Hayatın bazen çok derin bazen de tamamen gözümüzün önüne dikilmiş olan o kadar çok anlamı vardır ki bunları sıraya koymak çoğu zaman hepimizi zorlamıştır.
Derinlerde olan anlamları arayıp bulmak için bazen insan ömrü yeterli olmuyor.
Zaten birçoğumuz da bunların peşine düşmek yerine günlük hayatın akıntılarına kendimizi teslim ederiz.
Bu çok kötü bir tercih değildir.
Yeter ki bu akıntıda yol alırken, daha doğrusu ömrümüzü tüketirken gözümüzün önünde seyreden hayat gerçeklerini görmezden gelmeyelim.
Derin manalar peşinde koşmamak bir tercihtir. Ama hayatın su yüzüne çıkmış anlamlarını da yakalamak gerekir.
Elimizdekilerin değerini bilmek de bunlardan birisidir.
İnsanoğlu tabiatı gereği son derece meraklı ve bir o kadar da hep daha fazlasını isteyen bir yaratıktır.
Burada “yaratık” kelimesi argo anlamıyla değil tamamen bilimsel manasıyla yer almıştır.
Hep merak ederiz ve hep daha fazlasını isteriz.
Kimimiz bilginin daha fazlasını kimimiz de maddiyatın daha fazlasını isteriz.
Bu istek tamamen içgüdüseldir.
Ama bu içgüdü var diye de gözümüzü kör edemeyiz.
Elimizdeki ile yetinmeyebiliriz, daha fazlası için de çalışabiliriz.
Buna kimsenin itirazı olmaz.
Ama bunu yaparken elimizdekilerin değerini de bilmeliyiz.
Eğer bunu yapmazsak ömür boyu mutlu olamayacağımızı bilecek birikimdeyiz hepimiz.
Azla yetinmek değil, eldekinin değerini bilerek daha fazlası için çalışmak.
Tam tanım budur.
Bugün ne yazık ki toplum olarak bir çok konuda gözümüzü kör eden bir duyguya kapılmış durumdayız.
Elbette bireysel olarak ve toplumsal olarak hep daha ileriyi hedefleyeceğiz.
Ama bunu yaparken de yanımızdakinin kalbini kırmaya hakkımız yok.
Eğitimi daha ileriye, sağlığı daha ileriye, ulaşım imkanlarını ve çevre koşullarını daha ileriye taşımak her zaman için bir hedef olmalıdır.
Ama bu hedefi sadece şikayet ederek gerçekleştiremeyiz.
Elimizdekini “bu güzel ama daha güzeli de olmalı” şeklinde değerlendirmeli, ileriye gitmenin tek yolunun sadece şikayet etmekten geçtiği yanlışından kurtulmalıyız.
Toplum olarak son dönemde ne yazık ki çok ciddi bir sosyal kirlenme yaşamaktayız.
Özellikle de büyük şehirlerimizde bunu her gün canlı örneklerle görmekteyiz.
Gözümüzün önünde gerçekleşen yanlışlara anında ve yerinde tepki vermek yerine bunu sosyal medya üzerinden yapmayı marifet saymaya devam edersek hiçbir yanlışı düzeltemeyiz.
Yapısal anlamda yöneldiğimiz yanlış yolu hala elimizde olan doğrulara sarılarak düzeltebiliriz.
Yılın bu sıcak günlerinde serin ortamlarda otururken bu durumun muhakemesini yapmalıyız.
Bu fırsatı kaçırmayalım…
Sahip Olduklarımızın Değerini Kaybetmeden Anlamak
Paylaş





