Seçim havası kendini göstermeye başlayınca bizim memlekette müjdelerin de mevsimi açılır.
Son müjde büyük.
Hem de gökyüzüne kadar uzanıyor.
Kıbrıs Türk Hava Yolları geri dönüyor!
Başbakan ve UBP Genel Başkanı Ünal Üstel açıkladı: KTHY, kamu-özel ortaklığı modeliyle yeniden kurulacak ve 2028 yılında yeniden göklerde olacak. Ayrıntıları da 12 Ekim’de öğrenecekmişiz.
E, bize de şimdiden kemerlerimizi bağlamak düşüyor.
Uçacayık!
Ama uçağa binmeden önce insan ister istemez dönüp yerde bıraktığımız bagajlara bakıyor.
Çünkü bizim bagaj biraz ağır.
Öyle birkaç kilo fazlalık da değil…
Sahte diploma soruşturmaları var.
Rüşvet iddiaları var.
Merkezi İhale Komisyonu var.
Sahte reçeteler var.
ADA 74 var.
Başbakanlığa kadar uzanan soruşturmalar var.
Şimdi bütün bunları terminalde bırakıp 2028 uçağına mı bineceğiz?
Bir dakika…
Önce şu bagajları bir açalım.
Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi’nde başlayan sahte diploma meselesini hatırlayın.
Önce üniversite dedik.
Sonra baktık mesele üniversitenin kapısından çıktı; kamu görevlilerine, polis mensuplarına, eski siyasetçilere kadar uzandı.
Tutuklananlar oldu.
Teminatla serbest bırakılanlar oldu.
Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınan dosyalar oldu.
Burada kimseyi mahkeme yerine geçip suçlu ilan edecek değiliz. Yargı süreci devam eden dosyalarda kararı mahkeme verecek.
Ama bize düşen de soru sormaktır.
Bu ülkenin yükseköğretimini kim denetliyordu?
Bu diplomalar verilirken devlet neredeydi?
Denetim mekanizmaları çalışıyorsa bütün bunlar nasıl oldu?
Çalışmıyorsa bunun siyasi sorumluluğunu kim üstlenecek?
Bu soruların cevabını almadan yeni vaatlerin peşinden koşmamızı kimse beklemesin.
Neyse…
Kemerleri bağlayın.
Kalkıyoruz!
Ama piste çıkmadan önce yolumuz Merkezi İhale Komisyonu’na düşüyor.
Adı üzerinde:
Merkezi İhale Komisyonu.
Yani devletin milyonlarca liralık ihalelerinin döndüğü yer.
Sonra bir gün ne öğrendik?
Dönemin MİK Başkanı S. C. hakkında Mali Suçlarla Mücadele ekipleri soruşturma yürütüyor.
Mahkemeye rüşvet alma, iltimas karşılığı ödül alma ve görevi kötüye kullanma suçlamaları yansıyor.
Bir iş insanının toplam 900 bin TL rüşvet verdiği yönündeki ifadesi mahkemede gündeme geliyor.
S.C. bu iddiayı reddediyor.
Altını özellikle çiziyorum: Bunlar soruşturma ve yargı sürecine konu olan iddialar. Ortada bunları kesinleştiren bir mahkûmiyet kararı yoksa biz de varmış gibi davranamayız.
Ama arkadaş…
Vatandaş olarak şu soruyu da mı sormayalım?
Devletin ihalelerini denetleyenleri kim denetliyordu?
Bence bu soru 900 bin liradan da önemli.
Çünkü mesele bir kişinin cebine para girip girmediğinin ötesinde, vatandaşın devletin ihale sistemine güvenip güvenemeyeceğidir.
Sonra Başbakanlık…
Rüşvet, irtikap, görevi kötüye kullanma gibi ciddi suçlamalarla bir Başbakanlık Müsteşarı hakkında soruşturma yürütülmesi ve konunun mahkemeye taşınması zaten başlı başına yeterince ağır bir tablodur.
Kararı yine yargı verecek.
Biz yolumuza devam edelim.
Çünkü uçağımız bekliyor!
Bir ara reçete almaya gittik.
Oradan da sahte reçete operasyonu çıktı.
Doktorlar…
Eczacılar…
Tutuklamalar…
Mahkemeler…
Sosyal Sigortalar…
Yine kamu parası.
Yine denetim.
Yine aynı soru:
Bu sistem nasıl çalışıyordu?
Doktor sahte reçete yazdıysa hesabını yargı sorar.
Eczacı suça karıştıysa onun hesabını da yargı sorar.
Peki sistem bunları zamanında göremiyorsa, sistemin hesabını kim soracak?
Bakan mı?
Hükümet mi?
Meclis mi?
Yoksa her zamanki gibi vatandaş mı ödeyecek?
Geldik ADA 74’e.
Hatırladınız mı?
Hani törenlerle karşılamıştık.
Hani KKTC’nin Akdeniz’deki yeni gururu olmuştu.
Hani deniz ulaşımında yeni dönem başlayacaktı.
Sonra?
Seferler tartışıldı.
Maliyet tartışıldı.
Verimlilik tartışıldı.
Geminin geleceği tartışıldı.
Muhalefet çıktı, “Hangi fizibiliteyle aldınız, kamu kaynakları nasıl kullanıldı?” diye sordu.
Bakın, burada da kimse “mahkeme kamu zararı tespit etti” demiyor.
Benim sorduğum çok daha basit.
Bir devlet yatırım yapıyorsa, vatandaşa hesabını verecek.
Kaça aldın?
Ne kadar harcadın?
Ne kadar kazandın?
Kaç sefer yaptın?
Bugün ne durumda?
Bu kadar.
Devlet yönetmek kurdele kesmek değildir.
Fotoğraf çektirip “hayırlı olsun” demek hiç değildir.
Bir yatırımın başarılı olup olmadığını açılış günü değil, birkaç yıl sonra anlarsınız.
Ve şimdi…
Bütün bunların üzerine yeni müjde geliyor:
KTHY GERİ DÖNÜYOR!
2028’de göklerdeyiz.
Vallahi güzel.
Bu ülkede KTHY’nin yeniden uçmasını istemeyecek kaç kişi vardır?
Ben de isterim.
Hem de gönülden isterim.
O uçağın kuyruğunda yeniden Kıbrıs Türk Hava Yolları yazısını görmek elbette hepimizi mutlu eder.
Ama mesele istemek değil.
Mesele şu:
Nasıl?
Kamu-özel ortaklığı diyorsunuz.
Kim bu özel ortak?
Devlet ne kadar para koyacak?
Sermaye ne olacak?
Uçakları satın mı alacağız, kiralayacak mıyız?
Hangi hatlarda uçacağız?
Uçuş izinleri ne durumda?
Şirket zarar ederse faturayı kim ödeyecek?
Vatandaş mı?
Ve en önemlisi…
Geçmişte KTHY’nin kapanmasına yol açan ekonomik ve yapısal sorunların yeniden yaşanmaması için bu defa neyi farklı yapacaksınız?
Bunların cevabını istiyoruz.
Logo sonra.
Uçağın rengi daha sonra.
Hostes kıyafetini en son konuşuruz.
Önce hesabı kitabı görelim.
Çünkü bu memleket artık “yapacayık, edeceyik, uçacayık” cümlelerinden biraz yoruldu.
UBP bugün kendi dönemini istikrar, kalkınma ve icraat dönemi olarak anlatıyor.
Elbette yapılanları da yazacağız.
Yapılan okul varsa yazacağız.
Yol varsa yazacağız.
Hastane varsa yazacağız.
Vatandaşın yararına yapılan ne varsa hakkını teslim edeceğiz.
Ama iktidar olmak sadece yaptıklarını anlatma makamı değildir.
Yapamadıklarının hesabını verme makamıdır da.
Seçime giderken yeniden vatandaşın karşısına çıkıp büyük projeler anlatacaksanız, vatandaş da size geçmişin hesabını soracak.
Sahte diploma soruşturmasından sonra ne değiştirdiniz?
MİK soruşturmasından sonra ihale sisteminde hangi önlemleri aldınız?
Sahte reçete olayından sonra denetim mekanizmasını nasıl değiştirdiniz?
ADA 74’ün bugün devlete maliyeti nedir?
Ve şimdi önümüze koyduğunuz yeni KTHY projesinin fizibilitesi nerede?
Bunların cevabını verin.
Belgeyi koyun.
Rakamı koyun.
Modeli koyun.
Kimse de itiraz etmesin.
Belki o zaman biz de gerçekten heyecanlanırız.
Belki gerçekten KTHY’nin yeniden gökyüzünde süzüleceği günü bekleriz.
Ama bunların yerine yine kürsülerden büyük cümleler, seçim meydanlarından müjdeler dinleyeceksek…
O zaman ben de anonsumu şimdiden yapayım:
Sayın yolcularımız…
UBP seçim seferine hoş geldiniz.
Kalkış noktamız vaatler.
Varış noktamız 2028.
Uçuşumuz sırasında sahte diploma dosyaları, rüşvet iddiaları, ihale soruşturmaları, sahte reçeteler ve hesabı hâlâ sorulan kamu yatırımları nedeniyle zaman zaman türbülansa girebiliriz.
Lütfen paniğe kapılmayınız.
Kemerlerinizi sıkıca bağlayınız.
Çünkü yeni bir müjdemiz var:
KTHY geri dönüyor!
Hazır mısınız?
UÇACAYIK!


