Sayın Ulaştırma Bakanı, Önce adalet… Sonra ticaret!

Google'da Abone Ol service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Bazı haberleri okursunuz ve geçersiniz.

Bazılarını ise okuyunca elinizdeki kalemi bırakamazsınız.

İşte bu haber benim için tam da öyle bir haber.

Çünkü ortada sıradan bir gemi, sıradan bir sefer ya da sıradan bir ticari işlem yok.

Ortada 28 insanın hayatını ilgilendiren büyük bir facia var.

14 insanımızı kaybettik.

14 insanımızı hâlâ arıyoruz.

Ailelerin acısı ortada.

Sorular ortada.

Cevapsız kalan noktalar ortada.

Ve toplumun adalet beklentisi hâlâ devam ediyor.

Tam da böyle bir dönemde, aynı şirkete ait başka bir geminin Mersin Limanı’na gönderildiğini öğreniyoruz.

Gerekçe belli.

Klas sertifikası yenilenecek, teknik kontroller yapılacak.

Normal sefer değil deniliyor.

Peki, buna itiraz eden var mı?

Elbette hayır.

Bir geminin teknik olarak denetlenmesi gerekiyorsa denetlenir. Sertifikası yenilenecekse yenilenir.

Ama benim derdim geminin teknik denetiminden çok daha başka bir yerde.

28 canın hesabı ortadayken, toplumun kafasındaki onlarca soru hâlâ cevap beklerken, aynı şirketin yeniden gündeme gelmesi sizce de garip değil mi?

İnsan ister istemez soruyor:

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

Bir yanda evlatlarını, yakınlarını kaybetmiş aileler…

Bir yanda hâlâ cevap bekleyen sorular…

Bir yanda “Bu facia nasıl oldu, kimlerin sorumluluğu var, hangi ihmaller yaşandı?” diye soran bir toplum…

Diğer yanda ise aynı şirketin gemisinin yeniden deniz yolculuğuna hazırlanması.

Şimdi çıkıp, “Ama normal sefer başlamadı” denilebilir.

Tamam.

Biz de zaten “normal sefer başladı” demiyoruz.

Bizim sorduğumuz soru şu:

Bu kadar büyük bir facianın ardından, aynı şirketin yeniden faaliyete hazırlanması toplumun vicdanında nasıl karşılık bulacak?

Bence asıl konuşmamız gereken konu budur.

Çünkü hukuk başka bir şeydir, teknik prosedür başka bir şey.

Ama vicdanın hesabı da başka bir şeydir.

Bir geminin teknik kontrolden geçmesi, 28 insanın hesabının verildiği anlamına gelmez.

Bir sertifikanın yenilenmesi, ailelerin acısını ortadan kaldırmaz.

Bir denetimin yapılması, “Sorumlu kim?” sorusuna cevap değildir.

Bunu birbirine karıştırmamak gerekiyor.

Benim itirazım tam da burada.

Biz ne zaman bu kadar çabuk normalleşmeye başladık?

Bir facianın üzerinden ne kadar zaman geçmesi gerekiyor ki ticaret yeniden konuşulmaya başlansın?

Bir aile adalet beklerken, biz hangi noktada “artık hayat devam ediyor” deyip geçeceğiz?

Hayat elbette devam edecek.

Ama bazı acıların üzerinden öyle kolay geçilmez.

Geçilmemeli.

Çünkü ben o gemiye sadece bir gemi olarak bakamıyorum.

Ben baktığımda 28 insanı görüyorum.

28 aile görüyorum.

Yarım kalmış hayatlar görüyorum.

Evine dönemeyen insanlar görüyorum.

Ve hâlâ cevabını bekleyen sorular görüyorum.

Bu yüzden “önce adalet” demenin çok şey istediğimizi düşünmüyorum.

Tam tersine, bunun en doğal hakkımız olduğuna inanıyorum.

Önce olay bütün yönleriyle aydınlatılsın.

Kim ne yaptı, kim ne yapmadı ortaya konsun.

İhmal varsa ortaya çıkarılsın.

Sorumluluk varsa sorumlular hesap versin.

Ailelerin soruları cevapsız bırakılmasın.

Toplumun kafasındaki soru işaretleri giderilsin.

Ondan sonra ticaret konuşulsun.

Ondan sonra sefer konuşulsun.

Ondan sonra geminin nereden nereye gideceğini konuşalım.

Çünkü bugün bizim ihtiyacımız yeni bir sefer haberi değil.

Bizim ihtiyacımız adalet haberi.

Bunu söylerken kimseye peşinen suç isnat etmiyorum.

Kimsenin suçlu olduğunu ilan etmiyorum.

Ama hesap sorulması gereken yerde hesap sorulmasını istemek de kimseyi suçlamak değildir.

Tam tersine, adaletin gereğidir.

28 insanın hayatını kaybettiği bir olaydan söz ediyoruz.

Böylesine büyük bir facianın ardından toplumun hafızasının bu kadar çabuk silinmesini beklemek mümkün değil.

Aileler unutmayacak.

Biz unutmayacağız.

Bu toplum unutmayacak.

Çünkü bazı olayların üzerinden zaman geçer ama acısı geçmez.

Bugün yapılması gereken, bu acının üzerine yeni bir tartışma eklemek değil; o acının neden yaşandığını bütün açıklığıyla ortaya çıkarmaktır.

Benim söyleyeceğim bundan ibaret.

Kimse kusura bakmasın.

28 canın hesabı ortadayken her şey normalmiş gibi davranamayız.

Teknik denetim yapılabilir.

Sertifika yenilenebilir.

Gemiler limanlara gidebilir.

Ticaret bir gün yeniden başlayabilir.

Ama önce bir toplumun vicdanındaki hesabın kapatılması gerekir.

O hesap kapanmadan atılacak her adım, ister istemez yeni sorular doğurur.

Ve sonunda yine aynı yere geliriz:

28 canın hesabı ortadayken…

Benim sözüm çok açık:

Önce adalet.

Sonra ticaret.

Önce hesap.

Sonra normalleşme.

Çünkü 28 canı unutmak, bu topluma yakışmaz.

Sayın Ulaştırma Bakanı, Önce adalet… Sonra ticaret!
Bizi Takip Edin
Bize Katılın