçler hiç kimsenin menfaati uğruna kendilerini yormazlar.

 

Her ikisi de kayıtsız şartsız kendisine biat edecek uşaklar isterler.

 

Kısacası, her ikisi de kimsenin kara kaşı veya kara gözü için uğraşacak ülkeler değildirler, onlar için varsa yoksa kendi menfaatleri vardır.

 

Süper güçlerin tek hedefi, kendi süper güçlerini besleyecek kaynakları sürdürülebilir bir şekilde elde etmektir.

 

Bunun için de biriyle ortaklık kurarlarsa veya çıkar ilişkisi içine girerlerse, tek dertleri çıkar ilişkisi içine girdikleri “taraftan” menfaat elde etmektir, bir verirlerse on almaktır.

 

Nitekim, bir zamanlar Rusya’dan korunmak için Amerika’nın ve NATO’nun savunma kalkanına dahil olan Türkiye, bugün “eski dostuna” karşı “eski düşmanı” ile işbirliği içine girme gayreti içindedir.

 

Bu gayret sürerken, “eski düşmanın” çıkarlarına da fayda sağlayacak bir şekilde “eski dostun” çıkarlarına çomak sokmaktadır.

 

İşte bu noktada, çok kırılgan bir durumda olan Türkiye ekonomisi en ufak bir hatada çok ciddi depremler geçirmeye de gebe bir pozisyondadır.

 

Bütün bu tarihi denge değişimleri yaşanırken, bizim buradaki siyasetçiler akılları beş karış havada, olmaz işler peşinde koşturmakta, hala Türkiye versin de biz de burada idare edebildiğimiz kadar idare edelim modundadırlar.

 

Sanki memleketin onca sorununu mamur etmişler de geriye Maraş’ı da mamur etmek kalmıştı, kimi siyasi rant elde etmek için Maraş üzerinden bol bol lafazanlık yapmakta, eski taktiklerle cevizcinin çuvalından oynamak için elinden gelen absürd gayreti göstermekte, kimi milliyetçilik palavralarıyla gündemi doldurmakta, kimi olmayacak duaya amin diyerek Rum tarafıyla bir anlaşmanın rüyasıyla yatıp kalkmaktadır.

 

Gerçek şudur ki, ta 1964’de 186 sayılı BM kararına imza atan İsmet İnönü, aslında Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Rum tarafına resmen teslim etmiştir ve o karardan sonraki süreçte Rum tarafı, 1974 hezimetine rağmen sürekli kazanan, Türk tarafı da sürekli kaybeden taraf olmuştur.

 

Ve günün sonunda, zamanın İngiltere Dışişleri Bakanı, sonradan da Başbakanı olan James Callaghan’ın dediği gibi, Türkiye Kıbrıs’ın esiri olmuştur.

 

Kıbrıs Türk tarafı yıllar yılı ganimet furyasında, partizanlıklarda, herbiri her türlü entrikanın fır döndüğü bir siyasi tarikata dönüşmüş partilerin çıkar savaşlarında  boğulurken, Kıbrıs Rum tarafı dünyaya açıldı, dünyanın en güçlü devletlerinin tümünün desteğini aldı, dünyanın en güçlü ada ordusunu kurdu, dünyanın en güçlü devletleriyle hem askeri hem de ekonomik çıkar ilişkileri içine girdi...

 

Ve şimdi biz böylesine güçlü bir ağ kurmuş olan Rumların ellerindeki gücü bizimle paylaşacaklarını umut ediyoruz...

 

Bizi yönettiğini sanan uyuyan güzeller de bu süreçte laf olsun torba dolsun, belki lafla peynir gemisini yürütürüz derdindeler...

 

Hala ve hala!!!

 

Gerçek olan şudur ki bu ülkenin, iki ana gelir kaynağı ve lokomotif sektörü vardır; üniversiteler ve turizm.

 

Gelen giden siyasiler ve hükümetler lafla peynir gemisini yürütmeye çalışa dursun, lokomotif sektörlerimizin her  ikisi de kendi başına kalmıştır, Doğu Akdeniz’in fırtınalı coğrafyasında kendi rotalarını tutturmaya çalışmaktadırlar.

 

Bugüne kadar bunu zar zor da olsa başarabilmişlerdir, ancak bundan sonraki süreç Ortadoğu’da yaşanacak sancılı sürece bağlıdır.

 

Diğer tarafta, kimse pek dile getirmese de, Kıbrıs’ın kuzeyindeki kumarhaneler resmen para basmaktadırlar ve kazançlarından devlete verdikleri devede pire bile değildir.

 

Bunların kazançlarının kontrol altına alınması ve kazançları oranında vergilendirilmesi demek, KKTC’nin delik kevgirden farksız olan bütçesinin kat be kat artması demektir.

 

Mesele şudur ki, bizimkilerde para babalarının rant çarklarını kontrol edecek ve rantlarına kamu yararına ortak olacak yürek var mı, yok mu!!!

 

Bu ülke eğer ayakta duracaksa, bu Türkiye’nin pamuk ipliğine bağlı ekonomik desteğiyle olmayacak, uyuyan güzellerimizin uyanmasıyla, kendi öz kaynaklarını kontrol etmek ve sürdürülebilir şekilde gelir elde etmekle olacaktır.

 

Bu bakımdan, kontrol dışı parayı kontrol altına alıp vergilendirmek, üniversite ve turizm sektörünün de önünü açmak için akılcı ve radikal kararlar almak gerekmektedir.

 

Lafka peynir gemisini yürütmeyi bırakın bir tarafa,  Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmayın, önünüzdeki KKTC denen yanık pilavda kurtarabildiğiniz kadarını kurtarmaya bakın...

 
Etiketler: Satranç, Tahtası, ve, “Uyuyan, Güzeller”,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
29 Haziran 2020
“Din” kavramının yeni dünya düzeninde bitişi ve bir avukatın vurguları
706 Okunma.
21 Haziran 2020
Siyasi İntihar
1151 Okunma.
30 Mayıs 2020
Yenisinin etkisi azalmış!
2292 Okunma.
10 Mayıs 2020
Maskeli Balolu Korku Filmi…
1546 Okunma.
29 Nisan 2020
Yanlış hesap mezarlıkta biter…
924 Okunma.
15 Nisan 2020
Diktatörlerin dünyası ve diktatör virüs
1096 Okunma.
11 Nisan 2020
Sen gidi seniiiii!!!
859 Okunma.
05 Nisan 2020
NBC ve anılarda Komutan Tahsin Ataizi
745 Okunma.
03 Nisan 2020
Bizi bekleyen “Büyük Değişim”
623 Okunma.
30 Mart 2020
Cehalet, pislik, hastalık ve din sömürüsü
1082 Okunma.
25 Mart 2020
Korona Çorbası...
1473 Okunma.
17 Mart 2020
7. yaşında “doğruluk”… Ve hakettiğimiz!
1896 Okunma.
12 Mart 2020
Şu bizim “emperyalist” virüs…
1379 Okunma.
08 Mart 2020
Kabus bitti gibi, ama dahası var…
1388 Okunma.
29 Şubat 2020
BOP’un son perdesi…
1552 Okunma.
24 Şubat 2020
Cumhurbaşkanlığı seçim tiyatrosundan sahneler…
902 Okunma.
30 Ocak 2020
Adam gibi bir işi yapamadınız gitti!
2076 Okunma.
21 Ocak 2020
Kızımın anlayamadıkları, Salamis Krallığı’nın tuvalet derdi…
779 Okunma.
17 Ocak 2020
KKTC Turizminin tuvalet rantı!
407 Okunma.
01 Ocak 2020
Şaka Gibisiniz!
614 Okunma.
04 Aralık 2019
Atıcılık Federasyonu Bataklığı
2134 Okunma.
19 Kasım 2019
İki canavar arasında kalmak
609 Okunma.
07 Kasım 2019
Yazık ki ne yazık...
883 Okunma.
30 Eylül 2019
“İki” Başbakan Tatar
1397 Okunma.
17 Eylül 2019
Yine Becerdik…
937 Okunma.
23 Ağustos 2019
Daha Başlamadan Akıncı 1 – Diğer Adaylar 0
1020 Okunma.
29 Temmuz 2019
Biz Uyurken…
1353 Okunma.
04 Temmuz 2019
Üniversiteleri Nasıl Batırırız ve Sevgili Füzemiz!
475 Okunma.
30 Haziran 2019
Mafyanın Polis “Sevgisi”, Uluslararası Dengeler...
388 Okunma.
29 Haziran 2019
Bozuk Oyunlar, Oyunbozanlar!
327 Okunma.
23 Haziran 2019
“Yeni Dünya” Yaratılırken Bizim Kavgalarımız
415 Okunma.
14 Haziran 2019
Polisi Bırak, Aynada Yüzüne Bak!
465 Okunma.
11 Nisan 2019
Poliste Organize İşler...
1020 Okunma.
09 Nisan 2019
Bir Kültür-Sanat Fırtınasının Düşündürdükleri...
548 Okunma.
20 Mart 2019
Göbek Ataraktan Işgal Protestosu ve “Katliam Anatomisi”…
659 Okunma.
20 Şubat 2019
Aziz ve Muhterem Devletimiz…
1492 Okunma.
19 Şubat 2019
Özersay’ın Sandalyesi, Akıncı’nın Serzenişleri…
630 Okunma.
24 Kasım 2016
YÖDAK Maskaralığında Sona Doğru...
288 Okunma.
Haber Yazılımı