KKTC’de seçime yaklaşık iki ay kala kabinede yaşanan değişiklikler, bana göre yalnızca “kim hangi bakanlığa getirildi?” meselesi değildir.
Bu işin bir de siyasi tarafı, bir de sandık tarafı var.
Erhan Arıklı’nın yerine Faiz Sucuoğlu’nun, Olgun Amcaoğlu’nun yerine Hasan Taçoy’un getirileceği yönündeki gelişmeler, UBP içerisinde seçim öncesi yeni bir denge kurulmaya çalışıldığını gösteriyor.
Olgun Amcaoğlu görev değişikliğini doğruladı ve “Görev kutsal, tercih onların” dedi.
Ben bu sözün üzerinde fazla durmayacağım.
Çünkü benim asıl dikkatimi çeken başka bir şey var.
Bu değişiklikler neden şimdi?
Ve daha önemlisi…
Yaklaşık bir buçuk ay önce bazı isimler, bugün yaşanacakları nasıl bu kadar erken yazabiliyordu?
“Seçimlere bakan olarak giremeyecek bakan kim?”
Yaklaşık bir buçuk ay önce Forum Kıbrıs adıyla ortaya çıkan ve seçimlere özel hazırlandığı anlaşılan dijital gazete çalışmasında bir başlık vardı:
“Seçimlere bakan olarak giremeyecek bakan kim?”
Bugün gelinen noktada o başlık yeniden aklıma geldi.
Çünkü o gün daha kabine değişikliği ortada yokken, bugün yaşananlara oldukça yakın bir senaryo ortaya konulmuştu.
Şimdi gazeteci olarak soruyorum:
Bu sadece bir tahmin miydi?
Öyleyse gerçekten çok başarılı bir tahmin.
Yok eğer başka bir bilgiye dayanıyorsa, o zaman daha ciddi bir soru ortaya çıkıyor:

Bu bilgi nereden geliyordu?
Ben kimseyi peşinen suçlamıyorum.
Ama gazetecilik, tam da bu soruları sormaktır.
Üstelik o günlerde bu değişikliğin gerekçesi olarak Türkiye’den gelen 20 Temmuz heyetinin ilgili bakandan rahatsız olduğu ve görev değişikliği istediği yönünde bir söylem de dolaşıma sokuldu.
İşte burada itirazım var.
Türkiye istedi, böyle oldu…
Ankara rahatsız oldu, bakan değişti…
Bu ülkede her siyasi hesabın arkasına Türkiye’yi koymak artık bir alışkanlık haline gelmemeli.
Çünkü bunun sonu nereye varıyor biliyor musunuz?
Türkiye’nin adını kullanarak yapılan her siyasi hamle, zaman içerisinde Türkiye’ye karşı bir tepkiye dönüşüyor.
Bunun da kimseye faydası yok.
Biz gazeteciyiz, sahadayız
Şimdi gelelim benim esas söylemek istediğim noktaya.
Ben masa başında seçim hesabı yapanlardan değilim.
Biz gazeteciyiz. Sahadayız.
İnsanlarla konuşuyoruz.
Kahvede oturuyoruz, sokakta yürüyoruz, esnafla sohbet ediyoruz, vatandaşın ne söylediğini dinliyoruz.
Elbette bunlar bilimsel kamuoyu araştırması değildir.
Ama sokağın da bir dili vardır.
Ve o dili duymazdan gelmek, seçim sonuçlarını sadece parti içerisindeki hesaplarla okumaya çalışmak büyük hata olur.
Özellikle UBP tabanında ciddi bir rahatsızlık olduğunu söyleyenler var.
Bana göre burada çok önemli bir ayrıntı var:
“Ünal Üstel varsa oy vermem” diyen UBP’li seçmenin tamamı başka bir partiye gitmeyebilir.
İşte asıl tehlike burada.
Çünkü o seçmen başka partiye oy vermek istemeyebilir.
Ama sandığa da gitmeyebilir.
Karma oyun kaldırılmasıyla birlikte bu durumun seçim matematiğinde çok daha önemli bir sonuç yaratabileceğini düşünüyorum.
Çünkü geçmişte seçmen farklı partilerden isimleri tercih ederek kendi siyasi iradesini ortaya koyabiliyordu.
Şimdi ise parti tercihinin daha belirleyici olduğu bir tablo var.
Dolayısıyla UBP içerisinde “Ben başka partiye gitmem ama Ünal Üstel varsa sandığa da gitmem” diyen bir taban varsa, bunun sonucu yalnızca birkaç oy kaybı olmayabilir.
Sandığa gitmeyen seçmen de seçim sonucunu belirler.
Bunu kimse unutmasın.
Küskünleri bakan yapmak çözüm mü?
Şimdi dönelim kabine değişikliğine.
Faiz Sucuoğlu…
Hasan Taçoy…
Bir dönem UBP içerisinde birbirleriyle yarışmış, farklı siyasi dönemlerde farklı pozisyonlarda durmuş isimler.
Bugün yeniden kabinenin önemli noktalarına getirilmeleri elbette siyasi bir tercihtir.
Ama bu tercihin seçim sandığında karşılığı olacak mı?
Benim sorum bu.
Çünkü siyasette bazen “herkesi yanına almak” güç göstergesi gibi görünür.
Oysa bazen tam tersine, “Artık tutunacak dal arıyorlar” şeklinde de okunabilir.
Küskünleri bakan yaparak küskünlüğü bitiremezsiniz.
Bir makam verebilirsiniz.
Bir koltuk paylaşabilirsiniz.
Ama geçmişte yaşananları insanların hafızasından silemezsiniz.
Hele ki bunu seçime iki ay kala yapıyorsanız, vatandaşın bunu sorgulaması kadar doğal bir şey yoktur.
Sayın Üstel, seçim sadece kabineyle kazanılmaz
Sayın Ünal Üstel’e buradan açıkça bir şey söylemek istiyorum.
Eğer gerçekten kendinize güçlü rakip gördüğünüz isimleri birer birer siyasi çevrenizden uzaklaştırarak rahat bir seçim geçirmek gibi bir hesabınız varsa, dikkatli olun.
Çünkü siyasette rakibi zayıflatmak başka şeydir, seçmeni ikna etmek başka.
Bugün bir rakibinizi bakan yaparsınız.
Yarın bir başkasını yanınıza alırsınız.
Bir diğerini dışarıda bırakırsınız.
Ama bütün bu hesapların sonunda sandığa girecek olan siz değilsiniz.
Seçmen girecek.
Ve seçmenin kafasında bambaşka hesaplar olabilir.
UBP’nin geçmişi de ortada
Bir an için geçmişe bakalım.
UBP’nin Genel Başkanı ve dönemin Başbakanı Sayın İrsen Küçük…
Bir dönem ülkenin en güçlü siyasi makamlarından birinin sahibiydi.
Ancak seçim geldiğinde kendi partisinden milletvekili dahi seçilemedi.
Bu örneği özellikle hatırlatıyorum.
Çünkü KKTC siyasetinde hiçbir makamın, hiçbir koltuğun ve hiçbir parti gücünün sandık karşısında garanti olmadığını gösteren en çarpıcı örneklerden biridir.
Bugün iktidarda olmak, yarın aynı güce sahip olacağınız anlamına gelmez.
Bugün çevrenizde kalabalıkların olması, seçim günü sandıkların sizin için dolacağı anlamına gelmez.
Siyasette son sözü koltuk değil, sandık söyler.
Ben küçük bir iddia daha ortaya koyayım
Madem buraya kadar geldik, ben de küçük bir iddiamı buraya not düşeyim.
Sonra seçimden sonra bu yazıyı yeniden açar, birlikte bakarız.
Ben sahada gördüğüm tabloya bakıyorum.
İnsanların söylediklerini dinliyorum.
UBP tabanındaki rahatsızlığı, sandığa gitmeme ihtimalini ve özellikle karma oyun kaldırılmasının yaratacağı psikolojik etkiyi birlikte değerlendiriyorum.
Ve buradan bir siyasi öngörüde bulunuyorum:
Hayırlı olsun CTP’nin iktidarı.
Evet, bunu bugün buraya yazıyorum.
Seçimden sonra yine konuşuruz.
Belki ben yanılmış olacağım.
Gazeteci olarak yanılma hakkım da var.
Ama bugün sahada duyduklarımı, gördüklerimi ve insanların bana anlattıklarını görmezden gelip “UBP yine kazanır” demek bana gazetecilik gibi gelmiyor.
Benim işim alkışlamak değil.
Benim işim gördüğümü ve duyduğumu yazmak.
Son söz
Bugün UBP’nin önünde hâlâ zaman var.
İsterlerse bunu bir uyarı olarak değerlendirirler.
İsterlerse “Gazetecinin yorumudur” deyip geçerler.
Ama sandık geldiğinde hiç kimse “Biz bunu görmemiştik” demesin.
Çünkü sahada konuşulanları bugün herkes duyuyor.
Küskünleri bakan yapmak belki parti içerisindeki bazı hesapları düzeltir.
Ama sandığa küsen seçmeni nasıl geri getireceksiniz?
Asıl soru budur.
Başka partiye gitmeyecek ama sandığa da gitmeyecek UBP seçmeninin oyunu nasıl alacaksınız?
Karma oyun kaldırıldığı bir seçimde parti tabanındaki kırgınlığı nasıl yöneteceksiniz?
Ve en önemlisi…
İnsanlara yeniden neden UBP demeleri gerektiğini nasıl anlatacaksınız?
Bence UBP’nin bugün üzerinde düşünmesi gereken mesele tam olarak budur.
Çünkü bakanlık koltuğu geçicidir.
Parti içerisindeki hesaplar değişir.
Küskünler barışır.
Yeni ittifaklar kurulur.
Ama sandık günü geldiğinde bütün bu hesapların üzerinde tek bir gerçek kalır:
Seçmen ne düşünüyor?
Benim bugün sahada gördüğüm tablo ise bana şunu söylüyor:
Bu seçim, UBP’nin düşündüğünden çok daha farklı sonuçlanabilir.
Ben de iddiamı buraya bırakıyorum:
Hayırlı olsun CTP’nin iktidarı.
Seçimden sonra yine konuşuruz.


