Gazeteci ve Dış Politika Uzmanı Emre Diner, Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek yeni bir krizin dünya ekonomisi üzerindeki olası etkilerini değerlendirdi. Çin, Hindistan, Avrupa ve Körfez ülkelerinin ciddi ekonomik risklerle karşı karşıya kalabileceğini belirten Diner, Türkiye ve Azerbaycan’ın alternatif enerji koridorlarındaki stratejik öneminin giderek arttığına dikkat çekti.
Gazeteci ve Dış Politika Uzmanı Emre Diner, NewsAZ’de 13 Ekim 2026 tarihinde yayımlanan “Hürmüz’de Yeni Bir Kriz Çıkarsa Bedeli Kim Ödeyecek?” başlıklı analizinde, Orta Doğu’daki askerî gerilimin küresel enerji piyasalarına, uluslararası ticarete ve bölgesel güvenliğe olası etkilerini mercek altına aldı.
İran, ABD ve İsrail arasındaki gerilimin enerji piyasalarındaki kırılganlığı yeniden gündeme taşıdığını belirten Diner, Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek uzun süreli bir kesintinin yalnızca petrol fiyatlarını değil, dünya ekonomisinin genel işleyişini de etkileyebileceğini vurguladı.
Diner’e göre enerji sevkiyatında yaşanabilecek aksaklıklar, sanayi üretiminden ulaştırmaya, enflasyondan ekonomik büyümeye kadar geniş bir alanda zincirleme sonuçlar doğurabilecek.
Hürmüz Boğazı İçin Üç Kritik Senaryo
Emre Diner, analizinde Hürmüz krizinin geleceğine ilişkin üç olası senaryoya dikkat çekti.
Birinci senaryo: Diplomasiyle normalleşme
İlk senaryoda, diplomatik girişimlerin sonuç vermesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin aşamalı olarak yeniden normalleşmesi ihtimali öne çıkıyor.
Ancak Diner, diplomatik uzlaşmanın sağlanmasının tanker taşımacılığı, sigorta maliyetleri ve enerji piyasalarının kısa sürede eski düzenine döneceği anlamına gelmediğini belirtti.
İkinci senaryo: Uzayan kriz, artan ekonomik baskı
İkinci senaryoda, çatışmaların daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşmeden uzun süre devam etmesi ihtimali değerlendiriliyor.
Diner’e göre böyle bir gelişme, deniz taşımacılığında sigorta maliyetlerini artırırken enerji arzına ilişkin belirsizliği derinleştirebilir. Petrol ve doğal gaz fiyatlarında yaşanabilecek yükseliş ise küresel enflasyonu ve ekonomik durgunluk riskini artırabilir.
Üçüncü senaryo: Enerji altyapısının hedef alınması
En riskli senaryoda ise çatışmaların Körfez ülkelerindeki kritik enerji tesislerine yayılması ihtimali bulunuyor.
Diner, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki petrol ve doğal gaz altyapısının zarar görmesinin küresel enerji güvenliği açısından çok daha ağır sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.
Türkiye ve Azerbaycan’ın Enerji Koridorlarındaki Önemi Artıyor
Emre Diner’in analizinde öne çıkan başlıklardan biri de Türkiye ile Azerbaycan’ın küresel enerji güvenliğindeki stratejik konumu oldu.
Hürmüz Boğazı’na bağımlı olmayan enerji güzergâhlarının önem kazandığını belirten Diner, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Petrol Boru Hattı, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) ve Trans Adriyatik Boru Hattı’nın (TAP) Avrupa’nın enerji kaynaklarını çeşitlendirmesinde önemli rol oynadığını ifade etti.
Türkiye’nin yalnızca petrol ve doğal gazın taşındığı bir transit ülke olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Diner, Ankara’nın diplomatik ilişkileri, coğrafi konumu ve enerji altyapısıyla bölgesel güvenlik açısından da stratejik bir konumda bulunduğunu kaydetti.
Azerbaycan’ın enerji üretimi ve ihracat kapasitesinin de alternatif tedarik güzergâhları bakımından önem taşıdığını belirten Diner, iki ülkenin enerji ortaklığının uluslararası alandaki ağırlığının artabileceğini değerlendirdi.
Bununla birlikte Diner, Türkiye ve Azerbaycan üzerinden geçen enerji hatlarının Hürmüz Boğazı’ndaki olası kayıpların tamamını karşılayabilecek kapasitede olmadığını hatırlattı.
Çin, Hindistan ve Avrupa İçin Ekonomik Risk Uyarısı
Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek uzun süreli bir krizin en önemli ekonomik sonuçlarından birinin Asya ülkelerinde görülebileceğini belirten Diner, özellikle enerji ithalatına bağımlı ekonomilerin ciddi baskılarla karşılaşabileceğine işaret etti.
Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore’nin enerji tedarikinde yaşanabilecek aksamalardan farklı düzeylerde etkilenebileceğini ifade eden Diner, yükselen enerji maliyetlerinin sanayi üretimini ve dış ticareti olumsuz etkileyebileceğini kaydetti.
Avrupa ekonomilerinin de krizden bağımsız kalamayacağını vurgulayan Diner, enerji fiyatlarındaki artışın üretim maliyetlerini yükseltebileceğini, enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabileceğini ve uluslararası enerji tedarikinde rekabeti artırabileceğini belirtti.
Kriz 2027’ye Uzarsa Ne Olacak?
Diner, Hürmüz krizinin 2027 yılına kadar uzaması ihtimalini de değerlendirdi.
Böyle bir durumda dünya ekonomisinde büyümenin yavaşlaması, sanayi üretiminde gerileme ve enerji ithalatçısı ülkelerin bütçeleri üzerinde ek baskılar oluşması gibi risklerin gündeme gelebileceğini ifade etti.
Enerji fiyatlarındaki kalıcı yükselişin yalnızca büyük ekonomileri değil, ithal yakıta bağımlı küçük ülkeleri de etkileyebileceğine dikkat çeken Diner’in değerlendirmeleri, krizin küresel ölçekte ekonomik sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor.
Körfez Ülkeleri de Krizin Bedelini Ödeyebilir
Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek bir kesintinin yalnızca enerji ithalatçısı ülkeler açısından değil, petrol ve doğal gaz ihracatçısı Körfez ülkeleri bakımından da önemli riskler taşıdığını belirten Diner, ihracat gelirlerinde yaşanabilecek kayıplara dikkat çekti.
Enerji sevkiyatındaki aksaklıkların üretici ülkelerin gelirlerini etkileyebileceğini, uluslararası deniz taşımacılığındaki güven kaybının ise ticari faaliyetler üzerinde uzun süreli sonuçlar doğurabileceğini değerlendirdi.
Diner’e göre krizin süresi uzadıkça ekonomik maliyetin büyümesi ve etkilerinin daha fazla ülkeye yayılması ihtimali de güçleniyor.
Diner: Ekonomik Sonuçlar Basra Körfezi ile Sınırlı Kalmayacak
Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek yeni bir krizin küresel enerji güvenliğinin yanı sıra uluslararası piyasalardaki güven ortamını da etkileyebileceğini belirten Emre Diner, deniz taşımacılığının güvenli ve öngörülebilir biçimde sürdürülmesinin önemini vurguladı.
Türkiye ve Azerbaycan’ın alternatif enerji güzergâhları sayesinde stratejik konumlarını güçlendirebileceğini ancak küresel enerji fiyatlarındaki yükselişin olumsuz etkilerinden tamamen korunamayacaklarını ifade etti.
Diner, NewsAZ’de yayımlanan analizini şu sözlerle tamamladı:
“Bir kriz Hürmüz’de başlayabilir. Ancak ekonomik sonuçları Basra Körfezi’nde kalmaz. Kesinti ne kadar uzarsa, dünyanın ödeyeceği bedel de o kadar büyür.”


