Yazı Detayı
12 Mart 2020 - Perşembe 21:36 Bu yazı 1380 kez okundu
 
Şu bizim “emperyalist” virüs…
Yrd.Doç.Dr.Ediz Tuncel
ediztuncel@yahoo.com
 
 

Çin’de ortaya çıktığı andan itibaren üç ay bile geçmeden yıldırım hızıyla tüm dünyaya yayılan ve dünyayı hem sosyal hem de ekonomik açıdan kilitleyen Corona virüsünün tehdit kapasitesi belli ki dünya tarafından anlaşıldı ama halen bizim hükümet ve Türkiye hükümeti tarafından tam anlaşılamadı.

 

Bütün dünya bu virüsle tanıştıktan sonra en sonunda Türkiye’de de bir tane vakka görüldü, sonra da farkedilmemiş çok daha fazlası olabileceği dillendirildi, ki bir tane varsa o bir taneyi yaratan başkaları da mutlaka vardır…

 

Türkiye hızlı davranır ve özellikle de büyük şehirlerinde bazı hastanelerini karantina hastanelerine dönüştürürse, birkaç haftalığına memleketteki hayatı durağanlaştıracak, insan iletişimini ve toplu taşıma ihtiyacını durduracak önlemler alırsa, özellikle insanları evlerinde birkaç haftalığına zorunlu tatile zorlarsa,  bu işten fazla zarar görmeden kurtulur.

 

Aynı şey bizim için de geçerli.

 

Acilen bazı hastanelerin karantina hastanesi haline getirilmesi lazımdır.

 

Aksi takdirde, her hastanede ayrı ayrı karantina bölümleri oluşturulmaya kalkışılırsa, o hastanelerdeki diğer hastalar da risk altına gireceklerdir.

 

Bu yazı yazılırken okullardaki zorunlu tatilin Bakanlar Kurulu kararıyla uzatıldığı haberi de geldi, ki çok doğru ve isabetli bir karar.

 

KKTC küçük bir yer, büyük kentler ayrıştırılmış durumda, eğer ülkemizde olağanüstü hal ilan edilir ve en az iki hafta insanlar evlerinde kalmaya, çevreyle irtibatı olabildiğince kesmeye ve virüsün olası yayılma etkisini bu şekilde azaltma yoluna gidilirse, bu sorundan en az zararla kurtulabiliriz.

 

Bu süreçte, sadece hastaneler, marketler ve marketlere ikmal yolları açık kalsa sıkıntıyı büyük oranda atlatırız.

 

Peki bu yeterli mi?

 

Hayır, değil, eninde sonunda tedbirler hafifletilince yine bu lanet olası virüsün bulaşma oranı artabilir, ancak olağanüstü hal durumunda gerekli tedbirleri almak için zaman kazanılır ve daha sonraki süreçte virüsle daha güçlü ve emin şekilde mücadele edilebilir.

 

Görünüşe göre Çinlilerin abuk subuk yemek alışkanlıklarından kaynaklanan bu virüs, ki bu görünüşün altında biyolojik savaş teknikleri de pekala da olabilir, çok büyük oranda orta yaş üstü insanlarda etkili ve ölümcül oluyor.

 

Özellikle de 60 yaş üstü olan ve kalp, kanser, şeker, organ yetmezliği, bağışıklık sistemi zayıflığı, genel fiziki zayıflığı gibi sıkıntıları olan hastaları mahvediyor.

 

Bir kere orta yaş üzeri şahıslara bulaştı mı, eğer bu şahıslarda başka sağlık sorunları da varsa, hasta Rambo olsa bile farketmez, hastalığın ölümle sonuçlanma riski de ciddi oranda artıyor.

 

Virüsün bulaştırıcıdan yayılma alanı bir metre olarak lanse ediliyor ama gerçekte değil, örneğin hapşuran, öksüren bir şahıs değil bir metre, onlarca metre çevresinen virüs yayabiliyor.

 

Eğer hastalıklı şahsın çevresinde bir hava akımı varsa, bir hapşurmayla, bir öksürmeyle virüs kısa süre içinde 40-50 metre mesafelere yayılabiliyor, başkalarına bulaşabiliyor.

 

Bu bakımdan kimse tam olarak emniyette değil, yani hastalıklı şahıstan uzak dursanız bile yaydığı virüs size ulaşabiliyor.

 

Dünya Sağlık Örgütü bu konuyla ilgili birçok bilgi ve belge yayınlamış durumda.

 

Birçok sağlık kuruluşu da aynı doğrultuda bilgiler yayınlıyor, kamuoyunu bilinçlendirmeye çalışıyorlar.

 

En belirgin vurgu, hijyene olağanüstü seviyede dikkat edilmesi, virüslü olsun olmasın yakın çevre ile temastan kaçınılması, virüs şüphesi olanların en az 14 gün süreyle tecrit edilmesi, karantina altına alınması ve evler dahil, olası toplu karantina yerlerinin belirlenmesi, bunlara sağlık hizmeti verecek sistemlerin oluşturulması noktalarında yapılıyor. 

 

Diğer taraftan, sırıta sırıta gözümüzün içine bakan bir nokta var!

 

Sanki da bu virüs bir taraftan 60 yaş üstü nüfusu tehlike altına sokarken ve artık yaş itibarıyle “verimsiz ve gereksiz nüfusu temizleyerek”,  nüfus dengesi sağlarken diğer taraftan Çin gibi yüksek ekonomik ve teknolojik güce sahip ülkelerin ekonomik, siyasi ve teknolojik kanatlarını kırıyor…

 

Bu virüs aslında bazı dengeleri tekrar oluşturmak için ciddi ciddi geleceği beklenen “emperyalist” bir virüs, kim ne derse desin!

 

Özellikle de Çin, İran ve Avrupa Birliği ülkelerini fena vurdu.

 

Hepsi de Amerika’nın can sıkıcı rakipleri, Çin teknolojik ve ekonomik rakibi, Avrupa siyasi rakibi, İran zaten her yönüyle Amerika için tam bir başbelası…

 

Bizim emperyalist virüs Amerika’yı da vurdu ama halen etkisiz eleman durumunda.

 

Öyle ya, bir saatte dünyanın en önemli şehirlerinden biri olan New York’taki meşhur İkiz Kuleleri kanatlarını sallaya sallaya gelen ve binalara vurduktan sonra burun kısımları (sanki da titanyum zırhla kaplıydılar) hiçbir zarar görmeden çelik konstrüksiyon binanın diğer ucundan kusursuzca çıkan ve gövdesi tam binanın ortasındayken patlayan uçakların saldırılarıyla yıkılan, 2500e yakın vatandaşı kurban edilen ve arkasından da bu bahaneyle dünyanın bilinen en önemli enerji kaynağı merkezlerini askeri operasyonlarla ele geçiren Amerika bu “dandik ve emperyalist” virüsten mi korkacak!!!

 

Korkarsa ekonomik ve teknolojik rakibi Çin ve “büyük abilerinin” lafını dinlemeyip de kendini bir güç zanneden Avrupa Birliği ile İran korksun.

 

Tek bir nükler füze sallamadan varsın birkaç bin Amerikalı daha harcansın ama rakipleri trilyonlarca dolar zarara uğrasın, aylarca, hatta yıllarca belini doğrultamasın, bu arada Amerikan teknolojisi de “gereğini yapsın”…

 

Zaten virüs ortaya çıkmadan tam bir hafta önce FBI başkanı Çin’in Amerikan teknolojilerini çalmak için elinden geleni yaptığını ve bunun da Amerika için çok ciddi bir problem olduğunu, bu duruma seyirci kalmayacaklarını açıklamıştı.

 

Ne tesadüf ki, bir hafta sonra tam da Çin’in en önemli biyolojik ve kimyasal araştırma merkezlerinden birinin bulunduğu, aynı zamanda en önemli ekonomik merkezlerden biri de olan Wuhan’da birdenbire bu emperyalist virüs mutasyona uğramış şekilde başgösterdi ve “yarasa” çorbasından filan insanlara bulaştığı iddia edildi.

 

Sonuç olarak da Çin’in kaybettiği birkaç bin insanın yanısıra ekonomik kaybı da çok büyük, ekonomik kaybı trilyon dolarları buldu ve bu zarar daha da devam edecek.

 

Aynı şekilde bu virüsün bulaştığı ve hazırlıksız yakaladığı her toplum ve her ülke çok ciddi bir bedel ödeyecek.

 

Günümüzde, biyolojik ve kimyasal silahlara nükler silahlardan daha fazla yatırım yapılıyor ve artık nükler silahlar rakipleri indirmek için doğrudan bir alternatif değildirler, onların yerine işi sessizce ve derinden bitiren, ortada suçlu ve kaynağının izini de bırakmayan biyolojik silahlar revaçtadır, devir artık nükler silahların değil, biyolojik ve kimyasal silahların devridir…

 

Kısacası, eskiden emperyalizmin bir numaralı taktiği olan “sorunu yarat ve çözümcü de sen ol, istediğini alana kadar da kaosa oynamaya devam et” zihniyeti, şimdilerde yerini “hastalığı yarat, istediğin etkiyi alana kadar da sadece kendini “göstermelik” olarak koru ki belayı senin yarattığını anlamasınlar, sonra da yeterince hedefe ulaştıktan sonra hastalığın ilacını “hastalıklılara” sat, bir taşla iki kuş vur, hem karşı tarafı ekonomik ve psikolojik olarak çökert, hem de ekonomik olarak kendine rant sağla…”

 

Farkında mısınız bilmem, ama daha düne kadar Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçası olan ve Arap Baharı denen, ve on senedir süren vahşet ve rezillikler sürecinde son perde sonuçsuz ve hedefsiz, ucu bucağı nerede duracak, nerede bitecek bilinmeyen bir Türkiye-Suriye savaşına doğru evrilirken birden bire tarafların bunu farketmesi ve ateşkese girmesiyle gündem aniden değişti, sorunun biri bitmeden diğeri farklı bir boyutta patlayıverdi, bir virüs müsveddesi, tam da Amerika’nın en büyük iki rakibinden birinin göbeğinden çıkarak, Amerika hariç, tüm dünyayı ekonomik, sosyal ve psikolojik açıdan darmadağın etti…

 

Tesadüf canım, başka ne olacak…

 

Biz şimdi çocuklarımızı, insanlarımızı ve özellikle yaşlılarımızı bu beladan korumaya bakalım ve gerekirse, Rum tarafı ile de işbirliğine gidelim, aynı gemideyiz, kaçarı koçarı yok, şımarıklığın, sorumsuzluğun da hiç gereği yok…

 

İki taraf arasında mümkün olduğunca insan iletişiminin kesilmesi taraftarıyım ama bu, böylesi vahim ve insani bir konuda işbirliğinin de kesilmesi anlamına gelmez.

 

Korkalım, ama paranoyak hale de gelmeyelim, tedbiri elden bırakmayalım, ama tedbir diye de sapıtık noktalara da işi vardırmayalım.

 

Ve, tamam, hükümet akılcı tedbirler alıyor ama yeterli değil,  Sağlık Bakanlığı’nın da kısa, orta ve uzun vadede ne gibi planları olduğunu da duyalım, lütfen!

 
Etiketler: Şu, bizim, “emperyalist”, virüs…,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
29 Haziran 2020
“Din” kavramının yeni dünya düzeninde bitişi ve bir avukatın vurguları
713 Okunma.
21 Haziran 2020
Siyasi İntihar
1151 Okunma.
30 Mayıs 2020
Yenisinin etkisi azalmış!
2292 Okunma.
10 Mayıs 2020
Maskeli Balolu Korku Filmi…
1546 Okunma.
29 Nisan 2020
Yanlış hesap mezarlıkta biter…
925 Okunma.
15 Nisan 2020
Diktatörlerin dünyası ve diktatör virüs
1097 Okunma.
11 Nisan 2020
Sen gidi seniiiii!!!
860 Okunma.
05 Nisan 2020
NBC ve anılarda Komutan Tahsin Ataizi
745 Okunma.
03 Nisan 2020
Bizi bekleyen “Büyük Değişim”
623 Okunma.
30 Mart 2020
Cehalet, pislik, hastalık ve din sömürüsü
1082 Okunma.
25 Mart 2020
Korona Çorbası...
1473 Okunma.
17 Mart 2020
7. yaşında “doğruluk”… Ve hakettiğimiz!
1896 Okunma.
08 Mart 2020
Kabus bitti gibi, ama dahası var…
1389 Okunma.
29 Şubat 2020
BOP’un son perdesi…
1552 Okunma.
24 Şubat 2020
Cumhurbaşkanlığı seçim tiyatrosundan sahneler…
902 Okunma.
30 Ocak 2020
Adam gibi bir işi yapamadınız gitti!
2076 Okunma.
21 Ocak 2020
Kızımın anlayamadıkları, Salamis Krallığı’nın tuvalet derdi…
779 Okunma.
17 Ocak 2020
KKTC Turizminin tuvalet rantı!
407 Okunma.
01 Ocak 2020
Şaka Gibisiniz!
614 Okunma.
04 Aralık 2019
Atıcılık Federasyonu Bataklığı
2134 Okunma.
19 Kasım 2019
İki canavar arasında kalmak
609 Okunma.
07 Kasım 2019
Yazık ki ne yazık...
883 Okunma.
30 Eylül 2019
“İki” Başbakan Tatar
1397 Okunma.
17 Eylül 2019
Yine Becerdik…
937 Okunma.
30 Ağustos 2019
Satranç Tahtası ve “Uyuyan Güzeller”
2119 Okunma.
23 Ağustos 2019
Daha Başlamadan Akıncı 1 – Diğer Adaylar 0
1020 Okunma.
29 Temmuz 2019
Biz Uyurken…
1354 Okunma.
04 Temmuz 2019
Üniversiteleri Nasıl Batırırız ve Sevgili Füzemiz!
475 Okunma.
30 Haziran 2019
Mafyanın Polis “Sevgisi”, Uluslararası Dengeler...
388 Okunma.
29 Haziran 2019
Bozuk Oyunlar, Oyunbozanlar!
327 Okunma.
23 Haziran 2019
“Yeni Dünya” Yaratılırken Bizim Kavgalarımız
416 Okunma.
14 Haziran 2019
Polisi Bırak, Aynada Yüzüne Bak!
465 Okunma.
11 Nisan 2019
Poliste Organize İşler...
1020 Okunma.
09 Nisan 2019
Bir Kültür-Sanat Fırtınasının Düşündürdükleri...
549 Okunma.
20 Mart 2019
Göbek Ataraktan Işgal Protestosu ve “Katliam Anatomisi”…
659 Okunma.
20 Şubat 2019
Aziz ve Muhterem Devletimiz…
1492 Okunma.
19 Şubat 2019
Özersay’ın Sandalyesi, Akıncı’nın Serzenişleri…
630 Okunma.
24 Kasım 2016
YÖDAK Maskaralığında Sona Doğru...
288 Okunma.
Haber Yazılımı