Yazı Detayı
21 Haziran 2020 - Pazar 11:22 Bu yazı 1196 kez okundu
 
Siyasi İntihar
Yrd.Doç.Dr.Ediz Tuncel
ediztuncel@yahoo.com
 
 

Memlekete yatırım bahanesiyle özel uçakla bir grup geldi, karantinaya filan girmedi, hazır iş için gelmişken biraz da keyif yapalım dediler, ortalık kalktı oturdu.

 

Koltuğa oturduğu günden beri her yaptığı iş tam anlamıyla fiyasko olan, Boğaz’da katledilen dört gencin ve yaşanan felaketin bir numaralı sorumlusu olan ve hesabını hala vermeyen Ulaştırma Bakanı VIP’den gelmediler, itfaiyeden girdiler dedi, sonrasında ise muhterem misafirlerin VIP’i kullandıkları ortaya çıktı.

 

Muhterem Bakan uçuş iznini veriyor ama bu beyfendi ve hamfendilerin sonrasında nereye gittiklerinden haberi de yokmuş, yani ne için geldiklerinden de haberim yok demeye getiriyor.

 

Bunları buraya davet eden Turizm Bakanı Ünal Üstel, geliş izinlerini veren Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan, kararı alan ama resmi gazetede yayınlamayan Bakanlar Kurulu, yani karar aslında yok hükmünde!

 

Yok hükmünde olan karara uçuş izni veriliyor!

 

Bu “pek kıymetli misafirler” de yanlarında “teknik vasıfları” pek de anlaşılamayan bir grup genç bayanla memleketi tavaf ederek “iş” gezisi yapıyorlar…

 

Değil devlet, mahalle bakkalı bile bu kadar ciddiyetsizlikle yönetilmez.

 

Zaten kör topal giden hükümet sözde bunların yüzünden düştü düşecek.

 

Ama düşmez, düşemez, düşerse özellikle HP, iktidara geldiği günden beri muhalefetteyken yaptıklarının on beterini yapan ve bir umuttur diyerek kendisine oy veren hemen tüm tabanı kaybeden HP,  bir daha o koltukların yüzünü göremeyeceğini biliyor.

 

Öyle kolay kolay o koltuklardan gitmez.

 

Diğer taraftan, Başbakan Tatar, hangi akla hizmettir bilinmez,  tam anlamıyla siyasi intihara teşebbüs etti.

 

Ünal Üstel’i görevden alayım darken arada Çalışma Bakanı Faiz Sucuoğlu’nu da görevden almaya, yerine ise hakkında suç soruşturmaları yapılan ve Meclis tarafından dokunulmazlığı kaldırılan Aytaç Çaluda’yı atamaya kalkıştı.

 

Çaluda’nın gerçekten suçlu mu olduğu, yoksa bir günah keçisi mi olduğu bir tarafa, ona yargı süreci karar verecek, ancak Başbakan Tatar Çaluda ile çektiği bu şutun direkten döneceğini, CB Akıncı’nın bu atamayı kesinlikle veto edeceğini, Faiz Sucuoğlu’nun da bu durum ortaya çıkınca köpür köpür köpüreceğini, Faiz Sucuoğlu’nun siyasi kariyeri boyunca hiçbir ciddi falsosu olmadığını, dahası, UBP içinde aldığı idari görevlerin altından falso vermeden kalktığını, dolayısıyla görevden alınmasının yarar değil de zarar getireceğini nasıl oldu da hesaplamadı!!!

 

Diğer taraftan, Ünal Üstel yerine Kutlu Evren’in atanması, ülke içindeki siyasi partilerin hep söylediğim gibi, siyasi parti olarak değil de siyasi çete, siyasi tarikat gibi yönetildiğinin bir göstergesinden başka birşey değil.

 

Sanki bakanlıklar birilerinin tapulu malıymış gibi o bakanlık senin, bu bakanlık benim, gezip gezip duruyorlar, gerekçe ise “bölgeler arası dengeyi gözetmek”…

 

Yani önemli olan işi bilen şahısların bakanlıklarda oturması değil, bölgeler arası denge ve seçmenin keyfi!

 

Ondan sonra da balık baştan kokunca memleket tepetaklak gider, herkes de günah keçisi arama derdine düşer…

 

Bütün bunlar şaşırtıcı değil, 74 sonrasında siyasi parti kılığında kurulan siyasi çete, siyasi tarikat düzeni aynen bügün de devam ediyor, hem de sağcısıyla, solcusuyla, hiçbir ayırım gözetmeden…

 

Al birini, vur ötekine…

 

Koronavirüs döneminde memleketin ekonomisi yerle bir olunca, Türkiye de kılını kıpırdatmayınca, hükümet çareyi “açılmakta” buldu, ama açılmadık, resmen saçıldık…

 

Pandemi kapanma sürecini mahalle aralarında kahve partileriyle geçiren, bakkalları marketleri çoluk çocuk dolduran,  her konuda paçalarından bile zeka fışkırırken elini yıkamayı bile ancak virüs sayesinde öğrenen, sorumsuzluklarıyla polis ve sağlık çalışanlarında huzur bırakmayan,  sosyal mesafe kavramıyla ilk kez tanışan ve ne anlama geldiğini anlamakta bile zorluk çeken bizim ahali zincirinden boşanmış mandalar gibi yollara döküldü, marketlerde, alışveriş merkezlerinde, yollarda, caddelerde üst üste bindi, yine bildik saldım çayıra mevlam kayıra manzaraları oluştu, ahali sokağa dökülür dökülmez memleket bir uçtan diğer uca yakıldı, çevre kirliliği hat safyaha ulaştı, benzin istasyonlarındaki basınçlı suyla araba yıkama ve araba yıkayacağım darken etrafı pisliğe bulama faaliyetleri de aldı başını yürüdü…

 

Herşey bitti gitti, ortalık süt liman oldu, artık virüs diye bir derdimiz de kalmadı nasılsa!

 

Dünya çeksin gayleyi!

 

Nasılsa bizim gibi virüslere öyle virüs mirüs bulaşmaz, bulaşırsa zararlı kendisi çıkar…

 

Zaten muhterem Ekonomi Bakanımız Hasan Taçoy da “artık eskisi gibi kapanmayacağız” demiyor mu!

 

Ne gereği var canım, kapanmayız, sözde tedbirlerle maçı idare ederiz, kimse kimseyi sallamaz,  ama mezarları kapatırız, gidene de zatürreden gitti deriz…

 

Arada, artık kapanmayacağız diyen Hasan Taçoy veya başka bir siyasi de bir koronacıkla “öpüşürse” ve hastanede “şindik nolacak benim halim” diyerek beyaz tavanı seyretmeye başlarsa ,  işte o zaman seyredin siz alemi…

 

Benim ikisi akraba, üç tanıdık  nasılsa gitti!

 

Üstelik de ikisi genç yaşlarındaydı, dördüncüsü zar zor kurtuldu.

 

Ha, bu arada, Sağlık Bakanı, İçişleri Bakanı, veya hükümetten biri çıkıp da bize son beş senede bu dönemde olan ölümlerle bu sene aynı dönemde olan ölümlerin istatistiklerini ve ölüm sebeplerini açıklama zahmetine katlanır mı acaba???

 

Kulağımıza gelen fısıltılar pandemi döneminde özellikle de virüsün görüldüğü bazı bölgelerde ölüm oranlarının geçen yıllara göre kısmi artış gösterdiği şeklinde…

 

Dünyanın her yerinde feci şekilde bulaşan bu virüsün sözde alınan, daha doğrusu çok geç alınan göstermelik tedbirlerle bizim ahali içinde yayılımının engellendiği iddiaları öyle çok da inandırıcı değil…

 

Üstelik de yapılan hızlı testlerin en az 40 oranında hata payı olduğunu, hızlı testlerle pcr testlerinin sonuçlarının birbirini pek tutmadığını da dikkate alırsak…

 

Dünyadaki örneklerde tek bir kişinin 500 kişiye kadar insanı enfekte edebildiği örnekleri varken her ne halse, bizdeki vakaların çevresini enfekte etme oranı nerdeyse hiç olmamış…

 

Ne tesadüf, belki de “bizim virüscük” başka türlü bir koronaydı, belki de korona değil, moronaydı…

 

Hoş, Türkiye’deki bilim kurulunun her cümlesi maksimum beş kelimeyi geçmeyen  “üstat” profesörü hükümet açılım kararı alır almaz siyasilerin keyfi olsun diye ortaya fırlayıp da “yenisinin etkisi azaldı, bu piyasadaki virüs yeni bir virüs” demedi mi!!!

 

Alem ahmak, bir bunlar akıllı!!!

 

Diğer taraftan Sağlık Bakanı da yüzünden düşen bin parça halde “aman dikkat, başımızdaki dert devam ediyor, dikkat etmezsek başa döneriz” diye bas bas bağırıyor.

 

Diğer taraftan, Amerika’daki bazı bilim adamı müsveddeleri de bunun tam tersini söylüyor, “yenisinin etkisi daha fazla” diyorlar, tam da başkanlık seçimi sürecinde siyasi rant ortamı yaratmaya çalışıyorlar…

 

Hangisi doğru, yenisi mi, eskisi mi?

 

Yoksa ikisi de hikaye mi, piyasada 2 değil de 22 tane farklı türü mü var?

 

Bana sorarsanız değil 22, belki de herbiri farklı bulaşkanlık ve ölümcüllük seviyesinde geliştirilmiş 222 tane türü var piyasada,  herifler bunları çatır çatır laboratuarlarda üretiyorlar, bazılarının genetik kodlarının patentlerini alıyorlar, bazılarını elbette ki kendilerine saklıyorlar,  sonra da işlerine geldiği gibi ortalıkta kullanıyorlar.

 

Ta 1970lerden beridir kafamıza uçaklardan her türlü kimyasalı sıkıyorlar, Trump iktidara gelene kadar varlığını kabul etmedikleri uçakları ve uygulamayı Trump uçakta poz verince kabullendiler, yazın internete chemtrails diye, bakın görün kafamıza neleri nasıl indiryorlar.

 

Diğer taraftan, geçen sene Nisan ayında Dünya Sağlık Örgütü boşuna mı hemen tüm devletlerin sağlık bakanlıklarına bir uyarı gönderip de influenza kaynaklı bir pandemiye hazırlıklı olun dedi, TC Cumhurbaşkanlığı bu konuda genelge bile yayınladı, olası bir tehdide dikkat çekti!!!

 

DSÖ’ye vahiy mi indiydi de bir sene sonra öngörülen pandemi gerçek oldu…

 

Şimdi en büyük endişelerden biri işlerin çığırından çıkmaya yüz tuttuğu Türkiye ile KKTC arasında uçuşların başlaması…

 

Elbette ilelebet kapalı kalamayız, öyle ya da böyle dışa da açılım olacak, ama belli ki kimse bu açılım sonucuna güvenmiyor, açılım derken saçılım olacağını öngörüyor…

 

Ancak ta geçen Şubat ayında bas bas bağırarak ciddi bir tehlike geliyor, derhal kapanalım, gidecek ve gelecek olanlar bir hafta içinde gidecekse gitsin, gelecekse gelsin, kapanıp hayatımıza normal devam edelim, okullarımız, üniversitelerimiz açık  kalsın, iki, bilemedin üç ay çevremizi gözleyelim, sonra ona göre ne yapacağımıza karar verelim dediğimizde afaroz edildik, faşist ilan edildik…

 

Bizi afaroz edenler, faşist ilan edenler çok değil, bir ay sonra kıç korkusundan tedbirler konusunda benden on kat daha faşist oldular…

 

Bu arada da olan oldu, hayat durdu, okullar ve üniversiteler de kapandı, en az 50 bin öğrencimiz ülkesine döndü, hastanelerimiz bile kapandı, hasta kabul etmemeye başladı, herkes herkesi öcü olarak görmeye başladı, ayakkabı alacağınızda bile gözlerinden zeka fışkıran satıcı ayakkabıyı giyemezsiniz, alacaksanız göz kararı alın demeye başladı…

 

Işte, paçalarından akıl akan bir ahali olmak buna denir…

 

Hoş, kabahat bendeydi zaten, elini bile virüs sayesinde yıkamayı öğrenen bir ahaliden olaylara karşı mantıklı yaklaşım sergilemesini beklemek, olsa olsa benim gibi “dinazor çağından kalma son örneklerin”  beklentisi olur…

 
Etiketler: Siyasi, İntihar,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
03 Ağustos 2020
Seçimler, reklamlar, gerçekler, zerdaliden düdük…
211 Okunma.
14 Temmuz 2020
KKTC’nin ultra çakma solcuları ve insanlık
796 Okunma.
10 Temmuz 2020
Polisin eline sağlık...
1166 Okunma.
06 Temmuz 2020
Göz göre göre…
344 Okunma.
05 Temmuz 2020
Mizansen ve kağıttan kaplancıklar
441 Okunma.
29 Haziran 2020
“Din” kavramının yeni dünya düzeninde bitişi ve bir avukatın vurguları
765 Okunma.
30 Mayıs 2020
Yenisinin etkisi azalmış!
2343 Okunma.
10 Mayıs 2020
Maskeli Balolu Korku Filmi…
1581 Okunma.
29 Nisan 2020
Yanlış hesap mezarlıkta biter…
985 Okunma.
15 Nisan 2020
Diktatörlerin dünyası ve diktatör virüs
1137 Okunma.
11 Nisan 2020
Sen gidi seniiiii!!!
897 Okunma.
05 Nisan 2020
NBC ve anılarda Komutan Tahsin Ataizi
796 Okunma.
03 Nisan 2020
Bizi bekleyen “Büyük Değişim”
646 Okunma.
30 Mart 2020
Cehalet, pislik, hastalık ve din sömürüsü
1100 Okunma.
25 Mart 2020
Korona Çorbası...
1510 Okunma.
17 Mart 2020
7. yaşında “doğruluk”… Ve hakettiğimiz!
1919 Okunma.
12 Mart 2020
Şu bizim “emperyalist” virüs…
1403 Okunma.
08 Mart 2020
Kabus bitti gibi, ama dahası var…
1415 Okunma.
29 Şubat 2020
BOP’un son perdesi…
1574 Okunma.
24 Şubat 2020
Cumhurbaşkanlığı seçim tiyatrosundan sahneler…
919 Okunma.
30 Ocak 2020
Adam gibi bir işi yapamadınız gitti!
2103 Okunma.
21 Ocak 2020
Kızımın anlayamadıkları, Salamis Krallığı’nın tuvalet derdi…
827 Okunma.
17 Ocak 2020
KKTC Turizminin tuvalet rantı!
436 Okunma.
01 Ocak 2020
Şaka Gibisiniz!
639 Okunma.
04 Aralık 2019
Atıcılık Federasyonu Bataklığı
2166 Okunma.
19 Kasım 2019
İki canavar arasında kalmak
632 Okunma.
07 Kasım 2019
Yazık ki ne yazık...
898 Okunma.
30 Eylül 2019
“İki” Başbakan Tatar
1424 Okunma.
17 Eylül 2019
Yine Becerdik…
970 Okunma.
30 Ağustos 2019
Satranç Tahtası ve “Uyuyan Güzeller”
2140 Okunma.
23 Ağustos 2019
Daha Başlamadan Akıncı 1 – Diğer Adaylar 0
1046 Okunma.
29 Temmuz 2019
Biz Uyurken…
1377 Okunma.
04 Temmuz 2019
Üniversiteleri Nasıl Batırırız ve Sevgili Füzemiz!
501 Okunma.
30 Haziran 2019
Mafyanın Polis “Sevgisi”, Uluslararası Dengeler...
433 Okunma.
29 Haziran 2019
Bozuk Oyunlar, Oyunbozanlar!
348 Okunma.
23 Haziran 2019
“Yeni Dünya” Yaratılırken Bizim Kavgalarımız
437 Okunma.
14 Haziran 2019
Polisi Bırak, Aynada Yüzüne Bak!
483 Okunma.
11 Nisan 2019
Poliste Organize İşler...
1054 Okunma.
09 Nisan 2019
Bir Kültür-Sanat Fırtınasının Düşündürdükleri...
567 Okunma.
20 Mart 2019
Göbek Ataraktan Işgal Protestosu ve “Katliam Anatomisi”…
693 Okunma.
20 Şubat 2019
Aziz ve Muhterem Devletimiz…
1529 Okunma.
19 Şubat 2019
Özersay’ın Sandalyesi, Akıncı’nın Serzenişleri…
655 Okunma.
24 Kasım 2016
YÖDAK Maskaralığında Sona Doğru...
305 Okunma.
Haber Yazılımı