Şu radar meselesini birkaç gündür okuyorum.
Yazılanlara bakıyorum, yapılan açıklamalara bakıyorum, bir de önüme gelen Sayıştay raporuna bakıyorum.
Sonra kendi kendime soruyorum:
Biz gerçekten neyi tartışıyoruz?
Türkiye Cumhuriyeti, KKTC’nin trafik güvenliği altyapısının geliştirilmesi için kaynak sağlıyor. Yeni nesil kameralar geliyor, sistem kuruluyor, yazılım ve donanım projeye dahil ediliyor.
Sonra sistem gerektiği gibi çalışmıyor.
Ve dönüp yaşanan bütün sorunların faturasını Türkiye Cumhuriyeti’ne kesmeye kalkıyoruz.
Kusura bakmayın…
Ben bunu kabul etmiyorum.
Çünkü Sayıştay raporunu okuyunca karşımıza çıkan tablo, “Türkiye yatırım yaptı, yatırım kötü çıktı” denilerek geçiştirilebilecek kadar basit değil.
Tam tersine, insanın dönüp bizim yöneticilerimize ve kurumlarımıza sorması gereken çok ciddi sorular var.
Önce Şunu Bir Ayıralım
Bu proje nereden çıktı?
2023 yılında Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasında imzalanan İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması’nın ardından Akıllı Ulaşım Sistemleri Projesi için protokol imzalandı.
Proje kapsamında 130 sabit, 20 mobil olmak üzere toplam 150 hız tespit sistemi ile merkezi yazılım ve donanım öngörüldü.
Yani Türkiye Cumhuriyeti, KKTC’nin trafik altyapısının geliştirilmesi için ciddi bir kaynak ortaya koymuş.
Buraya kadar tamam.
Peki Türkiye bu yatırımı yaptıktan sonra ne olacak?
Sonsuza kadar sistemin başında Türkiye mi bekleyecek?
Bakanlığın yapması gereken işi de Ankara mı yapacak?
Polisle koordinasyonu Ankara mı sağlayacak?
Bizim mevzuatımızı Ankara mı düzenleyecek?
Teslim alınan cihazların nerede olduğunu Ankara mı takip edecek?
Bizim kurumlarımızın kullandığı yazılımları birbirine Ankara mı bağlayacak?
O zaman burada hükümet neden var?
Bakanlık neden var?
Kurumlarımız neden var?
Kamera Var, Ceza Yok!
Sayıştay raporunun en düşündürücü bölümlerinden biri burası.
Yeni kameralar kurulmuş.
Kameralar çalışıyor.
Hız ihlallerini tespit ediyor.
Veri geliyor.
Ama…
Ceza yazılamıyor!
Neden?
Çünkü yeni sistemde kullanılan Enforcex yazılımı ile Polis Genel Müdürlüğünün kullandığı Trafik Puanlı İşlemleri yazılımı arasında gerekli entegrasyon sağlanamamış.
PGM, 9 Mart 2026 tarihinde Sayıştay’a verdiği cevapta, yeni kameralardan gelen hız ihlallerinin cezaya dönüştürülemediğini belirtiyor.
Şimdi vatandaşın anlayacağı dille soralım:
Türkiye yatırım yapacak.
Kamera gelecek.
Sistem kurulacak.
Ama biz kendi kurumlarımızdaki yazılımı bu sisteme uyumlu hale getiremeyeceğiz.
Sonra bunun faturasını Türkiye’ye keseceğiz.
Yok öyle yağma!
20 Mobil Kamera Nerede?
Gelelim başka bir meseleye.
Projede 20 mobil kamera var.
Sayıştay bunun da peşine düşüyor.
PGM’nin verdiği cevaba göre, Bakanlıkla yapılan toplantıda bu kameraların polise teslim edilmesi konusunda fikir birliğine varılmış.
Ama 9 Mart 2026 tarihi itibarıyla kameralar henüz PGM’ye teslim edilmemiş.
İşin ilginç tarafı, polis cihazları kullanacak personeli bile hazırlamış. Rapora göre 24 personele hizmet içi eğitim verilmiş.
Eee…
20 mobil kamera nerede?
Neden polise teslim edilmedi?
Kim takip etti?
Kim etmedi?
Bunun hesabını kime soracağız?
Ankara’ya mı?
Yoksa bu ülkede bu işin sorumluluğunu taşıyan kurumlara mı?
Sayıştay Soruyor…
Raporu okurken benim özellikle dikkatimi çeken noktalardan biri de bu.
Sayıştay Bakanlığa soruyor:
Yaklaşık 20 yıldır kullanılan eski kamera sistemi neden değiştirildi?
Bakanlık arşivinde eski sistemin etkin çalışmadığını, verimsiz olduğunu veya artık değiştirilmesi gerektiğini ortaya koyan bir inceleme, rapor ya da yazışma bulunamadığı belirtiliyor.
Sayıştay bilgi istiyor.
Bakanlık ise daha sonra verdiği görüşte, sistem değişikliğinin Türkiye-KKTC protokolü kapsamında belirlenen bir politika olduğunu ve Bakanlığın protokolün uygulanması görevini yerine getirdiğini ifade ediyor.
Peki yeni kameralar alınmadan önce teknik inceleme yapıldı mı?
Güvenlik, ölçüm, uluslararası akreditasyon ve sertifikalar konusunda nasıl bir çalışma yapıldı?
Sayıştay raporunda, ihale öncesinde bunlara ilişkin teknik inceleme yapıldığını gösteren belgeye ulaşılamadığı ve Bakanlıktan istenen bilgilerin verilmediği kaydediliyor.
Bir de kameraların mülkiyeti ve demirbaş kayıtları konusu var.
Bakanlık, yeni sistemlerin hibe kapsamında geldiğini ve usulüne uygun şekilde kayıt altına alındığını söylüyor.
Ancak Sayıştay, bunu doğrulayacak belgelerin kendisine sunulmadığını kaydediyor.
Şimdi bütün bunlar ortadayken dönüp sadece Türkiye’yi tartışmak bana doğru gelmiyor.
Ben başka bir soru soruyorum:
Biz bu yatırımı doğru yönetebildik mi?
Eskisini Söktük, Depoya Attık
Bir de eski kameraların hali var.
Yeni sistem kurulurken eski Gatso kameraları sökülüyor.
Sayıştay yaptığı incelemede, eski cihazların bir bölümünün Karayolları Dairesi deposunda atıl durumda ve sağlıklı olmayan koşullarda tutulduğunu tespit ediyor.
Bakanlığa bunların geleceğiyle ilgili nasıl bir planlama yapıldığı da soruluyor. Raporda bu konuda cevap alınamadığı belirtiliyor.
Şimdi tabloyu yan yana koyun.
Eski sistem sökülmüş.
Bazı cihazlar depolarda yatıyor.
Yeni sistem kurulmuş.
Yeni sistemin yazılım entegrasyonu tamamlanamamış.
Mobil kameralar polise teslim edilmemiş.
Kameralar hız ihlalini görüyor ama ceza süreci işlemiyor.
Sonra ne yapıyoruz?
Türkiye’yi tartışıyoruz!
Olacak iş değil.
Gelelim O 600 Milyon Meselesine
Kamuoyunda 600 milyon TL’yi aşan bir kamu zararı rakamı konuşuluyor.
Burada dikkatli olmak gerekiyor.
Çünkü Sayıştay raporunda açık biçimde hesaplanan rakamlardan biri farklı.
Raporda, yeni kameraların kurulmasının tamamlandığı Eylül 2025 ile sistemin devreye alındığının açıklandığı 16 Ocak 2026 arasındaki yaklaşık dört buçuk aylık dönem değerlendiriliyor.
Sayıştay’ın hesabına göre, kameralar bu dönemde devreye alınabilmiş olsaydı, en düşük hız ihlali cezası esas alınarak yaklaşık 173 milyon 986 bin 580 TL tutarında ceza düzenlenebilirdi.
Raporda ayrıca 16 Ocak’tan sonra da yazılım sorunları nedeniyle ihlallerin cezaya dönüştürülemediği ve bu durumun sürmesi halinde tutarın artacağı belirtiliyor.
Dolayısıyla benim derdim rakam yarıştırmak değil.
174 milyon mu?
600 milyon mu?
Daha mı fazla?
Bunlar elbette ortaya çıkarılmalı.
Ama benim için esas soru şu:
Bu ülkeye yapılan yatırım neden zamanında ve tam anlamıyla çalıştırılamadı?
Bunun cevabını istiyorum.
Faturayı Türkiye’ye Kesmek En Kolayı
Türkiye Cumhuriyeti bu projenin hayata geçirilmesi için kaynak ve teknik destek sağlamış.
Peki yatırım ülkeye geldikten sonra ne olacak?
Bir bakanlığın günlük işleyişini de Türkiye mi takip edecek?
PGM ile Bakanlık arasındaki koordinasyonu da Türkiye mi sağlayacak?
20 mobil kameranın teslim edilip edilmediğinin peşine de Ankara mı düşecek?
Bizim Trafik Puanlı İşlemleri yazılımımızın yeni sisteme uyumlu hale getirilmesini de Türkiye mi yapacak?
Sayıştay’ın istediği bilgi ve belgelerin hazırlanmasını da Ankara mı takip edecek?
Bu kadar da olmaz.
Elbette Türkiye tarafında yanlış yapılan bir şey varsa ortaya çıkarılsın.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığına sorulması gereken soru varsa sorulsun.
Yüklenici firmanın cevap vermesi gereken konu varsa onun da hesabı sorulsun.
Kimsenin üzerini örtmeyelim.
Ama aynı şekilde bizim hükümetimizin, Bakanlığımızın ve kurumlarımızın sorumluluğunun üzerini de Türkiye ile örtmeyelim.
Benim itirazım tam olarak buna.
Önce Aynaya Bakacağız
Türkiye Cumhuriyeti yıllardır KKTC’ye çeşitli alanlarda kaynak ve altyapı desteği sağlıyor.
Elbette yapılan her yatırımın hesabını soracağız.
Yanlış varsa yanlış diyeceğiz.
Eksik varsa yazacağız.
Hata varsa üzerine gideceğiz.
Gazetecinin işi zaten budur.
Ama aynı gazetecilik hassasiyetini kendi hükümetimize ve kurumlarımıza karşı da göstereceğiz.
Türkiye yatırım yapacak…
Biz çalıştıramayacağız.
Türkiye cihaz gönderecek…
Biz teslim süreçlerini tamamlayamayacağız.
Sistem kurulacak…
Biz yazılımları birbirine bağlayamayacağız.
Sayıştay soru soracak…
Biz gerekli bilgi ve belgeleri ortaya koyamayacağız.
Sonra da faturayı Ankara’ya keseceğiz.
Hayır arkadaş!
Bu kadar kolay değil.
Türkiye Cumhuriyeti’nin sağladığı kaynağı da, KKTC halkının kaynaklarını da doğru kullanmak zorundayız.
Bu ülkeye yapılan yatırımın doğru çalışmasını sağlamak, onu korumak ve halkın hizmetine sunmak burada görev yapan yöneticilerin de sorumluluğudur.
Türkiye tarafının kusuru varsa çıkarın belgeyi, konuşalım.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı tarafında cevaplanması gereken bir konu varsa soralım.
Yüklenici firmanın kusuru varsa ortaya koyun, hesabını soralım.
Ama bizim tarafta hata, koordinasyonsuzluk veya ihmal varsa onu da saklamayın.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığı yatırımı doğru dürüst çalıştıramayıp sonra ortaya çıkan sorunların faturasını Türkiye’ye kesmek bana göre işin en kolay tarafıdır.
Zor olan kendi hatanla yüzleşmektir.
O yüzden faturayı Ankara’ya göndermeden önce dönüp Lefkoşa’daki masalara bir bakın.
Belki de aradığınız adres sandığınızdan çok daha yakındır.


