Bazen her şeyin yerli yerinde göründüğü bir akşamda, insanın içinde adını koyamadığı bir eksiklik beliriyor. Sofra toplanmış, günün telaşı bitmiş, sevdiği insan yanı başına oturmuş. Konuşacak bir şey de var aslında; ertesi gün yapılacaklar, alınacaklar, yetiştirilecek işler…
Ama içinden başka bir cümle geçiyor:
“Hayatımın içinde özlediğim bir şey var. Ne olduğunu ben de bilmiyorum.”
Böyle anlarda kendime hemen cevap vermemeye çalışıyorum. Çünkü insan bazen içindeki huzursuzluğun nedenini, en yakınındaki ilişkide aramaya başlıyor. İlgimiz mi azaldı, sevgimiz mi değişti, birbirimize mi alıştık? Bunların her biri üzerine düşünmeye değer. Yine de sormadan geçemiyorum: İçimde duyduğum her eksikliğin cevabı, sevdiğim insanda mı?
Bir zamanlar kavuşmayı çok istediğimiz şeylere kavuşuyoruz. Birlikte yaşayacağımız bir evimiz oluyor. Soframızda ikinci bir tabak, kapının açılışından tanıdığımız bir ses… Sonra hayat devam ediyor. Seviniyoruz, yoruluyoruz, alışıyoruz. Ve bir gün, bütün bunların içinde yeniden bir özlem duyuyoruz.
O zaman insan biraz da utanıyor. “Daha ne istiyorum?” diye soruyor kendine. Elindekinin kıymetini bilmiyormuş gibi hissediyor.
Oysa belki önce, neyi özlediğimizi sakince dinlemeye ihtiyacımız var.
Ben bazen içimizdeki o boşluğun, yaşamaya devam eden arayışımızla ilgili olabileceğini düşünüyorum. Henüz tanımadığımız yanlarımız, ertelediğimiz heveslerimiz, yıllardır ağzımızdan çıkmamış cümlelerimiz var. Bir dönem geride kalıyor; biz değişiyoruz, ihtiyaçlarımız değişiyor. Fakat kendimizle ilgili bildiklerimizi aynı hızla yenileyemiyoruz.
Sonra bütün bu belirsizliği tek bir kelimenin içine yerleştiriyoruz: Aşk.
Aşkı özlediğimizi söylüyoruz. Peki, tam olarak neyi özlüyoruz?
Birinin bizi görünce yüzünün aydınlanmasını mı? Gün içinde durup dururken merak edilmek mi? Dokunulmak, arzulanmak, anlatacaklarımızın heyecanla beklenmesi mi? Yoksa bir zamanlar kendimizde sevdiğimiz o canlı hâlimizi mi?
Bunların cevabı herkeste, hatta aynı insanda farklı zamanlarda değişebilir.
Düşünüyorum da insan, yıllar içinde üstlendiği rollerin arasında kendine daha az uğrar olabiliyor. İşini yapan, ihtiyaçları karşılayan, düzeni sürdüren biri… Bir gün biri ona alışık olmadığı bir soruyla dönüyor: “Sen ne yapmak isterdin?”
Cevap vermekte zorlanıyor.
Çünkü uzun zamandır kimse sormamış olabilir. Kendisi de sormamıştır belki.
Bazen böyle küçük bir ilgi içimizde beklemediğimiz kadar geniş bir yer açabiliyor. Bir konuşmanın devamını bekliyoruz. Gelen bir mesajla yüzümüz değişiyor. Söylediklerimizin merak edilmesi hoşumuza gidiyor. O insanın yanında daha neşeli, daha rahat, daha canlı hissediyoruz.
Böyle bir anda kendime sorabilmeyi isterim: Beni buraya çeken ne? Bu insana dair merakım ne kadar, onun yanında yeniden hissettiğim kendime duyduğum özlem ne kadar?
Kolay bir soru değil. Cevabını duymak da her zaman rahatlatmayabilir. Çünkü bazen kendi hayatımızda ertelediğimiz bir yüzleşmeyi, yeni bir heyecanın içinde ertelemeye devam ederiz.
İşte burada, arayışımızla birlikte sorumluluğumuz da başlıyor.
Bir duygunun belirmesiyle o duyguyla ne yapacağımız arasında düşünmeye, durmaya, seçim yapmaya yer var. İçimizde olanı hemen anlayamayabiliriz. Ama onu yaşama biçimimizin başka bir insanın hayatına dokunduğunu hatırlayabiliriz.
Benim kendimi bulma isteğim kadar, benimle hayat kurmuş insanın ne yaşadığını bilme ihtiyacı da gerçek. O da zamanını, güvenini, geleceğe dair düşüncelerini bu ilişkinin içinde şekillendiriyor.
Bunu düşündüğümde başlıktaki soru geliyor aklıma:
Kendimi ararken seni nerede bıraktım?
Sana anlatamadığım şeyleri, önce kendime anlatabildim mi? İçimde değişenleri senin bilmeni beklerken, bunları söyleyecek kelimeleri aradım mı? Yoksa kendi suskunluğumun içinde senden uzaklaşıp, aramızdaki mesafeye ikimizin de aynı yerden baktığını mı sandım?
Elbette her konuşma karşılık bulmayabilir. İnsan anlatmayı denemiş ve duyulmamış olabilir. İlişkide uzun süredir eksilen yakınlık, inciten davranışlar, karşılanmayan ihtiyaçlar bulunabilir. Bunları görmezden gelmek de kendimize karşı dürüst olmamak olur.
İlişkinin içinde birlikte bakmamız gereken şeyler vardır. Bunun yanında, her birimizin kendi seçimleri için taşıdığı bir sorumluluk da bulunur. Kendi payımı görebilmek, bütün yükü üzerime almak demek değildir. Karşımdakinin payını görmek de yaptığım seçimleri onun üzerine bırakmama yetmez.
Belki en zor konuşma, henüz bütün cevaplara sahip değilken başlayandır:
“Bir süredir içimde bir şey değişiyor. Ben de tam anlayamıyorum. Ama bunu senden saklayarak yaşamaya devam etmek istemiyorum.”
Bu cümle her şeyi düzeltmez. Bazen yeni sorular açar, bazen can acıtır. Yine de iki insanın yaşadıkları ilişkiye daha açık gözlerle bakabilmesine bir imkân verebilir.
Artık aşkı düşünürken, bütün arayışlarımın sona ereceği bir yere varmayı bekleyip beklemediğimi de sorguluyorum. Sevdiğim insanın yanında hâlâ sorularım olabilir. Öğreneceğim, değiştireceğim, kendi başıma emek vereceğim şeyler kalabilir.
Belki içimdeki o boşluğun bir kısmı hep benimle yürüyecek. Onu tanımayı, hangi zamanlarda büyüdüğünü, beni nereye çağırdığını anlamayı öğrenebilirim.
Bütün bunları yaparken sevdiğim insana dönebilmek istiyorum. Söylemekte zorlandığım şeylerle, kesinleşmemiş cevaplarımla, kendi içimde henüz tamamlayamadığım yolculukla…
Çünkü kendime yaklaşırken, sana nerede olduğumu söyleyebilmeyi de önemsiyorum.


